Three Colors serisinin belki de alt metinlerinin en güçlü olduğu film budur. Kırmızı rengi de düşünüldüğünde diğer renklerin ötesinde birden fazla durumu ve duyguyu simgeleyen bir özelliği vardır. Bazen aşkı, bazen kıskançlığı bazen nefreti bazen de tanrısal bir konumu vardır. Filmde bir çok farklı konunun da bir bütüne gelmesi rengin bu çok yönlülüğüne uymaktadır. Yönetmen bu seride bolca objelere anlamlar yükleyerek mesajlarını gizlediği gibi en çok duyguyu bu filmde ilettiğini söyleyebiliriz. Dediğim gibi kırmızı renginin taşıdığı bir çok anlam bizi ufak da olsa kafamızı karıştıran yapısı vardır. Çok farklı şeyler hissetmek mümkündür.

Bu filmin ama asıl konusu kardeşlik üzerinedir ve Valentine adındaki genç kızın arabasıyla bir köpeğe çarpması üzerine köpeğin sahibi ile tanışır. Emekli bir yargıç olan bu adam köpeği istemediğini söyler. Sonrasında Valentine köpeğin iyileşip yanından kaçtığında yargıcın aslında komşularının telefonlarını dinleyen biri olduğunu öğrenir. Bu adamın da iç dünyasına girdiğimiz de onun da Valentine gibi ruhani olarak bir boşluğu olduğunu fark ederiz. Bu iki karakterin bu boşluklarını doldurduğu ve birbirlerine karşı oluşturacağı kardeşlik bağına odaklanırız. Ama filmde kırmızı renginin anlamı gibi farklı farklı olaylar da oluyor. Kırmızı rengi gibi onları da yoğun olarak işliyor.

Serinin hep bir yerlerde bağlandığını biliriz. Bunları bize mahkeme alanı ile, geri dönüşüm kutusuna şişe atmaya çalışan yaşlı kadın ile ve en sonunda tüm karakterlerin bir arda olduğunu göstermesi ile biliriz. Üç filmdir o şişeyi atamayan yaşlı kadın için bu filmde yardım elinin uzatılması ile içimize su serpmiştir. Bu filmde benim için tam oturmayan bir kısım var o da son sahnede iş adamı Karol’ü görüyoruz ama Dominique ile beraberler. Eğer ilerisini anlatıyorsa nasıl Karol rahat bir şekilde Dominique ile gezmekte? Ya da tam tersi zamanda önceyi anlatıyorsa nasıl iş adamı şeklinde anılıyor? Bu kısım bende mantıken oturmadı ama bunun dışında filmin havasını, anlamını çok seviyorum. Mavi kadar iyi mi değil mi tam bilmemekle beraber hoşuma giden bir filmdir. Fransız bayrağının son rengini de böylece konuşmuş olduk.

One thought on “Three Colors: Red (1994)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s