Hayalet Hikayeleri: Kwaidan (1964)

Masaki Kobayashi gibi yine Japonya’nın önemli bir yönetmenin elinden çıkmış, Lafcadio Hearn’nın “Kwaidan” adlı kitabındaki 4 öyküyü uyarlamıştır. Bunlar Japon kültüründe bayağı boy gösteren hayalet hikayeleridir. Yazarımız da zaten sonradan Japon vatandaşı olan birisi, o yüzden dıştan iyi gözlem yapılmış ve duruma oturmuş hikayelerdir. Her ne kadar yavaş bir film olsa bile içindeki gizem ve yanılsama izlemeye yetiyor. Hayalet filmi ama korkudan ziyade merakla izlenebilecek bir film.

Öykücülüğü iyi olduğu kadar sanatsal anlamda da gözü iyi doyuran bir filmdir. Eski filmlerde en çok sevdiğim kısım bazı effectleri yapış tarzları çünkü teknoloji veya bilgisayarlar yok, mekanik anlamda işlerini yapıyorlar ve cidden başarılı oluyorlar. Fantastik bir alemde olaylar döndüğünden gökyüzünü boyamışlar ama ışık ve renklerle bu durum izleyiciye o kadar da batmıyor. Hatta değişen bir renk paletiyle insanı büyülemektedir. Onun dışında hayaletlerin yeri geldiğinde transparan oluşu da çok iyi yapılmıştır. Bir de tüm bu çekimleri ufak bir hangar gibi bir stüdyoda yaptıklarını unutmamak lazım. Döneminin teknik imkanlarına göre aşırı başarılı bir film. Bana göre tek bir sıkıntı var yanlış hatırlamıyorsam 300 küsür geminin olduğu bir savaş sahnesidir. Doğal olarak az kaynaklardan dolayı ufak sallarla çekilmiştir. Ama ben olsam ufak salları değil de bir veya iki büyükçe gemiyle çeşitli çekim oynamalarıyla yapardım. Gemi diyorum da tam gemi olmasına da gerek yok bazı açılardan öyleymiş gibi gözükse de yeter. Bir de büyük bir tabloda savaşın çizimlerini gösteriyor arada zaten. Bu çizimlere daha çok odak verip belli önemli kısımları canlandırılabilirdi. Tabii yine de o kadar güzel olmayabilirdi. O kısma rağmen aşırı güzel çekilmiştir sadece kendimce bir görüş yazdım.

4 hikaye, 4 farklı mevsim, 4 farklı renk ve 4 farklı duygu. İlk hikaye pişmanlığı konu alıyor, mevki alabilmek amaçlı eşini terk edip başka bir kadınla evlenen kocasının pişman olup affedilmek istese bile bir azap çekmektedir. İkinci öykü ihaneti ele alıyor en sevdiğim hikaye budur filmdeki. Fırtınada yakalanmış genç ve ihtiyar adamın Kar Kadını adlı bir ruh ile öldürülecektir ama kadın genç olanı yakışıklı olduğundan öldürmüyor ama birilerine orada olanları anlatırsa öldürceğini söylüyor. Aradan yıllar geçip şans eseri karşına gelen bir kadınla evlenen adamımız bir gün eşine olanları anlatır. Bu anda ise eşinin aslında Karlar Kadını olduğunu öğrenir. Ama bu sefer de ruh adamın hayatını çocuklarının hatrına bağışlar. Üçüncü hikaye yalnızlığı anlatıyor, bir manastırda gözleri görmeyen bir müzisyen var. O kadar güzel çalıyor ki bir Samuray hayalet onu soylu bir hayalete çalması için götürür. Ondan sonra ise garip şeyler olucaktır. Dördüncü hikaye çaresizliği anlatıyor, içtiği kapta yüzler gören bir muhafızın aklını yitirmesi ile sonlanır. Öyküleri uzun uzun dolu dolu anlatır, bu kimisi için aceleye getirmeden, ölçülü bir anlatımdır kimisine göre de tam tersi. Üç saatlik versiyonun yanında kısa hali de var sanırım ama kısa halinde bir hikayenin olmadığı söyleniyor. Siz yine de uzun halini izleyin.