Bir Hayalkırıklığı: Tenet (2020) İnceleme

Hollywood’un son 10 yıldır en gözde yönetmeni olan Christopher Nolan‘dan yine zaman oyunlarının olduğu bir film geldi. Aynı zaman diliminde bir karakterler ileri giderken diğerleri geri geri hareket halinde olduğu değişik bir tarzı olan bir film. Yalnız bu zaman oyunlarını çıkarınca düz bir mafya filmi izliyoruz yani. Filmin yarısına kadar bir şeyleri anlamaya çalışıyorsun ama yarısından sonra tahmin etmelerin kolaylaşmaya başlıyor. Filmi anlamaya çalışmayın hissedin diyorlar ama karakterlerle bağ kurmak aşırı zayıf bir halde, karakterlerin gözümüzde bir doluluğu yok. Kötü adam zaten hepten klasik bir Rus Mafyası ve o kadar iyi performans sergilemiyor. Aynı şekilde çoğu oyuncunun iyi oynadığını söyleyemem oynasalar bile diyaloglarla bile bize dokunamıyorlar. Robert Pattison iyi oynamış rolünü ama o bile sönüktü yani. Aksiyonda seyirciyi de içine alması için karaktere olan bağ önemli yer tutuyor bence. Onun dışında aksiyon için şunları söyleyebilirim zaman oyunları işi ilginç hale getirmiş ama yine bildiğimiz James Bond tarzı bir film. Bu tarzda bir film çekme hayali vardı yönetmenin ama konseptle ne kadar uyuşmuş emin değilim. Bolca bir ileri bir geri çekimli bir film. Bir süre sonra bunlar da ilginçliğini yitiyor. Kurgu anlamında daha ilginç şeyler görmeyi bekliyor insan. Müzikler, Mandolorian’ın müziklerini yapan Ludwig Göransson tarafından yapılmış güzel müzikler ama olayla alakalı yerlerde çalmıyorlar. Film genel anlamda sıradan bir hikayede, hiç bir sevgi veya ilişki kuramadığın karakterlerle olayı bir buradan bir de ters taraftan izletiyor. Interstellar’ı da bilimsel anlamda meh bulmuş olmama rağmen onda en azından bir bağım vardı, beni içine almıştı birçok noktada. Inception’da aksiyondan bir saniye bile ayrılman zordu, zaman senin için bile aşırı heyecanlı akıyordu. Tenet’te ise bunları bulmanız gerçekten çok zor, motivasyonu yetersiz. Bulmacası daha merak uyandırıcı olacağına çok öyle böyle kalmış. Bazı kısımların parçaları eksik yani ya da ben göremedim. Filme çok para harcanmış bunun sebebi gerçek uçak çarptırmaları binaya, ve sanırım CGI ve Green Screen’den uzak durulması çalışılmış bir film. Gerçekçiliği iyi yansıtmış bu konularda. Filme kötü demek doğru olmayabilir belki ama çok iyi film, devrim açıcı falan demek de abartı. Herkesin bildiği klasik mafya hikayesini biraz sönük halde ama Nolan tarzıyla izlediğinizi düşünün ve çok büyük beklentilerle izlemeyin. Nolan’dan daha iyi film beklerdim açıkçası.

Senaryoda neler oluyor azcık yazayım. İlk başta direkt heyecanlı bir sahneyle filme giriş yapıyor. İsmini bilmediğimiz bir CIA ajanı opera binasındaki gizli bir operasyona katılıyor orada bir artifact ele geçiriyor. Sonrasında bu artifactlerin zamanın yönünü değiştirmekte kullanıldığını öğreniyor. Tenet adındaki bu gizli organizasyon ile birlikte Rus mafya başı Andrey Sator’un üçüncü dünya savaşı veya nükleer savaşı tetiklemesini engellemek için görev alıyor. Bu tehditi durdurabilmek için yine zamanda geri hareket etmeli bir takım planlar kurup olaylara başlanılıyor. Bundan sonrasını anlatmak hem zor hem de spoiler.