Star Wars: The Bad Batch (2021) İlk Bölüm İnceleme

Öncelikle may the 4th be with you herkese ve yeni Star Wars dizisi The Bad Batch ile bugüne yakışır bir gün geçirmiş olduk. Mandalorian’dan itibaren Disney’in yapacağı Star Wars işlerine olan umudumuz bir tık artmıştı ama bundaki en büyük emek Dave Filoni ve Jon Favreau’daydı. The Bad Batch de bu ikilinin zamanında yaptığı çalışmaların devamı olduğundan umudumuz daha fazlaydı ve bugün bu dizinin ilk bölümünü izledik.

Öncelikle söylemeliyim ki beklentimi karşılamadı ama kötü bir şey de izlemedim. Clone Wars’un devamı niteliğinde olduğundan özellikle küçükken aldığım tatları yine aldım. Ve zaten bu dizi de baya küçükleri hedef alarak ortaya çıktığı her sahnesinde aşırı barizdi. Bunları dert etmiyorum tabii ki ama insan yaşlandığını hatırlayınca bir garip hissediyor. Ama çıkan iş tam hedef kitlesindeki seyircilere çok kolay hitap edecek şekilde ve güzel yazılmış. İlk bölümüne bakarak söylersek bu diziyi izleyerek büyümüş bir nesil ilerde kaliteli zaman geçirdiklerini düşünüp mutlu olucaktır bundan eminim. Çünkü benim eskiden Clone Wars’tan aldığım tadın aynısı var ve o ruh çok güzel saklanıp yeniden sunulmuş. Zaten Mandalorian’a aşık olmamızın en büyük nedeni Star Wars ruhunu korumasıydı ve bu dizi de aynı insanların elinde aynı amaca hizmet ediyor.

Çok uzatmadan hikayeye gelecek olursak çok merakla bekleyeceğim bir şeyler olmadı ama keyifli bir saat geçirdim. Order 66 ile başlayıp klonlarımızı tanıtıp duruma ve olaya girişini yaptı. Klonlarımızın savaş alanlarında yaptıkları ile dizi içerisinde ilk tanışmamızı gerçekleştirdik. Şimdiden izleyenle arasında sıkı bir bağ oluşturdu. Her saniye gerilimini sıkı sıkı tutarak ilerledi. Ama neden gerilim olduğunun oluşması şuanlık çok muhim bir önemi varmış gibi gelmedi. Yine de kötü değil ama motivasyon düşürücü diyebilirim.

Kesin olarak izlenmesi gereken bir dizi olup olmadığına emin değilim ama birkaç bölüm sonra tamamen kararlaşır görüşüm. Şuan geldikçe ve vaktim oldukça izlerim gibi duruyor. Keyifli vakit geçirdiğimden beğendim.

Come and See (1985) İnceleme

Savaşın halk üzerinde etkilerine hatta genç bir erkeğin savaşmak için can atmasıyla başlayıp psikolojisini tümden değiştirecek şekilde ilerleyen bir film. Sovyet Rusya’nın Belarusya civarında olmuş olaylara vurgu yapmak için çektiği bir film.

Karakterimiz daha çocuk denebilecek yaşlardan yeni ergenliğe geçmiş yaşlarda diyebileceğimiz bir yaştadır. Film bir arkadaşı ile savaşa gitmek için kumların arasında silah aramasıyla başlamaktadır. Savaşın daha tam ne olduğunu bilmemektedir ve katılmak için can atmaktadır. Annesi falan buna çok karşı olsa bile gider. Yeni geldiği giysilerinden halinden her şeyinden bellidir. Askerler bu kısımlarda aşırı mutlu ve eğlenceli zamanlar geçirir haldedir. Bu dinlendikleri kamptan yakından ayrılacaktırlar. Ama giderken yeni gelen karakterimizi komutan götürmek istemez ve orada bırakır. Orada kalan sadece bizim karakterimiz değildir ve daha önceden de gördüğü bir kızdır. İkisi sohbet ederken o bölge fena halde bombalanırlar. Savaşın ilk şokunu orada geçirirler. Kızla bir yolunu bulup kaçtıklarında geri köyüne döndüğünde kimse yoktur. Hala savaşın ciddiyetini alamamış karakterimiz bir yere gittiklerini zanneder. Ama kız köşe öldürülmüş cesetleri görür ama çocuk bombalar sonucu fena sağırdır. Çocuk bunları görmese bile saklandıklarını düşündüğü bir yere kızı götürmeyr çalışır. Oralara geldiğin ise cidden öldürüldüklerini ve artık var olmadıklarını anlar. İkinci büyük savaş şoku kırılımını da bu kısımda gerçekleşir. Orada ailesi olmasa bile yine kaçmış birilerini bulurlar. Elinde bulduğu silahı alıp yemek bulmak için büyükler bir yerlere gitmek ister ama çocuk silahı vermez ve o da gider onlarla. Çamurdan yaptıkları ve üzerine sırayla tükürdükleri Hitler heykelini de yol üstünde askerlerin geçebileceği bir yere dikerler. Bu sırada tabii yine saldırı ve pek çok şey yaşanır ve tek kalır. Bu tek yolculuğunda yine baya farklı şeyler yaşar ve psikolojisinin zorlayan anlar yaşar. Hatta film ile ilgi en heyecanlı ve izlemesi nefes kesici kısımlar buralardır. Ama en önemlisi filmin sonuna geldiğimizde belki bir haftalık olay örgüsüne rağmen karakterin ne kadar değiştiği gözler önündedir. Ama bu değişimi en iyi yine bu dost asker grubu ile yeniden karşılaşıp orada daha önceki kendisi gibi bir yeni geleni görmemizle olur. Hatta ikisinin çamurda yerde yatan bir Hitler tablosuna baktığı anda yan yana gelirler. Yeni gelen tabloya sadece bakmaktadır ve bir şey yapmamaktadır. Ama bizim karakterimiz artık nefret ve düşmanlıkla dolu haliyle tablonun üzerine tonla kurşun akıtır. Bu kurşunlar akarken her birinden sonra kafasında zamanın geri aktığı Hitler’in yaşamından görüntüler çıkar. Her birinde yine ateş eder ve her birinde zaman geriye akar. En son ateş etmeyi ise Hitler’in bebekliğine geldiği an durdurur. Bebek haline vurmaması Naziler gibi olmadığını en azından çocuklara saygılıyız anlamı taşıyan bir anlamı vardır. Sonrasında tablodan ayrılır ve askerlerin arasına yeniden katılır ve film orada bitse bile savaşın daha bitmediğini uzunca yürüyüşle gösterir.

