Taxi Driver (1976) İnceleme

Yine bir Martin Scorsese ve Robert De Niro’lu bir filmle devam etmek istedim. Bu film de diğer film kadar hoşuma gitmiştir. Robert De Niro, Raging Bull’da nasıl belli bir süre boksörlük yaparak rolüne hazırlandığı gibi bu film için de taksicilik lisansı almış ve 2 ay boyunca rolüne odaklanmıştır. Bu film mekansal anlamda göze çok hoş gelmektedir, bunun sebebi film çekimlerinin olduğu zamanlar çöpçülerin bir grevi sonucu etrafta bolca çöp görmekteyiz. Pis bir şehri görmek filme pozitif etki sağlamıştır çünkü izleyen insanlara daha gerçekçi bir ortam sunmuştur. Arabanın içerisinden şehri çeken veya dışarıyı çeken açıları genelde çok severim ve bu filmde o açıların en iyilerini görmekteyiz.

Travis, New York’ta yaşayan sıradan biridir ve huzursuzluk ve yalnızlığından uzaklaşma çaresi olarak taksicilik yapmaya başlar. Geceleri şehrin en kuytu ücra köşelerinden en parlak ışıl ışıl mekanlarına kadar her yerde dolanmaya başlar. Kamera taksinin içerisinde çok iyi konumuyla Travis’in takside gözlemlediği olaylara çok iyi duygu katmaktadır. Yalnızlığına artık şehrin kirli işleri dahil olmuştur. Bir gece taksisine binen bir kız hemen sürmesini istiyor ama peşinden gelen bir adam onu indiriyor. Cebinden buruşmuş 20’liği taksiciye atar ve kızı hafif zorlaya zorlaya oradan gider. İlk izlediğinde öylesine bir olay gibi dursa da hikayenin ilerleyen kısımlarında önemli hale gelecektir. Travis o geceki işini bitirir taksi durağı gibi yerine gelir. O 20’lik hala koltukta buruşuk şekilde yatmaktadır. Kirli bir paradır onun gözünde ama biraz düşündükten sonra iç cebine atar ve hep yanında bulundurur. Parayı gördükçe içinde bir şeyler daha da gelişmeye başlayacaktır. Sonrasında bir başkanlık seçimine yardım eden kadınla flörtleşmeye başlar ama ilk sinema olarak yetişkin filmlerinin olduğu yere götürünce başarısızlıkla sonlanır. Sonuçta Travis boş vakitlerini doldurmak amacıyla hep buralarda takılmaktadır. Bu ayrılıkla ne kadar çabalasa da daha yıkılmıştır. Kadını telefonla aradığı sahnede kameranın boş koridoru çekmesi bize hüznü yansıtmak istemesindendir. Sonrasında bu kötü şehir hayatında diğer taksici arkadaşlarının tavsiyesi üzerine silahlanır. Ayrıldığı kız arkadaşının reklamını yaptığı başkan adayını öldürmeye niyetlenmiştir. Bileğine bir mekanizma kurmuştur silah içeriden eline doğru gelecek şeklinde. Ara ara seçim mitinglerinin olduğu mekanlara gider bir hareket yapmasını bekleriz ama olmaz. Sonra yine o taksiyle kaçmaya çalışmış kızı bulur ve kızın Sports adındaki bir pezevenkin işçisi olduğunu öğrenir. Sports’a söyleyerek kızı tutar odaya giderler, parayı da o buruşmuş olan 20likle öder. Odada kızla konuşur 12 yaşındadır ve ismi Iris’tir. Ona buradan kaçmak gitmek istiyorsa yardım edebileceğini söyler. Kız ise bunu aslında istemediğini aldığı eroinden dolayı bazen saçma şeyler yaptığını söyler. Sports’un aslında onu koruduğunu söyler. Bunun üzerine hala konuşmak isteyen Travis bir kahvaltı yerinde konuşmaları için karar alırlar. Kızla orada da konuşur ama çok bir şey değişmez. Sonra saçına punkçı tarzı yeni bir model verir başkanlık seçimindeki adamın mitingine gider. Orada eline silahı almaya yeltenip yürürken korumalar görür. Bunun üzerine neyi varsa yoksa kaçar. Ama akşamına Sports’un yanına gider ve orada bu işe karışmış herkesi öldürmeye başlar. Sahne mekansal olarak çok güzel bir kanlı ortama dönüşür. Yakın çekimde ilerleyen bu saldırı sahnesi en sonunda yukarıdan uzak bir bakışla cesetlerin üzerinde gezinir. Bireysel başlayan bu olayın en sonunda tanrısal bakış açısıyla yansımasına bakarız. Bu olay gazetelerde toplumun bir kahramanı olarak duyulmasına vesile olur. Ağır yaralanmış ve hatta kendisini öldürmeye çalışmış bile olsa Travis’i yeniden normal şekilde görürüz. Taksiciliğe devam etmektedir ve saçı eskisi gibidir.

Taksi içerisindeki o çekimlerin güzelliği zaten dillere destandır bir de üzerine soft müziklerle bizi hayal bir ortama koymuştur. Tüm bu olaylarla birlikte Travis’in psikolojik durumunu ve aldığı uyku ilaçlarını da düşündüğümüzde olayların bir hayal olması da mümkün gibi durmaktadır. Yarattığı atmosferle ve bu tarz olaylarıyla da şiddete özendirdiği düşünülen bu film gerçekte de böyle bir suiskast işlemine yönlendirdiği doğrudur. John Hinckley adındaki birisi bu filmi bolca izledikten sonra Iris’i oynayan kıza takıntılı hale gelmiştir. Ona tonlarca mektup yazmasına ve geri dönüş almaması sonucu ilgi çekebilmek adına dönemin başkan adayı olan Ronald Reagen’a suikast girişiminde bulunmuştur. Bunun üzerine FBI, Martin Scorsese, De Niro ve senarist Paul Schrader’ı sorgular. Başkalarına da böyle genel bir duygu bırakıp bırakmadığını bilmiyorum ama beni rahatlatan sakin bir filmdir bütünüyle.