Hiroshima Mon Amour (1959) İnceleme

Pek çok konuya pek çok açıdan dokunabilen bir film. İçerisinde barındırdığı aşkı, savaşı, savaştan sonraki toplumsal durumu ve travmaları kuvvetli bir sanat diliyle aktarıyor ki ne anlatsam az kalır. Hafif belgesel gibi anlatıyor olsa bile bir belgesel kadar sert olmamakla beraber bir hikaye kadar da hayali kalmıyor. Yönetmenin bu konuda çıkardığı çok usta bir başarı var. Açılışından itibaren bu ustalığı çok iyi hissediyorsunuz.

Açılış çok yumuşak bir sevişme sahnesiyle başlıyor. İki aşığın birbirlerine düzdükleri özlü sözlerin sade sade sahnelerde duyulması ve görüntünün de bu sadelikte olması çok mükemmel. Görüntü de çok fazla görülecek bir şey yok ama o kelimelerin teker teker süzülüşü her şeyi çok yukarı bir seviyeye çıkarıyor. “Her şeyi gördüm, Hiroshima’da”

Fransız bir kadın oyuncunun Hiroshima’ya gelip bir adamla tanışması sonrası biticek olan bir aşkı izletiyor bize film. Ama bunun yanında Hiroshima’da olmuş olayları bir yandan çok iyi aktarıyor. İnsanlar ve travmalarına öyle değinip geçmiyor onların hayatlarından da bir şeyler alabiliyoruz. Gezdiği müzeler, okuduğu şiirler o an ne kadar romantik bir anlamı olsa bile savaş hakkında da baya şeyler anlatıyor. Ama sonrasında tabii gerçek adamın dudaklarından süzülüyor. “Sen hiç bir şey görmedin Hiroşima’da. Hiç!”

Buraya kadar olan kısımlar filmin ilk kısmını yani genel anlamda Hiroshima ve adamın duygularına yönelikken ikinci kısım ile birlikte kadın ve kadının travmlarını izliyoruz. Kadın da II. Dünya Savaşı zamanında bir Alman askerine aşık olmuştur. Büyük aşkı ülkesinin en büyük düşmanıdır ve böyle ilginç bir ikilemde olduğu anılara yol alırız. Tabii sonrasında savaş biter ve aşkı ölür. Bu sefer içinde birikmiş olan ikilem gerçekten somut haline kavuşur. Ya sevdiği adam için üzülecektir ya da ülkesi için insanlarla sevinecektir.

İkisinin de travmasından çok uzun zaman geçmiş ve artık bambaşka bir şehirde uyanıyorlardır. Kadının Hiroshima’ya gelmesi ile beraber anladığı anlamları adam da aynı şekilde kadınun savaş zamanı geçirdiği Never şehrinde bulmayı umutlanıyor. Oraya gidip ikilinin hayat kurmasını istiyor. Çok fazla gereksizce üsteliyor hatta adam genel anlamda çok üsteliyor ama filmin aktarmaya çalıştığı duygu bu. Kendimizi bırakıp izliyoruz ama bu konuda bir gelişme olmuyor. Hatırlamak veya unutmak ikisi de ağırdır sonuçta.

Aşk ve sanat filmi olduğundan duygular ve haraketler ne kadar abartılı olsa bile vermesi gereken duygu için en iyi formdadırlar. Siyah beyaz bir film olması nedeniyle bu sahneleri aktarması zor olucağından duyguları eylemlerde yüklü olması en mantıklı olanıdır. Görüntü olarak bunun dışında yine çok iyi sonuçlar da almıştır. Duygusu, anlatımı ve sanatıyla izlemeden ölünmemesi gereken filmlerden görüyorum.

Devs Nasıl Dizi? // Spoilerlı İnceleme

Geekyapar kanalında gezinirken İlk Bölüm Canavarı serisinde konuştuklarını görüp meraklandığım bir diziydi. Cidden onların da dediği gibi ilk bölümü biraz meraklandırıcı ve izlemeye değer duruyordu ama bu gitgide her bölümde düşerek giden bir eğriye dönüştü.

