Akira Kurosawa’dan bu sefer Komunosu-jo yani Thrones of Blood (Spider Web Castle) tam anlamıyla efsanevi bir tarihsel savaş dram filmi. Shakespeare’in Macbeth eserinden adapte edilmiş bir filmdir ve çok başarılı bir şekilde bunun altından kalkınmıştır. Kurosawa, Sheakespeare zamanında da eski olan Noh performanslarından ilham almış ve böylece daha tiyatral bir oyunculuk için karakterlerin beden diline de diyalogları kadar önem vermiştir. Noh kısaca maskelerle oynanan tarihsel ve dini konuları ele alan Japon bir tiyatro türüdür. Kurosawa bu sanattan ilham alırken ikonik maskelerden vazgeçmiş olsa bile çekimlerdeki makyaj ve yüz duruşlarını aynı maskelerdeki gibi oyuncuların şekillendirmesini istediğini oyuncu Toshiro Mifune’nin yüzünden çok net anlayabiliyoruz. Ve Isuzu Yamada’nın belgeselde anlattığına göre Kurosawa ona “Sen bir Noh maskesisin, bu yüzden gözlerini kırpma” diyerek böyle bir etki vermek istediği apaçık ortada. Ben filmi ilk izlediğimde bu kısımları bilmiyordum ama yüzlerin şekilleri diğer filmlerine göre belirgin ve ürkütücü olduğu belliydi. Merak edip araştırınca ayrı bir hoş geldi bu bilgiler.

Noh maskeleriyle oyuncuların yüzlerinin uyumu

Hikayeye gelecek olursak Washuzi ve Miki iki sıkı dost oldukları gibi ikisi de komutandır. Bir savaştan dönüşlerinde karşılarına ormanın içinde bir ruh belirir. Bu ruh bence aşırı epic bir duruşu olan karakterdir. Bir aleti yavaş yavaş döndürürken o kehanetleri karaketlerimize anlatması aşırı etkileyici. Ruh onlara bu akşam Washizu’nun Kuzey Garnizonun Efendisi olarak adlandırılacağını ve Miki’nin ilk kalenin komutanı olacağını söylüyor. Ardından Washizu’nun sonunda Örümcek Ağı Kalesi’nin Efendisi olacağını ve Miki’ye oğlunun kalenin efendisi olacağını söyler. Washuzi ve Miki, akşam efendilerinin yanına gittiklerinde kehanetin ilk kısmı gerçekleşir ve ruhun dediği gibi yeni pozisyonlarına kavuşurlar. Belli bir süre geçtikten sonra kehanetin ikinci kısmı Washizu’nun karısıyla bu konuları konuşmalarından sonra efendisini kendi kalesinde ağırlarken suikast düzenlemesiyle gerçekleşir. Şüpheleri kendisinden uzağa taşımak için sanki efendinin korumalarının bu suikastı düzenlediği bir ortam yaratır. Önce karısı onlara ilaçlı sake içirir. Korumasız kalan efendi, Washizu’nin eliyle öldürülür. Sonrasında bir takım yayagara çıkararak korumların bunu yaptığını diğerlerine inandırarak korumalara tam diğerleri gelirken öldürür. Efendinin oğlu ve bir lord bu olaylara inanmaz ve Miki’yi uyarmak için yola koyulurlar. Miki tabii ki de arkadaşı için söylenen bu suçlamalara inanmaz ve onları kaleden kovalar. Washizu’nun çocuğu yoktur ve o yüzden taht Miki’nin çocuğuna kalacağı barizdir. Washizu da buna uyacaktır ama karısı hamile olduğunu söyler. Bu andan itibaren Miki ve oğlunun öldürülmesi gerektiğini düşünmeye başlar ve bu konuda çalışmalarına başlar. Bir ziyafetin düzenlendiği odada toplanıp konuşulacaktır ama Miki ve oğlunun yokluğu rahatsız edicidir. Washizu en çok rahatsız olan kişidir ve bir an aklını kaybedip Miki’nin solgun hayaletini görmeye başlıyor. Aşırı panik olmuş bir şekilde kılıcını çeker ve onu öldürmek istediğini söylemeye başlar. Eşi ise Washizu’nin söylediklerini toplamak için diğerlerine sadece çok içti biraz rahatsız diyerek odadakileri dışarı çıkarır. Ondan sonra askerlerinden biri gelerek Miki’nin kesilmiş başını sunar ama Miki’nin oğlu kaçmıştır. Washizu ise yaptığı bu şeyden dolayı üzülerek askeri orada öldürür çünkü en yakın arkadaşını öldürmüştür onun için değişik duygular içerisindedir.

Ruhun kehanetleri söylediği sahne

Sonrasında Washizu’nun çocuğu ölü doğar ve yakın arkadaşına yaptığı bu hain suikast anlamsız kalır ve biraz daha kendini kaybetmeye başlar. Savaşın geleceği kesindir ama ne yapması gerektiğini öğrenmek için kehanetleri söyleyen ruhun olduğu yere gitmeye karar verir. Ruh ise ona eğer ağaçlar yürüyüp kaleye saldırmadığı sürece savaşı kaybetmeyeceğini iletir. Washizu bu sözlerden sonra kendisinin mağlup edilmez olduğu düşünmeye ve askerlerini bu anlamda kehanetle motive etmeye başlıyor. Sabah olduğu zaman eşinin garip davrandığını görür. Elinde görünmeyen bir kanı temizlemeye çalışıyordur. Sanırım yaptığı kötülüklerinden dolayı bir nevi vicdan azabı çekmektedir. Sonrasında arkerlerden birinin ağaçların kaleye doğru ilerlediğini söyler. Washizu ne kadar askerlerine saldırma emri verse bile askerler kehanet gerçekleştiğini düşünmeye başlar ve hatta Washizu’yu öldürmek için ok atmaya başlarlar. Bu sahneyi gerçek oklarla çekmişler ama usta okçular sayesinde oyuncuya gerçekte yara bile aldırmadan hafif aksiyonlu bir şey olmuş. Washizu ne kadar kaçsa bile en sonunda ölümü gerçekleşir. Sonrasında ise saldıranların ağaçları kestiğini ve gizlenmek için onları taşıdıkları ortaya çıkar.

Washizu’nun ölümü

İngiliz edebiyatının ünlü eseri Macbeth’i Japon kültürüyle beraber her ikisine de saygılı şekilde adapte edilmesi bakımından çok başarılıdır. Onun dışında oyunculuklar insan psikolojisinin trajedisini iyi ortaya koyan yazının başında da bahsettiğimiz Noh tarzı yüzlerle de duyguları iyi aktaran bir filmdir. Siyah beyaz olmasına rağmen Kurosawa, filmi hep üst bir çağa taşıyan biridir onun için izlemesi keyiflidir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s