Loki (2021) Bölüm 1 ve 2 İnceleme

Marvel filmlerinin hepsine hakim değilim ama birçoğunu izledim diyebilirim. Genelde bu tarz süper kahraman yapımlarında mantık baya esnek bir hal alıyor. Yazarlar ve yapımcılar evreni istedikleri veya gerektiği zaman genişletip daraltabiliyor. Bu baya izlemeyi sevmediğim bir durum ama çok kafa yormazsanız aşırı zevkli filmler oldukları aşikar.

Dediğim gibi her Marvel içeriğini tüketen bir insan değilim ve bundan önce en son Infinity War’u izledim. Şimdi de Loki ile devam ediyorum. Loki’de de dediğim gibi evreni esnetme veya değiştirme yoluna gittiklerini gördüm. Zamanın yöneticileri önceden ne kadar vardı ya da yoktu bilmiyorum. Normal insanların üstünde süper kahramanlar onların üstünde yine daha güçlü kahramanlar(tanrılar), onların üstünde gene tanrılar gibi bir katmanlar silsilesi olduğu kesin. Böyle işlerin içine girildiğinde çıkılması zor hale gelebiliyor ama Marvel heralde bunun en iyi yapan firma ki bu kadar sevilebiliyor ve izlenebiliyor. Evren genişletilmesi olarak bakıldığında çok iyi yapıyorlar. Ama ben her seferinde bunları takip etmeyi sevmiyorum. Her şeyin bir kanunu nizamı olamlı gibi geliyor. Her neyse bunlar benim şahsi meselelerim. Diziye gelirsek hem bu anlattıklarımı göze almış hem de zaman yolculuğu gibi zorlayıcı bir konuya da el atmışlar. Bu ikisi cidden dikkatli oynanması gereken meseleler yoksa saçma bir son olur. Şu iki bölüme baktığımızda dizi bu zaman yolculuğu meselesini de gayet iyi halledeceğe benziyor. Konuya biraz daha orginal hava katmışlar. Bu yüzden şuanlık güzel buluyorum. Loki’nin zamanda karmaşa yaratan kendisini araması falan izlenebilirliği yüksek şekilde ortaya konulmuş. Bulduğu kendisinin de şuanki halinin kadın versiyonu olması da meraklandırıcıydı.

Sırf bu diziye Loki’yi yani Tom Hiddleston’ı izlemek için başladım ve gayet iyi bir senaryo buldum. Loki karakterinin tüm ilgi çekici kısmı Tom Hiddleston olması ile çok ileri bir seviyeye çıkıyor. Çok iyi oyuncu gerçekten.

Marvel’cıysanız zaten hemen izlemişsinizdir ama eğer benim gibi çat pat bilen bir insansanız da izlemenizi zorlaştırıcak kısımlar az. Sinematik ve çekim olarak da çok yerinde bir dizidir. Yapanlar zaten kaç yıldır bu sektörde iyice elleri alışmış.

Rick and Morty Sezon 5 Bölüm 1 İnceleme

Rick and Morty bile olsanız şakalarınızı tüketiyorsunuz demek. Bölüm senaryosu olarak hoş bir fikir ile gelmiş olsalar bile aralardaki şakalar ve karakterlerin hep aynı tavırları artık sıkıcı ve alışıldık geliyor. Bu bölümü çok beğenip hiç eğlenmemek de baya garip bir durum. Bu şakaların tükendiğini dördüncü sezondan beri kendisini ağır hissettiriyordu. Hatta bu yüzden yan projeleri Solar Opposite’i daha çok sevmeye başladığımdan bahsetmiştim. Bu sezona da zaten pek bir umutla başlamadım. Bölümün hikayesi yine dolu dolu zaman ve boyut oyunlu ve bol aksiyonluydu. Bu işi hala iyi yapabiliyor oldukları için mutluyum. Ama klasikleşmiş durum ve şakalarından umarım ilerleyen bölümlerinde kurtulmaya çalışırlar.

The Bad Batch Bölüm 7 & 8 İnceleme

Bu iki bölüm birbirinden hoş sürpriz ve olaylarla dolu bölümlerdi. Rex ve Cad Bane gibi isimleri gördük. Bunlardan önceki bölümlerde Martinez kız kardeşlerin Rex veya Ahsoka’ya bizimkileri söylediğini tahmin etmiştik zaten. Rex’i görmeyi biraz da olsa bekliyorduk. Ama Cad Bane işin asıl şaşırtan kısmı oldu. Cad Bane’i görmek hem sevindirdi hem endişelendirdi. Baya duygu karmaşalı bir bölümdü.

