Day’s of Heaven (1978) İnceleme

Güzel Amerika manzaralarının bol olduğu ismi gibi bir cennet sunan ama bir o kadar da insan hırsı ve sömürüsü ile bu güzelliklerin nasıl gölgelendiğini anlatan bir film. 1900’lü yıllardaki Amerika’nın fakirlik ve göçebe hayatını merkezine alan bir teması vardır.

Küçük bir kızın bakış açısı ile olayları anlatmaktadır. Ağabeyi ve onun sevgilisi ile çalışmak için bir yerden bir yere yolculuk etmeye başlarlar. Ağabeyi öncesinde fabrikada çalışmaktadır ve bıktığı için işi bırakır. Sonrasında ise bu üçlümüz büyük tarlalara sahip olan bir adamın altında birçok insanla beraber işlerini yapmaya başlarlar. Ama ağabeyi ve sevgilisi ilişkilerini toplumda yanlış anlaşılmaya sebep olucağından saklarlar. Kardeş gibi takılırlar ama bazı şüphelerden de kaçamazlar. Neyse bu tarlaların sahibi olan adamın oğlu bu kadına hafiften vurulmuştur. Ona gelip her şeyi anlatır ve birlikte olmak istediğini söyler. Sevgilisi olduğundan buna asla sıcak bakmaz ama onu reddetmek için de pek sağlam bir nedeni yoktur. Bizim bu üçlümüz belli şeyleri konuşup tartıştıktan sonra onunla evlenmesi gerektiğini kabul ederler. Bunu kabul etmelerinin en büyük nedeni ise o zengin oğlanın bir hastalığı olduğunu duymaları ve hayatının kısa olduğunu öğrenmelerinden dolayıdır. Herkesten gizlenen bu bilgi sayesinde adam ölünce mal varlığına konmayı hedeflerler. Neyse evlilik olur biter belli bir zaman geçer ama zengin oğlan ölmez. Hatta daha da iyi bir kondisyona gelmeye başlamıştır. Bunun ne zamana kadar süreceğini dert etmeye başlayan ağabey, onu kazara öldürme planları yapmaya başlar. Her ne kadar fırsat eline geçse ve denemek istese bile bunu başaramaz. Sevgilisi olan kız ise zamanla o zengin oğlana sevgi ve aşk beslemeye de başlamıştır. Zengin oğlan da bu ikilinin aslında kardeş olmadığını ve sevgili olduğunu fark eder. Bunların üzerine ağabey, diğerlerini bırakarak o evden gider. Ama bir süre sonra geri döner. Geri döndüğü zaman bir çekirge sürüsü ve bir yangın, buğday tarlalarını tahrip eder. Bunların sonucunun ağabeyden kaynaklandığını düşünen zengin oğlan, ağabeyin peşine düşer ama ağabey onu tornavidayla öldürerek küçük kardeşi ve sevgilisi ile kaçar. Polis peşine düşer ve sonunda onları bulur. Ağabey, polis tarafından öldürülür. Sevgilisi çiftçinin parasını miras alır ve küçük kardeşi bir yatılı okula bırakır. Sonrasında sevgilisi, I. Dünya Savaşı’na giden askerlerle birlikte kasabadan ayrılır. Küçük kız ise çiftlikten bir arkadaşıyla okuldan kaçar ve yeni bir hayata yol alır.

Bu üç karaketerin merkezinde çeşitli entrikalar ve aşk üçgeninin olduğu ve zamanını güzel yansıtır. Görüntü anlamında ismindeki gibi bir cennet sunmayı başarmış bir filmdir. Müziklerini de Ennio Morricone’nin özgün parçaları ile tamamlamış ve hoş bir bir yapım ortaya çıkmıştır. 1979 yılında En İyi Sinamatografi ödülünün sahibi olduğunu da eklemeyi unutmayalım.