Dediğim gibi ilk bölümünde oluşan hafif gizemli ne oluyor acaba havası bölüm bölüm azaldı. Bunun en büyük nedeni ortaya çıkan nedenler ve karakterlerin motivasyonlarını öğrenmemizle ilgili sanırım. Çünkü o teknoloji şirketinin ne olduğunu tam bilmemek Sergei’in neden bilgi çalmaya çalıştığı, öldürülmesi ve sevgilisinin bunun görüntülerde intihar gibi gösterilmesi aşırı hoş katmanlı gizliliğe sahip olan bir haldeydi. Bir de ilk bölümün çok sakin ve büyüsel havası sonraki bölümlerde yorucu ve gereksiz durmaya başlıyor. Gerçekten ilk bölümde abartıya ve dramaya girmeden sade bir ilişkiyi göstererek başladığı bölüm ile güzel bir zeminde otturtuğu drama ile sonlanıyor.

Dizinin sonrasında sıkan tarafları ilk bölümde aşırı hoşuma giden kısımlarıyla birebir aynı şeyler. Uzun uzun slow motion görüntüler, karakterlerin tavırları ve hikayenin ilerleyişi falan hepsi sonradan eh ya dedirtti. Ama aslında genele bakıldığında konusu ve içerdiği fikir çok da kötü değil ve hala nasıl sonlanacağı ile ilgili biraz merakınız oluyor. Fakat yukarıda saydığım nedenler başta olmak üzere pek çok şeyin biraz uzamasıyla etkisi yavaşlıyor sanırım.

Dizide bir de şöyle bir problem var o da “Fuck” kelimesinin aşırı cool sanması. Resmen oyuncuların o kısımları abartılı oynamalarına bile vurmuş bir halde. Şimdi “Fuck” de ama basınçlı olsun diye resmen direktif almışlar. Bu aşırı belli ve çok saçma geliyor. Yönetmen veya senarist gençlere mi özendi naptı bilmiyorum ama başkası adına utanma anını ufaktan yaşadım.

Diziyi çok gömmüş gibi oldum ama o kadar da kötü değil. Ha izlemezseniz büyük bir şey kaçırır mısınız asla kaçırmazsınız. Hafif merakınız oluşursa ve devam etmek istediğiniz kadar devam edin. Çerez dizi tanımına uyan bir yapıda.

Mortal Kombat (2021) Spoilerlı İnceleme

90’lardan beri favori dövüş oyunlarımızdan olan Mortal Kombat’ın filmi geldi. 1995 ve 1997 yıllarında da çıkmış ve oyunun popüleritesine belli ölçüde katkı sağlamış filmleri var olsa da büyük ve yeni effectlere sahip olan bir filmi yoktu. Bu film ile bu eksikliğimize çare oldu ama o kadar da lazım olan bir film değildi.

Filmin ilk yarısı karakter ve hikayeyi oluşturmak adına sakin diyebileceğimiz ama aksiyon sahnelerinden de asla mahrum kalmayan haldeydi. Diğer kısmında karakterler ve güçleri yerine oturunca aksiyonun dozu biraz arttı. Ama bu artış bence hala yeterli değildi. Dövüşler, hamleler ve ölümler gerçekten güzel olsa bile bir ağırlığı yoktu. Adam orada diğer adamın kafasını patlatıyor ama o patlatma çok sıradan veya normal kalıyor. Bir tek Kung Lao’nun şapkasıyla birini yardığı kısmı cidden hissedilir buldum. Neden bu konuda zayıf kalındığından emin değilim ama aksiyon konusunda yine de verebileceği kadar verdi. Her karakterin filmde değilde oyundaymış gibi tavırları da gözden kaçmıyor. Bu iyi mi kötü mü bilememekle bir film için lazım olmadığını söylemek yeterli sanırım.