Aralarda sıkılsam ve bunalsam bile genel anlamda çok güzel bir filmdi. Karakterin psikolojik değişimini çok yumuşak ve çok iyi şekilde sunmuştur. Savaşın küçük halk açısından etkilerine odaklanmış ve cidden çok iyi ele almış. Uzun shotları ile de bir ilerleyiş ve gerilimi ara ara göstermiş. Zihinsel etkilere odaklı olmasına rağmen filmin bütçesi baya yüksekmiş sanırım çünkü baya bomba ve köy yangını gibi anlar var. Hani şimdiki zamanlarda olsa effectle ucuz işçilik yapıp atılıyor ama eskiden bu kısımları özel ve itina ile bombalayıp yakarak çektiklerini düşününce baya emek ve para var gibi geliyor. Hatta bundan eski ve o zamanlarda çekilmiş pek çok filmde bile savaş kısımları çok ufak kamera ve set trickleri ile ele alındığını düşününce bunu biraz daha çok taktir ettim diyebilirim.

Kısacası film savaş ve etkileri üzerine film severlere cidden kesinlikle gidecek bir filmdir. Onun dışında izlemek isteyenler için pek bir şey diyemiyorum ama sıkıldığınız kadar bir şeyler de gözlemleyebileceğinize inanıyorum. Cidden beğendiğim bir filmdi.

3 Godfathers (1949) İnceleme

Sırf Mandalorian dizisinde ilham alındığını öğrenince bir merakla izlediğim bir filmdi bu. İsminden ve afişinden anlaşılacağı gibi bir bebek var ve onu korumayı kollamayı amaç edinmiş 3 adam var. Ama asıl merak konusu bu çocuk bu 3 adama nasıl kaldı ve ne gibi sorunlarla baş edicekler. Bu kısmı önemli.

Öncelikle beklediğim haraketliliği ve aksiyonu pek bulamadım. Bu filmi günümüz yapımı olan Mandalorian ile de birebir karşılaştırmak uygun olmaz ve zaten karşılaştırıcak olsak bile sadece temanın benzer olduğunu ucundan değinebiliriz. Şimdi film 3 kovboyun bir köye gelip sıkıntı ve sorun çıkarması ile başlıyor. Bu kovboylar tamamen kötüler ve köyün şerifi de bunların peşinden kovalarken su mataralarını ve içlerinden birini yaralıyor. Bu üçlü az bir miktar suları kalmış ve yaralı arkadaşları ile ıssız çorak topraklarda yol alıyorlar. Amaçları haritada belli bölgelerde bulunan su depo veya benzeri yerlere varmak ama şerif hep bu kısımlara adam yollayarak bunu engelliyor. Adamlarımız o kısımlarda toplanan insanları farkettiğinden dolayı yaklaşamayıp yine yollarına devam ediyorlar. Yol üzerinde sanırım kaza yapmış bir araç görüp içerisine gittiklerinde yeni doğum yapmış bir kadını buluyorlar. Bu kadın ne kadar sınırlı kaynağı ile çocuğa ve kendisine bakmış olsa bile ölümü yakındır. Onun için çocuğu bu üç adama manevi babalık vererek emanet ediyor. Adamlarımız da bunu mecbur kabul edip kadını gömüyorlar. Hem çocuk bakmayı ellerindeki kitapla öğrenirken hem de şeriften kaçtıkları çöl topraklarında hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Filmin spoilersız hali temelde bundan ibaret ama ilerisinde de çok büyük olaylar olmuyor. Klasik eski Amerikan filmi klişeliğinde ilerliyor ve kendince mutlu bir sona ulaşıyor. Ben bu filmi açtığımda umudum daha fazla aksiyon ve tehlike gerektiren durumlarda çocuğu korumaya çalıştıklarını görmekti. Ama bunlar pek olmuyor sadece çölde ölmeden çocuğu bir şehre götürmeye çalışıyorlar. Ne kadar başarılı oluyorlar orasını ayrı bir konu. Filmin motivasyon ve amaç konusunda karakterler güçsüz, anlatım ise klişeliğine rağmen hızlı. O konuda azıcık kurtarıyor. Filmin sonu ise mutlu olması için yine motivasyonu zayıf halde bağlanmış halde. Çok tavsiye edilecek bir film değil.