Yedinci bölümde dostlarımız kafalarının içindeki çipten kurtuldu. Bu işte Rex’in büyük yardımı var. Çip beyinlerindeyken baya gerilimli sahneler yaşandı. Sekizinci bölüm ile çipleri çıkardıkları hurdalıktaki savaş gemisine yerleri belli olduğundan imparatorluk askerleri geldi. Crosshair doğal olarak askerlerin başındaydı. Ondan gizlenmeye ve kurtulmaya çalıştıkları bir bölüm oldu. Geminin motorunda sıkışıp kalmaları baya hoşuma giden heyecanlı anlardan biriydi. Sonrasında kurtulduklarını düşündüğümüz sırada Cad Bane resmen Hunter ile bir western usulünde bir düelloya tutuştu. Böylelikle küçük kızımız Omega ele geçirilmiş oldu. Baya heyecanı ve meraklandırıcı bölümlerdi. Bakalım neler olacak

Hikaye anlamında iyi oldukları gibi animasyon anlamında ve sinematik anlamda da aşırı iyi bir dizi bu. Işık ve açıyı o kadar iyi ayarlayıp önümüze sunmuşlar ki nereye giderlerse gitsinler ayrı bir seyir keyfi veriyor. Hele sekizinci bölümün sonunda Hunter’ın bakış açısından hafif baygın gemiye bindirilmesi falan baya savaş oyunlarından sevdiğimiz bir çekim türü. Baya şüphelenerek başladığımız bu dizinin bu kadar iyi olması beni hep mutlu ediyor.

Sweet Tooth (2021) İnceleme

Netflix’in son dönem popüler dizilerinden biri olan Sweet Tooth beklemediğimden de iyi başladı. İlk üç bölümü bir anda izlediğim bir dizi oldu. Aile boyu izlenebilecek bir dizidir kendisi.

Hikayesi ve yarattığı dünya son zamanlarda yaşadığımız virüs salgınına benzer olsa da bunu güzel bir şekilde kullanabilmiş. Yarı hayvan çocukların her biri ayrı emek gösterilerek yapılmış ve kukla ustaları ile çalışılmaya özen gösterilmiş. Görsel effekt yerine kukla her zaman daha iyidir. Konusu ile de bu sevimli çocukları izlemek güzeldi. İlk üç bölümünü çok iyi bulmama rağmen son bölümlerde azıcık sıkıldığımı söyleyebilirim. Bir süre sonra herkesin uzaklara bakıp dramatik dramatik anılarını anlattığı bayık sahneler gelmeye başladı. Karakteri tanımamız için lazım olan bir şey olmasına rağmen biraz cheesy oyunculuklarla beraber göze batar hale geldi. Şuanlık o karakterlere bir duygu kurmadığımızdan hikayeleri de o kadar sarsıcı gelmedi. Ama ikinci sezon ile beraber daha iyi konuma gelebilirler.

Tatlı, sevimli bir dizi. Normalde post-apocalyptic dünya yaratılacağı zaman daha karanlık bir dünya önümüze sunulur. Ama bu dizi tam tersini amaçlayarak yola çıkmış. Bu farklı bir tat vermiş diziye. Muhakkak izlenmeli bir dizi olmasa bile izlerken keyif alınabilecek bir dizidir.

The Bad Batch: Bölüm 5 & 6 İnceleme

Git gide bu dizinin havasını ve kendi tarzını beğenmem iyice artıyor. Mandalorian’a benzer mi benzemez mi gibi tartışmaları çok yaptık. Ne kadar benzeyen yerleri de olsa benzemeyen yerleri de olsa bu dizi özel bir yer edindi. Bu yeni iki bölümde de karakterlerimiz biraz daha bounty hunter kimliğine daha çok bürünür olmaya başladılar. Sonuçta ordudan ayrıldılar ve kaçak askerler. Hem bir yandan yakalanmamaya çalışırken bir yandan da geçimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar dizide çok doğal ve mantıklı veriliyor. Onun dışında Omega’yı eğitmek, ona yeni şeyler öğretmek ve onun zeka ve becerilerini de izlemek aşırı eğlenceli. Omega 5. bölümde bir tane ışın yayı diyebileceğimiz bir silaha sahip oldu ve 6. bölüm ile onunla yeteneklerini artırmaya başladığını gördük. Her ne kadar doğuştan bir asker olmasa bile zamanla o kadar askerin içerisinde onlar gibi olmaya başlayacaktır. Tüm bunları izlemek ve tecrübe etmek baya hoş geliyor. Eğer bir gün gelecekte geçen bir Star Wars dizisi veya animasyonu yaparlarsa Omega’yı yine bol bol göreceğizdir. Bu tarz yerlerde kendisini eğitip ilerde ne amaç uğruna olursa olsun çalıştığını bölümler veya diziler gelir. Tabii bu bir 5 yıl sonrasında olacak yapımlarda geçerli olur sanırım. Disney hepimizin bildiği gibi elinde bulundurduğu stüdyo ve yapımları iyice inek gibi sağıyor ve sağmaya da devam edecek. Mandalorian ve Bad Batch kalitesinde şeyler olduğu sürece bundan bir sıkıntımızın olacağını sanmıyorum.