Hikaye anlamında bir şey anlatmanın anlamı olacağını sanmıyorum çünkü bu film için pek de önemli değil. Motivasyonlar ve bağlamlar zaten zayıf. Bu film zaten bu kısımları için izlenmez. Daha çok dövüşleri için izlenir ve o konuda tatmin eder. Çünkü dünyanın en anlamsız ve gereksiz ana karakterinin olduğu bie hikayede ne bağlamı bekleyebilirsiniz ki?

Müzik anlamında çok etkileyici ve kendine özgü kısımları olmasa bile arada orginal Mortal Kombat müziğini duymak hoştu. Hafif nostaljiyi aktarabildi.

Birçok eksiği olmasına rağmen kötü bir film değil eğer sadece dövüş ve vurdu kırdı arıyorsanız. Günümüz görsel effectleri ile bence gayet iyi iş çıkarmışlar. Dediğim gibi aksiyonu daha ölümcül hissettirse daha iyi olurdu ama böyle de çok eksik bir yanı yok. Çok az da olsa gidip oyunları oynama istediği doğdu.

Dostum bu çok iyi // Invincible 1. Sezon İnceleme

Normalde süper kahraman filmlerini o kadar da severek izlemem çünkü yarattıkları evrende bir takım tutarsızlıklar olduğunu düşünürüm. Bu durum günümüzde daha az bir problem olmasına karşın hala bir takım ön yargılarım oluyordu. Marvel’ın filmlerinin de hepsini izlemesem de çoğunu izledim. Kötü filmler değiller ama hala ön yargılarımı yıkacak konumda değillerdi. Sonrasında Amazon’un çıkardığı Invincible dizisini gördüm. Herkesin övgü noktasında olduğunu biliyordum ama beni asıl içerisine çeken kısmı çizim tarzında yatıyor oluşuydu. Eski çizgi roman gibi çizimi ile küçüklüğümde izlediğim animasyonların tadına ulaştırıcağının sinyalini verir gibiydi. Nitekim bu konuda isteğimi alırken içerik anlamında da meraklandırıcı hale ulaştırdı. İlk bölümünü izlediğim an bunun cidden iyi bir animasyon ve süper kahraman içeriği olduğunun kararını verdim ve su gibi diğer bölümleri de izledim.

Konu itibari ile liseli Mark Grayson’ın babasının gezegendeki en güçlü süper kahraman Omni-Man olduğu ve babası gibi kendisinin de bir yandan güçlerine kavuştuğu ama aynı zamanda da insani bir hayatında da sorumluluklarla dolu bir diziyi izliyoruz. Böyle bakıldığında çok normal ve klasik bir genel teması bulunuyor gibi gözüksede içerisinde bu temanın dallanıp detaylandığı ve bu detayları da çok doğal yediren bir yapım olmasıdır. İzlerken işlediği her şeyi ile hiç bir zorlama fikir veya durumu açıklama gereği duymadan veya vermek istediği mesajı göstere göstere yapmayan en hoş hali olan olması gerektiği gibi veren bir dizidir. Dizinin bu yanları dışında artık salt iyi ve salt kötünün olmadığı bir evrene geçiyoruz sanırım. Baştada dediğim gibi çok fazla süper kahraman dünyalarına hakim değilim bu diziden önce böylesini yapmış olan vardır illa ama ben bu dizide gördüğüm ve çok uygun bulduğum için aşırı beğendim.

Dizide ekstradan sevdiğim bir diğer kısmı ise aksiyonun harbi aksiyon gibi verilebilmesi oldu. Kafalarım ezilmesi, kolların kırılması oranın buranın patlaması falan izlerken değişik bir haz uyandırıyor. Bunun bu kadar iyi olduğunu ilk bölümün sonunda Süper-man’in yani Omni-man’in bir grup iyi süper kahraman resmen tek tek öldürmesi ile anladım. O an zaten hikaye anlamında da uzun süre ekranlarda pek yapılmayan bir yere gidildiğini farkettim hem de aksiyonun çok iyi anime edildiğini anladım. Cidden o kısım olmasa bile izleyip bitirirdim belki ama bu diziye böyle derecede beni bağlar mıydı bilmiyorum.

