Ingmar Bergman‘ın tuhaf bir deneyim sunan psikoloji dram filmi. Filmin başında çeşitli sinema veya animasyon filmlerin birleşiminden oluşan sahneler var. Bir kaç sahneden sonra asıl filmimizin sahnelerine geliyoruz ve aynı şekilde filmin sonunda da bir geçişle kamera ekibinin olduğu bir sahneye geçiyoruz ve filmin bitişini görüyoruz. Filmin içerisinde de bu tarz film dağılmaları da oluyor. Bunun nedeni bize hikayenin gerçek olmadığını, bir film olduğunu hatırlatmak istemesindendir. Bir takım gerçekliği, ilüzyon ile yansıtıyor.

Elizabeth (Liv Ullmann) bir gösteride sahnenin ortasında konuşmayı bırakır ve bir daha ağzından çıt çıkmaz. Bir doktor, Elizabeth ve Hemşire Alma’nın (Bibi Andersson) tedaviyi yazlık evinde geçirmelerini önerir. Alma bunu başarıp başaramayacağı konusunda biraz tereddüt eder ama en sonunda kabul eder. Hastanede Elizabeth kalırken televizyonda Vietman Savaşı haberlerine bakıp korktuğu bir sahne var. Bu yine yönetmenin savaşa olan karşılığını göstermek amacıyla yapılmıştır. Başka bir sahnede de savaşta esir düşmüş insan ve çocukların fotoğrafına bakılırken bir bölüm var. Neyse hikayemize dönelim, Elizabeth hiçbir şey söylemiyor ama Alma bol bol konuşuyor, hayatını ve planlarını anlatıyor. Hatta özel hayatından erotik bir anısını bile paylaşıyor zaman geçtikçe. İki kadın arasında romantik bir bağ güçleniyor. Ama sonrasında Alma, Elizabeth’in doktora yolladığı mektupların birinde bu sırlarını yazdığını görüyor. Elizabeth’in onunla konuşmamaya devam etmesini daha fazla sırrını öğrenmek için yaptığına inanmaya başlıyor. Elizabeth’in konuşmasını sağlamak için şiddete bile başvuruyor. Vuruyor ittiriyor hatta üzerine kızgın su bile atmaya yelteniyor. Elizabeth ise o an sadece “No, don’t” diyor. Bunun üzerine duran Alma tanıştıklarından beri Elizabeth’in konuştuğuna emin olduğu tek andır. Bundan önce yarı uyurken Elizabeth’in fısıldadığını anımsıyordu sadece. Alma sonrasında Elizabeth’e korkunç bir insan olduğunu bildiğini söyler. Elizabeth kaçmaya başladığında ise yalvarıyor ve özür diliyor. Konuşmasını istiyor bol bol. Sonra bir gece evin kapısına Elizabeth’in kocası gelir. Ama Alma’yı, “Elizabeth” diye çağırır. Alma ne kadar Elizabeth olmadığını söylese de en sonunda öpüşür hatta sevişirler.

Filmin başında Elisabet’e oğlunun fotoğrafı verildiğinde yırtmıştı Elisabet. Alma, Elisabet’in oğlunun fotoğrafını neden yırttığını konuşmak için yanına gelir. Alma, Elisabet’in hikayesinin çoğunu fark etmiştir artık: Sahip olmadığı tek şey olan anneliği istediğini ve hamile kaldığını öğreniriz. Ama kararından pişman olduğu için kendince bir kürtaj girişiminde bulunduğunu bildiğini anlatır Alma. Ne yaparsa yapsın istemediği oğlu doğmuştur yine de. Artık istemediği bir hayatı olduğundan her şeyden kaçmak için susmaya başladığını anlatır. Bu kısım her iki karakterin de ayrı ayrı yüzlerine odaklanarak aynı kelimelerin farklı karakterlerle tekrarını izliyoruz. Buradaki anlam film boyunca da birbirlerine dışıyla ve içiyle benzeyen karakterlerin bütün olduğunu göstermesidir.

Benliğimiz diye olarak düşündüğümüz şeylerin çoğu, doğrudan dünya deneyimi değildir, zihnimizdeki anılardan, fikirlerden, insanlardan, dışarıdan aldığımız şeylerden oluşan bir kayıttır. Ve bize bu “Persona”yı yine film içinde olduğunu belirterek ayrı bir şekilde anlatmışlardır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s