Omega in a scene from “STAR WARS: THE BAD BATCH”, exclusively on Disney+. © 2021 Lucasfilm Ltd. & ™. All Rights Reserved.

Bu iki bölümde de çok ana hikaye gidilen bölümler değildi ama bence baya güzel bölümlerdi. Cid tarafından onlara verilen bir takım görevleri yerine getirdiler. Clone Wars’tan tanıdığımız Martinez kız kardeşleri gördük. Her ne kadar nostalji gibi gelse de ben bu karakterleri hiç sevmiyorum. Zaten en sonunda bizimkiler hakkında bilgileri görmediğimiz birine sattılar. Kötü biri olduğu tahmin edilse de kötü biri çıkmama olasılığı var. Belki de Ashoka veya Rex gibi biridir ve onlar da bu tarz clone’ların emirlere itaat etmekten kaçtıklarını öğrenmişlerdir. Bu ekibi de kendilerine katmak istiyor olabilirler. Benim aklıma hemen bu tarz bir plot ile bizi şaşırtabilecekleri geldi. Abla Martinez’in ne kadar bencil ve dolandırıcı huylu biri olduğunu bildiğimiz için bizi oradan vurmaya çalıştılar gibi geliyor. Yoksa kardeş Martinez bunu engellemeye çalışırdı. Her iki olasılıkta beni şaşırtmayacaktır onun için bekleyip görücez.

The Bad Batch Bölüm 3 & 4 İnceleme

Her bölüm 20 dakika olduğundan böyle biriktirerek izlemek daha doyurucu olabiliyor. Diğer türlü tam tadı yarıda kalmış gibi geliyor. Gerçi böyle bile hala Star Wars’a doymamış gibiyim. Hatırlarsanız ilk bölüm için çok çocuksu olmuş demiştim. Ama sonrasında ikinci bölüm ile bundan birazcık uzaklaşmışladı. Şuan 3 ve 4 ile tam Clone Wars tadında olduklarını açık bir şekilde söyleyebilirim. Hatta 3. bölümü dizinin tamamı ile karşılaştırınca daha karanlık bir bölüm olarak duruyor. Bunları göz önüne alınca diziye karşı kaybolmuş umudum hafiften yeşerir gibi oldu. Güzel keyifli bölümlerdi.

Şuan galakside düzgün bir hayat kurmaya çalışıyorlar ve bir yandan da hiç bilmedikleri babalık deneyimini kavramaya çalışıyorlar. Özellikle Wrecker ve Hunter bu yönü ile öne çıkıyor. Diğer ikili daha çok teknik işlerde yoğunlar. Bir yandan Omega’nın da becerilerini diğerlerine sunması ve kendini kanıtlaması da hoş. Bu baba kız temasıyla Mandalorian’a çok mu benzer acaba gibi düşüncelerimiz vardı ama bu konuda da bizi mutlu edecek şekilde yanıltıyorlar. Grogu daha çok özelliklerini saklamayı öğrenmiş hafif çekingen tatlı bir bebek iken Omega yaşının ve durumunun farkı sebebiyle daha çok kendisini ön plana atıyor. Bu farklı yanı seyretmesi güzel. Onun dışında bölüm 4’te Fennec Shand’ı görmemiz ile Mandalorian’da sevdiğimiz bounty hunterımızın ekibe zorluk çıkartması da hafiften bize ikilem sunuyor. Sadece kötü veya iyi diye tanımlamadan farklı motivasyonları olan karakterler görmek benim baya sevdiğim bir durum. Olaya ve dünyaya daha çok gerçekçilik katıyor. Her ne kadar yeni ve farklı dizi olsa bile Dave Filoni bize Clone Wars’u yeniden bahşediyor diyebiliriz. Devamı olduğunu ve yine saygısını koruduğunu her geçen bölüm daha iyi anlayabiliyorum. Böyle devam ederlerse daha da mutlu oluruz.

Love, Death & Robots 2. Sezon İnceleme

Netflix’in Animatrix tarzında çıkardığı dizisinin ikinci sezonu geldi. Her bölümü için gaz halde değildim ama zaten 3-5 bölümünü sevsem yetiyor bana dediğim bir animasyondu. Bilindiği üzere her bölümü başka bir konuda ama hafif benzer bilim kurgu tarzında farklı animasyonlar bütünü bir dizi. Ve bu sezonda da hoşuma giden bölümler olduğu gibi klasik bölümleri de vardı.

