Tunç Okan’ın zamanında anlatmak istediğini hafif abartı mizahla hafif de gerçekçilikle işleyen aşırı nadide bir filmi. Batı ve Türkiye karşılaştırması anlamında modernizme dokunan eleştirisini İsveç’e kaçak yollarla giden Anadolu insanımız ile aktarıyor. Yapım yılına bakıldığında dönemi aşırı iyi yansıttığı söylenebilir. Bazı yerlerde abartı veya aşırıya kaçılmış gösterimler olsa bile Anadolu’dan gelmiş birinin gözünden düşünüldüğünde o abartı çok da yersiz değilmiş gibi hissettiriyor.

İsveç’te yeni bir hayat umuduyla varlarını yoklarını verdikleri bir adamın otobüsü ile yola çıkıyorlar. Yol boyunca yaptıkları ve anlatılanlar da çok manidar. Kuru ekmek ve bir avuç yemek ile kahvaltılarını yapıyorlar. Sonrasında otobüsün karşısına geçip ileri teknoloji kamera ile şoför onları çekiyor ve kameraya övgüler diziyor. Orada durduklarında yaptıkları kaşık ile dansları da kültür ve o anki durumları iyice aktarıyor. İsveç’e geldiklerinde Stockholm’ün baya büyükçe bir meydanının ortasına otobüsü park ediyor şoför. Onlara pasaport ve izin çıkartma sözü ile ayrılıyor ve bir daha gelmiyor. Adamlardan yürüttüğü para ile keyfine bakıyor. Bizimkiler bütün gün otobüste polislerden ve dışardan izole bir şekilde duruyorlar. Koskoca gelişmiş meydanın ortasında eski püskü bir otobüs. Batının umursamazlık ve bireyselliği o kadar fazla ki kimse o otobüsle ilgilenmiyor.

Akşam olduğunda ise herkesler yokken bizimkiler dışarıya adımlarını atıyorlar. Öncelikle kuytu bir telefon kulübesinde sevişenleri görüp şaşırıyorlar. O sahnenin çekimi ve anlatımı o kadar kuvvetli ki kaç kere geçip dursalar bile o aşk sesleri hep yankıda geliyor. Tuvalete gittiklerinde onlardan esrar isteyen de çıkıyor onlardan korkup köpeğini kucaklayıp kaçan da. En son bir polisle karşı karşıya geldiklerinde hepsinin koca koca caddelerde kaçışlarını izliyoruz. Ucuz bir çekim olsa bile o gerilim ve aksiyon verilmiş. Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı karakter ise sokakta yolunu kaybediyor ve otobüsü bulamıyor. Geceyi sokakta geçirdiğinde köprünün üzerinde otururken artık soğuktan donmuş bir şekilde sabaha doğru suya düşüyor. Arkasından sadece pis herif diye bağıran bir İsveç’li var gerisi hala bireyselliğin getirdiği umursamazlıkla onu böyle ölüme terkediyorlar.

Diğerleri her ne kadar otobüse varmış olsa bile yiyecekleri hiçbir şey yoktur. Camdan aralıklarla insanlara ve yaşantıya bakarlar. Müzik dinleyen insanlar, tatil planı yapan avrupalılar herkesin huzuru yüksek ve verimlidir. Bizimkiler ise aşırı garibandır. Sonrasında yine akşam olduğunda yine çıkarlar dışarı. Yürüyen merdivene ilk binişlerinin getirdiği bir beceriksizlikle kenarlara sıkı sıkı tutunurlar. Bu sahne bile kendi başına çok şey anlatır ama pek çok o dönem yeşilçam filminde şakası olduğundan etkisini yitirmiş bulabilirsiniz. Fakat yine de filmin güçlü bir kısmıdır. Tuvalette bir eşcinsel tarafından koluna girilip götürülen Mehmet sonrasında farklı bir deneyimler yaşayacaktır. Batı’nın azmışlık ve ahlaksızlığına olan abartılı sahneler bütünüdür. Her ne kadar saçma bulsam da filmin anlatmak istediğine bakıldığında çok da farklı bir şey yapılamayacağı bellidir. Toplu herkesin birbirini ellediği ve garip sevişme ritüelleri diyebileceğim gösteriler yapılır. Batılılar sekse aç iken Mehmet yemeğe açtır. Gördüğü görüntüler her ne kadar şok edici olsa bile elindeki tavuktan başka bir şey göremez. Barbarca yemesi yüzünden oradan atılır ve bir güzel dayak yer. Aynı zamanda bunları dolandıran adamın aşırı alkol alıp parayı hayat kadınlarına kaptırmasını da görürüz. Sonrasında diğerleri ise yine otobüse dönmüşlerdir ve artık sabah olmuştur. Kaç gündür meydanın ortasında eski bir otobüs var ama kimse dokunmuyordu. Artık iki polisin bu duruma dikkat çekmesi ile otobüs hurdalığa götürülüp parçalanırken bizimkileri tek tek yaka paça götürürler. Bir umut gittikleri Avrupa’da kendi insanı tarafından dolandırılması ile sonlanır.

Filmin her anı bir durumu veya bir olayı göstermek adına çekildiğinden dolu dolu görünmektedir. Fakat bazı olayları ele alış şekli biraz abartıya kaçsa bile aradaki kontrastı korumak adına düşünüldüğünde çok da mantıksız değildir. Bir Türk’ün orada zorluğu ve garip karşılamasını iyi aktarmıştır. Zaten Tunç Okan oralarda yaşayan bir insan olduğundan kazandığı paralarla yaptırdığı ufak bir filmdir. Ufak bütçesi ve yapımına nazaran çok iyi ele alınmış çekimleri bulunmaktadır. Bugün izlediğimiz “Bir Başkadır” dizisi gibi benzer durumları aktaran bir filmdir. “Bir Başkadır” kadar prodüksiyonu olmaması ve zamanının eski olmasından dolayı görüntüler tabii ki de eskidir. Ama anlatım gücü bence çok eşdeğerdir. Böyle belli olan anlatımına rağmen Türkiye tarafından bu filme yasak gelmiştir. Türkleri kötü ve aciz gösterildiği üzerine bunu yapmışlardır. Ama burada sadece Türk’e yönelik bir acizlik yüklenmediği de aşırı ortada. Avrupa insanının vurdum duymaz ve farklı değer yapısı ile de çok hedef alınmıştır. Bana kalırsa her ikisini de bu kadar uzak anlatmadan da bu film yapılırdı ama bu haliyle de kötü hissedilecek bir yapısı yok.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s