Kynodontas/Dogtooth (2009) İnceleme

Yorgos Lanthimos’un elinden çıkmış bir başka distopik film ile daha beraberiz. Platon’un mağara alegorisi mantığında bir senaryosu ile bir ailedeki çocukların gelişim ve öğrenimlerinin ebeveynleri tarafından nasıl farklı ele aldığını görmekteyiz. Ben bu filmi izlemediğimi sanıyordum fakat lisede izlemişim ama o zaman hiçbir şey anlamadığımdan aklımda pek yer edinmemiş. Lanthimos’un filmlerinin ne kadar farklı bir anlatı veya evren içerisinde olduğunu konuşmuştuk ve buna alışmak cidden biraz zaman alabilen tarzdadır. Film her ne kadar bir aileyi gösterse bile aslında altında verdiği mesajla bir devletin yönetiminin metaforlaştırılması olarak yorumlanabilir.

Bahçeli bir evin içinde normalde bakıldığında yaş olarak büyük veya yetişkin diyebileceğimiz üç çocuğun bir baba ve anne tarafından her şeyden izole olduğu gibi çoğu bilgiden de uzak yaşam sürdürdüğü bir aile bulunmaktadır. Zaten filmin başında birçok kelimenin radyo tarafından farklı anlamlarla tanımlanmasını duyarak başlıyoruz. Çocukların o evden başka bir dünyaları yok ve dışarısının ne kadar tehlikli olduğundan bahsedilen bir korku içine oturtulmuşlardır. Dışarıda tehlikeli kediler vardır ve onları görünce dizleri üzerinde köpek takliti yapmaları gerektiği eğitilmiştir. Bu evi bir devlet anlamında Kuzey Kore olarak ve evin babasını da Kim Jong Un olarak hayal edebiliriz. Filmde çocukların kendi isimleri bile yoktur ve böyle bir bireysellikten uzak haldediler. Ama başından beri böyle eğitildikleri için hiçbir şeyden haberleri yoktur. Babaları eve balık getirmek istediğinde bile çocukların dışarda deniz gibi bir şeyin varlığını hayal etmesinler diye havuzda oluşmuş varlıklar gibi senaryolamaktadır. Bunun dışında eve köpek getirmek istediğinde de annelerinin onu doğuracağı şeklinde yalan söyler. Bu gibi pek çok yalan ardında aynı Platon’un mağara alegorisindeki insanlar gibi yaşamaktadırlar. Ama en büyük kızın eve gelip erkek kardeşi ile cinsel ilişkiye giren güvenlikçi kadın sayesinde azar azar da olsa bir takım bilgiler edinmeye başlar. Hatta ondan aldığı bazı kasetlere ulaşması sonucu dışarıda da bir dünya olduğunun farkına varmaya başlar. Kasetten öğrendiklerinin birçoğunu anlamasa veya farklı yorumlasa bile dışarıya olan merakı artar. Ama ailesi tarafından hep köpek dişi düştüğü zaman dışarı çıkabileceği öğretilmiştir. Bir süre sonra daha fazla dayanamayıp köpek dişlerini kırar. Artık dışarıya çıkabilecektir. Dışarıya çıktığında ise arabalarının bagajına girer ve film biter. Çok muammada kalmış veya anlamsız bir son gibi gözükse de aslında olay çok basittir. Babasından öğrendiği gibi dışarıya adımını ancak araç içerisinde kalarak güvenliğini sağlayacağının öğretilmesidir. Her ne kadar bazı zincirleri kırsa bile varacağı dünya için çok yabancıdır. Yönetmenin de bu yabancılığın pat diye bitmeyeceğini bu ufak bitirişle çok iyi yansıttığını düşünüyorum.

İçerisinde ağır miktarda metaforun bulunduğu ve bu yüzden de izlemesinin veya algılanmasının yavaş olduğu bir filmdir. Ama yarattığı bu distopik ev içerisinde devlet yapısından aile yapısına kadar çeşitli olayları anlatma şekli aşırı güzeldir. Filmde izlemeyi zorlaştırıcak bir diğer şey ise duygunun az olmasıdır ama bu aslında filmin aktarmak istediği durum için en ideal seçimdir. Çünkü hiç bir devlet veya yönetimde sevgi gibi veya benzeri bir duygu bulunmaz. Her şey düz sade ve gösterildiği veya anlatıldığı kadar basitliktedir. Hatta filmin renk tonu da bu sadeliğe uygun yapılmıştır. Aşırı beğendiğim bir filmdi.