Sadece Bir Bilim Kurgu Değil, Ötesi – 2001: A Space Odyssey (1968) İnceleme

Stanley Kubrick gibi başarılı bir yönetmenin elinden çıkmış olan ve yönetmenin en hoşuma giden filmidir. Siyah bir monolitle beraber bizi insanlığın ilk varoluşundan yapay zekaların çağına kadarki süreci anlatır. Yapım yılına nazaran bilim kurgu anlamında çok eşsiz görünümü ile sinemada bir çığır açtığını söyleyebiliriz. Yönetmenin toplamda tek bir Oscar ödülü bulunmaktadır ve o da bu film ile En İyi Görsel Efekt dalında almıştır. Film çok güzel olmasına rağmen uzun olması ve izleyicilerin bir şeyleri merak etmesini beklediğinden dolayı çoğu insan için izlemesi zor bir filmdir. Bana göre de Kubrick filmlerde bazı sahneleri aşırı uzun çekiyormuş gibi geliyor ve bu biraz yoruyor. Bir de bu filmde görsel anlamda anlatım ağır basıyor, insanların birbirleriyle konuştuğu ettiği sahneler çok az. Bu gibi eksileri olsa bile görsel keyfine doyum olmaz bir filmdir.

Film 4 kısımdan oluşuyor diyebiliriz bunlar “The Dawn of Man”, “The Monolith on the Moon”, “Jupiter Mission” ve “Jupiter and Beyond the Infinite” şeklindr adlandırılmaktadır.

The Dawn of Man: Maymunları yaşamlarını gösterdiği sahnelerle başlamaktadır. İnsanların zeki hayata geçişini anlatmaktadır. Monolithe dokunmaları ile maymunların diğer canlılardan üstün olduklarını farketmeye başladığını ve onları öldürüp yemeğe başlamaları ile evrime doğru olan yolumuzu açmaktadır.

The Monolith on the Moon: Bu kısımda artık insanlık iyice ilerlemiş teknolojiyle iç içe olmuş ve uzayla tanışmaya başlamıştır. Hayatlarını artık bu cihazlar olmadan idame ettirmeleri artık iyice zordur. Aya vardıklarında monolithi görürüz, insanlar hemen onunla etkileşime girerler ve fotoğraf çekilmeye başlarlar. Ardından bir uyarı gibi bir şey gelir ve sahne kopar. İnsanların daha hazır olmadığını vurgular.

Jupiter Mission: Ay yolculuğundan 18 ay sonrasındaki zaman dilimindeyizdir. Bu yolculuk gemisinde astronotlarla beraber gemide bir yapay zeka bulunmaktadır. Bu yapay zeka gerilimi ve hafif korkuyu bize neredeyse hiçbir şey yapmadan bile hissettirir. Bu yapay zekanın görevi incelemek ve olayları değerlendirmektir. Ama gün gelir insanlığın beceriksiz yapısını keşfeder. İnsandan üstün olduğunu sahnelerde hep gösterirler ve yapay zekamız da bunun farkındadır. Ses tonundan bile bu üstünlük duygusunu taşımaya başlar. Sonrasında kendisini üstün görmesi üzerine büyük bir hataya sebep olur ve gemidekiler onu kapatmaya karar verir. Ama yapay zekamız bunu kabullenmez ve mürettebatı tek tek öldürür. Bir tanesini ise uzayda çaresizliğe doğru bırakır. Ama hesap etmediği bir şey vardır. İnsanlık salak olduğu kadar cesur oluşu kendisini kurtaran özelliktir. Tamamen sayısal hesap yapan bir makine kendisini ölüme bırakabilirken insan ufak bir şans bile olsa yaşamayı seçicektir. Bu şansını kullanıp gemiye giren insanımız ufak bir tornavida ile kendisinden çok gelişmiş yapay zekanın sonunu getirir. Bayağı trajik. Artık bu kısımda sona ulaşır ve Jupitere olan son yolculuğa geçilir.

Jupiter and Beyond the Infinite: Bu kısımda artık görsel anlamda büyük bir bulanıklığa gireriz. Zamanda ve mekanda ışık ve renk oyunlarıyla değişik bir karmaşası izleriz. Sonrasında Jupitere ulaştığında bir anda bir evin içerisinde buluruz kendimizi. Bu evde insanoğlunun iyice yaşlanıp ölümü resmedilir. Ölümünden önce ise son bir akşam yemeğini yemeğe başlar. Bardağın kırılması ile dikkati dağılan karakterin gördüğü ölümdür. Ölüme doğru geçmeden önce yaşlı adamın yatakta monolithe uzanmaya çalışması ile de “Adem’in Yaratılışı” tablosuna bir gönderme mevcuttur. Odadaki monolithin içinden kameramız karanlık boşluğa açılır gezegen büyüklüğünde bir embriyomsu bebek görürüz. Bu kısımlar ne kadar saçma gözükse de bilinci temsil etmektedir. “Adem’in Yaratılışı” tablosunda zaten insanın uzandığı tanrı alt mesaj olarak bilinvi temsil etmekteydi. Filmde de bu kısmı böyle bağlaması yerinde bir karardır. İnsan ölmüştür ama bilinç üst bir evreye çıkmıştır. Nietzsche’nin üstün insanından da bahsetmektedir. Son olarak ise gezegen boyundaki bebek sonrasında yeniden dünyaya gönderilir. Kubrick’in bu son kısım ile ilgili yorumu olarak tam Kubrick mi olduğundan emin olunmayan bir ses kaydında anlatıyor. Benzer şeylerden bahsediyor dinlemek isteyenler için videosu burada.

Görüldüğü gibi film tonlarca şey anlatmaktadır ve hepsinden bahsetmek aşırı zordur. Sakin kafayla izlenmemesi gereken, seyirci olarak bizlerin de bol bol anlam yüklemeye çalışmasını istemektedir. Kendiniz bir şeyler katmadığınız sürece hiçbir keyif alamayacağınız bir filmdir. Yukarıda da bahsettik zaten ama bazı sahnelerin gereksiz uzun olması bu anlam yükleme konusunda büyük bir engeldir. Bunları aşmalı ve keyif alınmaya çalışması gereken eşsiz bir yapım.