Love, Death & Robots 2. Sezon İnceleme

Netflix’in Animatrix tarzında çıkardığı dizisinin ikinci sezonu geldi. Her bölümü için gaz halde değildim ama zaten 3-5 bölümünü sevsem yetiyor bana dediğim bir animasyondu. Bilindiği üzere her bölümü başka bir konuda ama hafif benzer bilim kurgu tarzında farklı animasyonlar bütünü bir dizi. Ve bu sezonda da hoşuma giden bölümler olduğu gibi klasik bölümleri de vardı.

Mesela ilk bölümü aşırı ucuz Black Mirror tarzı bir bölümdü. Konusu haricinde animasyon kısmı ama çok güzel göz doyuruyordu. Aynı şekilde savaşta ay gibi bir gezegene düşüp bir kurtarma odasında robotla kısılı kalan adamın bölümü de aynı şekilde Black Mirror gibi aşırı gereksiz robotlardan korkmalı mıyız sorusunu soran bir bölümdü. Ben bu tarz robot korkusu temalarını sevmiyorum ve aşırı muhafazakar bir duruş gibi geliyor.

Onun dışında korku temasının yoğun olduğu ama robotlar değilde canavarlar ekseninde olan bölümler vardı. Trenden inip uzun çayırda mavi glowing creature’larla aksiyona giren adam da gerilim olarak doyurucu ama anlattığı bir şey olmadığından yavandı. Fakat Noel babayı görmek için inen çocukların olduğu bölüm baya hoştu bence. Peki iyi çocuk olmasaydık o bize napardı diye sordukları hafif psikoloji ve geleneklerin farklı yorumlanması ile sevdiğim bir bölümdü. Yarattığın çocukların yüzlerine yaklaşması ile David Fincher havasını da iyi aldığımız sahneyi yaşattılar.

En sevdiğim bölümlere gelicek olursak üçüncü bölümdeki tema ve olaylar bütünü aşırı hoştu. Cyberpunk temanın hakkını sonuna kadar veren ve hafif o durumla yüzleştiren bir bölümdü. Snow in the Desert bölümü de yine yarattığı hoş dünyasını ustaca ele alıp minik bir aşk hikayesi sundu. Fena değildi. İkinci bölüm yani balinalı bölüm de arka plandan dünyasını tanıtan ve mesajını güzelce barındırıyordu. Üçüncü bölüm haricinde bu iki bölümün bulunduğu dünyaları çok sevdim diyebilirim. Üçüncü Bölümle her şeyi beğendim. Devin sahile vurduğu bölüm de sakin ve hoş bölümdü.

Animasyon bakımının hepsi ayrı bir işçilik ve seviyede yapımlardı. Her biri görsel anlamda aşırı doyurucuydu. Çoğu filler bölüm gibi olsa bile keyifli izlenim sundular. Animatrix tarzının hala yaşıyor olması ve iyi bakılıyor olmasını bilmek de güzel.

Woman in the Dunes (1964) İnceleme

Hiç hayatınızda bir yere kısılı kaldığınızı tek yaptığınızın tamamen bir takım birilerinin isteği ve keyfine bağlı olduğunu hissettiniz mi? Türkiye’de yaşıyorsanız bunların hepsini hala hissediyorsunuzdur ama konumuz şuan bu değil. Bu film de ister istemez bu havaları ve düşünceyi barındıran bir haldedir.

Böcekleri araştıran ve onlar hakkında bilgi toplayan bir adam çöle yaptığı gezisinde geri dönmek için binmesi gereken otobüsü hafif isteyerek kaçırır. Çölde olmak onu aşırı mutlu ve huzurlu etmiştir. Zamanın nasıl geçtiğini farketmemiştir bile. Ama geceyi geçirecek bir yere ihtiyacı olduğundan o bölgedeki köylülerden yardım ister. Köylüler de onu büyük bir çukur gibi yerde bulunan bir evdeki kadının yanına yerleştirirler. Kadınla adam sohbet eder ve ihtiyaçlarını görür. Bu sohbetlerinde bir iki kere sabah ayrılacağını bildirmesine rağmen kadın ne demek istediğini anlamaz. Öyle bir şeyin olmayacağını gülümser şekilde söyler. Adam ise kadının bu hallerine anlam veremez ama gideceğinden emindir. Sabah olup eşyalarını toplayıp yukarı çıkması için lazım olan merdivene baktığında orada olmadığını görür. Merdiven yukarıdan çekilmiştir. Kadın da tüm gece köylülere lazım olan kumu kazdığından yorgun bir şekilde uyumaktadır. Adam her ne kadar yukarıya elleriyle de çıkmaya çalışsa beceremez. Kayan kumlar onu gene aşağıya indirir. Kadını uyandırıp olanı anlatsa bile kadın yine böyle bir şey olmayacağını söyler. Adam orada kadınla sıkışıp kalır. Bu durum filmin başlarında kadının tavrı nedeniyle onun bir oyunu gibi gözükse de köylülerin onları esir alması olduğunu bir süre sonra anlıyoruz. Kadın bile orada kaç yıldır kaldığından artık kaçmanın veya oradan çıkmanın bir yolu olmadığını anlamıştır. Filmde adam her ne kadar orada yaşamaya başladıysa bile ilk eline geçen bir fırsatta yürüyerek yol almaya çalışır ama çöldeki kumların durumunu bilmediğinden çöken bir kumula saplanır. Köylüler onu bulup yeniden kadının evine koyarlar. Her ikisi de artık karı koca gibi yaşamlarını sürdürür. Kadının oradaki tek hayali bir radyoya sahip olmaktır. Tüm köylüler için yaptığı çalışmaları bir radyo satın alınmasını sağlamak için yapmaktadır. Adamın ama tek hayali artık oradan kurtulmak olmuştur. Hayattaki tek amacı zaman geçtikçe bu olmaya başlamış artık başka bir şey uğruna yaşamaz olmuştur. Filmin sonuna gelindiğinde bu seviye o kadar adamı sarmalamıştır ki kaçma şansı olsa bile kaçmamıştır. Yakın zaman önce bulduğu kumlardan su çıkarma tekniğini köylülere tanıtma isteği öncelikli oluşmuştur. Asıl amacı yerine yan bir amaç ekleyerek asıl amacın tamamlanıp bitmesinin önüne geçmek ister hale gelmiştir. Çünkü bundan önceki hayatı da sanıldığı kadar mutlu ve huzurlu bir şey olmadığını düşünmeye başlar. Orada bir düzen kurmuş ve bozmaya hiç niyeti yoktur. Dışarı çıktığında yapmak istediği veya ulaşmak istediği bir şey kalmamıştır. Görüşleri ve hayal gücü orada buluna buluna körelmiştir. Dediğim gibi tek amacı oradan kaçmak. Bu gerçekleştiğinde bir amacı kalmayacak.

Sıkışıp kalmayı ve bu sıkışıklıkta hayatlarımızı idame ettiğimiz bir hayatımızın olduğunu güzelce yansıtan bir filmdir. İnsanlığı ve onun amaçlarını sorgulatıyor ve biraz varoluşsal mesajları bulunuyor . Kavanozdaki kurbağa deneyi gibi bir film.