Animasyonun aksiyonu ve hikayesi dışında seslendirme ekibi ile de iyi isimlerle çalıştığını gördüm. Baş karakterimiz Steven Yuen, babası Omni-Man olarak J.K. Simmons olmak üzere kısa süreli gözükmelerine rağmen Mark Hammil’den Ezra Miller’e hatta Rick Sanchez’imiz Justin Roiland bile var. Böyle tanıdık birçok sesi duymak gereksiz bir şekilde hoşuma da gitti.

Kısacası aksiyonu ile de hikayesi ile de her şeyiyle de güzel bir dizi. Tarzı yapısı ile diğer yapımlardan aldığı şeyler belli ama bundan utanmıyorlar hatta üzerine ufak göndermelerle bir tık daha sos atıyorlar. Bu süperkahraman tarzı The Boys ile de yapıldığını duymuştum ama pek güvenemediğimden izlememiştim. Bu dizi sayesinde ona da bir şans verecek gibi duruyorum. Invincible’ı izleyin izletin.

Nobody: İnceleme // Bob Odenkirk’lü John Wick

Tanıtımından itibaren büyük hype ile beklediğim bir filmdi. Bob Odenkirk’ün baş rolünde olduğu aşırı aksiyonu bol John Wick havasında bir film olduğu belliydi. O oyuncuyu bu tarz bir filmde görücek olmak baya merak ettirmişti ve filmi izleyince de bu beklentilerimi tamamen doldurmuş keyifli zaman geçirtmiştir.

Filmin tanıtımı ile ne izleyeceğimiz zaten belli ama bunun gelişimi ve ilerlemesi nasıl olur sorusu büyük merak idi. Çok mantıklı ve makul bir bağ ile bağlanmasa bile sunduğu arka plan kişiliği ve bol aksiyonu ile bunu bu kadar umursamamak gerektiğini gördüm. Neredeyse her şey bir kedicik bilekliği ile havalanıyor diyebiliriz. John Wick’e bakıldığında da daha büyük bir neden olan köpek ölümüne bu filmde kedicik bilekliğine atfetmeleri daha az motive getirtecek bir neden olması ile şaşırtıyor. Her iki filmin de klasik yapıyı bozup anlamsız denebilecek nedenlerle doğması çok hoş. Bir de filmin genel yapısı rus mafyası ve rambo gibi bir adamın gerilimlerinin artması givi detaylarıyla da benzer işler sunuyor. Ama bu filmin kendine özgü sunduğu mini temalar ile olaya daha büyük keyif ve eğlence katıyor diyebiliriz. John Wick tadında bir aksiyon ve daha fazlası için kesinlikle izlenmesi gereken bir film olarak görüyorum.

Filmin aksiyonunun dışında en çok beğendiğim iki detay var birincisi müziklerin sekanslarla uyumu ikincisi de Hutch Mansell’in (Bob Odenkirk) arka plan hikayesi ve yeni hayatı ile ona geri geçişi diyebilirim. Bu ikisi film boyunca daha da hoşnut bir şekilde izlememe vesile oldular.

Eski filmlerden iyi tanıdığımız Christopher Llyod ve Connie Nielsen’ın da ayrıca bulunduğu fakar doğal olarak en çok Bob Odenkirk’ün parladığı harika bir aksiyona sahip bir film.

Solar Opposite 2. Sezon İnceleme

Yeni sezonun geldiğini duyar duymaz o heyecanla izlediğim ve gerçekten keyif aldığım bir sezondu. İlk sezonunu izlerken önceden de bahsettiğim o Rick and Morty için düşünülmüş ve rafa kaldırılmış fikirler bütününden baya uzaklaştıkları gördüm. Bu çok önemli ve güzel bir haber. Kendi omurgasında durmaya başlamış ve kendine has çizgileri çekmesi ile kendi özünü tam oluşturmuş diyebiliriz. İlk sezonun üzerine çıktığı gibi ilk sezonu da destekleyen ve gelişten bölümler sundu. Büyük heyecanla izlemeye başlamama rağmen beklentimin üzerine bile çıkabildiğini söyleyebilirim.

Öncelikle minik insanların hapseldiği duvarın devam hikayesini izlemek gerçekten yine çok keyifliydi. İlk sezondaki gibi bir heyecan ve merakı bu sezonda da oluşturdu. Yine yerinde ve harika finali ile çok iyi iş çıkardı.

Bunun dışında her bölümün kendine has hoş detayları vardı ama son bölüm ile hafif hüznü de içimize kattı. Bir acaba öyle kötü bir sonu mu olur ki düşündürse de hoş bir şekilde o kısmı da bağladılar.

Artık içerik ve dizi çöplüğü diyebileceğimiz bir devirde izlenmeye en layık diziler arasına emin adımlarla giren bir dizi. İlk sezonu izleyip cidden keyif aldıysanız bu sezon daha fazlasını alacağınız kesindir.

Everhood İnceleme – Az Guitar Hero, az Undertale ama çok Everhood

Görsel ve müziksel anlamda büyüleyiciliği yüksek ve ilginç hikayesi ile de bağlayıcı bir mini oyun. Oyunda genel mantığı ile arkadaki müzik ritminde karşınıza gelen ışınlardan kaçarken bunları yollayan düşmanlarla bir nevi kapıştığınız bir sistemi var. Böyle diyince aşırı ucuz ve basit bir oyun olduğu ile ilgili öngörüşleriniz olmuş olabilir ama öyle yabana atılcak bir deneyim değildir.

Müzikler ve hem kapışmanızdaki çeşitli düşman ve düşman özellikleri ile ayrı ayrı deneyimler sunmayı çok güzel başarıyor. Oyunun belki de en öne çıkan tarafı bu. Zorluk ayarı ile de her türlü zevkin içine girilebilecek yapıdadır. Ama oyunu yapan kişinin öneri ile hard seviyede oynamak lazımdır.

Bunun dışında oyunun bulunduğu dünya çok gerçeküstü denebilecek tarzdadır. Hem çok karanlık hem de çok renkli bir fantastik havası var. Bu yönüyle baya hoş gelmektedir. Düşman çeşiti çok demiştik zaten ve o da bu dünyayı destekleyen en önemli unsurlardandır.

Artık oyunlarda dövüşmeden bitirmeyi veya dövüşümemeyi bie opsiyon olarak sunmaya başlamaları ile yeni yeni tarzlar ve yöntemler ortaya konmaya başlanmıştı. Bu oyunun da full bu mantık dövüşmek değil de müzikle dans pistinde kapışır havası ile bunu yaşamak çok keyifli gelmiştir. Bu yapısını ile Undertale oyununa baya benzemektedir. Büyük ilham aldığı göz önündedir. Aynı zamanda Guitar Hero sistemini özelleştirmesi ile kendine yeni bir yol çizmiştir.

Birbirinden eşsiz bölüm tasarımlarını kesinlikle tecrübe edilmesi gerektiğini düşünüyor ve her yaştan insana önerebileceğim bir deneyim olarak görüyorum. Çok keyif aldığım mini bir oyundu Everhood.

Godzilla vs Kong (2021) Spoilerlı İnceleme

Bu yıl en çok merakla beklediğim ama aynı zamanda hikaye olarak çok kötü ama aksiyon anlamında dolu bir şey izleyeceğimizi düşündüğüm bir filmdi. Ama yanılmışım hikaye anlamında da beklentilerimin üzerinde bir iş çıkardılar. Tüm godzilla filmlerini izlemedim ama belli ölçüde izlediklerime göre iki canavar birbirine yumruk atar biz de rahatlarız ama sonu berbat bir yere bağlanır geçer gideriz sanmıştım. Sanırım beklentim düşük olunca baya beni şaşırttı ve bu yüzden çok mutluyum.

Öncelikle görüntü anlamında şahaneydi. Bu konuda da effectler göze batar gibi bir önyargımın üzerine taş gibi görsellikle yine beni şaşırttı. Öyle dikkatli incelememe rağmen pek bir açık bulamadım. Tabii bir iki yıla eskiyebilir şekilde ama şuan aşırı keyif alınacak kıvamda.

Hikaye olarak Godzilla: King of the Monster filminin devamı şeklinde diyebiliriz. Önceki filmde Godzilla tarafından kurtarılan Madison Russell (Millie Bobby Brown) ve arkadaşı Josh Valentine (Julian Dennison) hafif deli dolu olan ve komplo teoristliği yapan Bernie Hayes (Brian Tyree Henry) ile bağlantı kurarak Godzilla’nın insanlığa neden yeniden saldırdığını araştırmaya koyuluyorlar. Teorisyen podcaster ile hem Apex Cybernetics’teki tuhaf olayları araştırıyor hem de Godzilla ile ilgili bilgiler peşindeler. Bu kısmı eklemeleri ile Madison’un babasının bulunduğu anlamsız bir ton sahne de bizimle beraber geliyor. Bunu eksi olarak görebilir miyiz bilmiyorum ama aşırı gereksiz olduğu aşikar.

Apex Cybernetics şirketinin aklındaki ise mecha godzilla’ya güç vericek olan maddenin Hollow Earth üzerinden bulunup kullanılması arzulamaktadır. Bunun için Kong’un yardımına ihtiyaçları vardır. Onu oraya taşımaya çalışmaktadılar. Godzilla da bu yüzden ortaya çıkmış ve sinirli haldedir.

Filmin diyalogları çok kötü yazılmış olmasını tamamen göz ardı ediyorum. Hatta oyunculukların da çok klişe ve bilindik olmasını tamamen göz ardı ediyorum. Çünkü bunların olucağını tamamen bekliyordum ve bu yüzden üzülmedim. Beni mutlu eden kısmın #TeamGodzilla ve #TeamKong taraflarını birbirlerine düşürmeden makul bir sona ulaşmalarıydı. Filmin başlarında da belli olduğu gibi bir Kong tarafı ağır basmaktaydı. Kong tamamen iyi çocuk Godzilla kötü o yüzden iyi çocuk onu yenmeli gibi bir havası fragmanlarda da filmin başında da baya ağır gösteriliyordu. Sonrasında bir olup asıl düşman Apex’in yarattığı Mechagodzilla’ya karşı savaşmaları çok makul ve her iki tarafında gönlünü alan kısımdı bence de. Ama görmeyi tek istediğim bir sahne eksikti. O da Kong ve Godzilla’nın el sıkışma sahnesi. Bunun olmasını nedense aşırı derece bekledim.

Her şeyi bırakın kavga ve aksiyonun güzelliğinde kaybolun. Hong Kong’un neon ışıklarının altında büyük tahribatlarla yıkımlarını izlemek son derece mükemmeldi. Hatta bunun dışında Kong’un gemilerle götürülürken bir yandan denizden Godzilla’nın saldıra saldıra gelmesi o anki durumun ciddiyetini çok güzel tasarlıyor. Kong’un sınırlarını daraltıyor ve Godzilla’nın belasını sonuna kadar hissediyorsunuz. Yine Godzilla’yı da zorluycak anlar yaşansa da Kong’un hali bir başka oluyor. Sonrasında şehirde yaptıkları kavga daha eşit koşullarda gerçekleşiyor. Kong bir baltaya sahip olurken onun da özellikleri ile Godzilla’nın seviyesine yetişiyor. Ama bu kısımdan sonra en önemli an Mechagodzilla’nın ortaya çıkmasıdır.

Filmi eski filmlere göre karşılarsak hepsinden çok ileri bir iş ortaya çıkardığı barizdir. En iyi canavarların birbirini tokatladığı film desem yanılmış olmam. Bu filmden önce 1962 yılındaki Kong vs Godzilla filmine de yeniden göz atmıştım. Yani çok eski olduğundan pek bir şey demiycem ama hele ilk Godzilla filmine göre baya düşük bir filmdi. Bu filmin yanına ise o film asla yaklaşamaz. Bu film hem o eski filmlere saygılı hem de üzerine bir iş koyması ile hep aklımda kalacağa benziyor.