Mesela ilk bölümü aşırı ucuz Black Mirror tarzı bir bölümdü. Konusu haricinde animasyon kısmı ama çok güzel göz doyuruyordu. Aynı şekilde savaşta ay gibi bir gezegene düşüp bir kurtarma odasında robotla kısılı kalan adamın bölümü de aynı şekilde Black Mirror gibi aşırı gereksiz robotlardan korkmalı mıyız sorusunu soran bir bölümdü. Ben bu tarz robot korkusu temalarını sevmiyorum ve aşırı muhafazakar bir duruş gibi geliyor.

Onun dışında korku temasının yoğun olduğu ama robotlar değilde canavarlar ekseninde olan bölümler vardı. Trenden inip uzun çayırda mavi glowing creature’larla aksiyona giren adam da gerilim olarak doyurucu ama anlattığı bir şey olmadığından yavandı. Fakat Noel babayı görmek için inen çocukların olduğu bölüm baya hoştu bence. Peki iyi çocuk olmasaydık o bize napardı diye sordukları hafif psikoloji ve geleneklerin farklı yorumlanması ile sevdiğim bir bölümdü. Yarattığın çocukların yüzlerine yaklaşması ile David Fincher havasını da iyi aldığımız sahneyi yaşattılar.

En sevdiğim bölümlere gelicek olursak üçüncü bölümdeki tema ve olaylar bütünü aşırı hoştu. Cyberpunk temanın hakkını sonuna kadar veren ve hafif o durumla yüzleştiren bir bölümdü. Snow in the Desert bölümü de yine yarattığı hoş dünyasını ustaca ele alıp minik bir aşk hikayesi sundu. Fena değildi. İkinci bölüm yani balinalı bölüm de arka plandan dünyasını tanıtan ve mesajını güzelce barındırıyordu. Üçüncü bölüm haricinde bu iki bölümün bulunduğu dünyaları çok sevdim diyebilirim. Üçüncü Bölümle her şeyi beğendim. Devin sahile vurduğu bölüm de sakin ve hoş bölümdü.

Animasyon bakımının hepsi ayrı bir işçilik ve seviyede yapımlardı. Her biri görsel anlamda aşırı doyurucuydu. Çoğu filler bölüm gibi olsa bile keyifli izlenim sundular. Animatrix tarzının hala yaşıyor olması ve iyi bakılıyor olmasını bilmek de güzel.

The Bad Batch 2.Bölüm İnceleme

İlk bölüm sonrası dizinin fazla çocuksu olduğunu hissetmiştim ve bunu karşılaştırmak adına Clone Wars’un son sezonunu yeniden izledim. Sonuç olarak gördüm ki Disney bu diziyi çıkarırken bu noktayı artıralımı harbiden demiş. Bu biraz yaşını almış Star Wars hayranları için dezavantaj olsa bile çok umursamamız gereken bir durum da aynı zamanda. Bunları dememe rağmen ikinci bölüm ile o aşırı çocuksuluğun hiçbirini görmedim. Gerçi bu bölüm 26 dakikaydı böyle tam bir doygunluk bile yaşamadığı gibi bu detayı sa bariz göstericek tarafı yoktu. Fakat bu bölümden ilk çıkan bölüme kıyasla daha çok zevk aldım hemen diğer bölüm gelse de tüketsem diye bekledim. Hele bundan önce Clone Wars’un bir sezonunu çerez gibi tükettikten sonra fena canım çekti.

Hikaye olarak bir şeylerden bahsetmek gerekirse bu bölüm Rex’i bulmaya yönelik bir çabaları olacağı belliydi. Çünkü tek Rex kaldı trooper olarak beyninde çipi olmayan ve onlara yardım edebilecek. Fakat onun bu halinden haberleri yokken nasıl olucak ki diye düşünüyordum ki gittikleri kaçakçı aracılığıyla ondan bilgi aldıkları gibi çip hakkında da biraz aydınlandılar. Böyle bakıldığında pek bir şey olmadı. Kaçakçının kaçmasına yönelik çaba ve bir takım bilgilerin toplandığı bölümdü. Omega’yı o aileye bırakıp başka bir hikaye yaparlar mı acaba diye düşünüyordum ama olmadı. Keşke olsa mıydı bilmiyorum şuanlık ama Mandalorian vari bir babalık tarzını yeniden görmek ister miyiz hiç emin değilim. Çünkü gene sert asker adamın çocuk bakıcılığı ile daha yumuşak daha baba bir karakter olmasını izleyeceğiz. Tek farkları 5 tane baba ve çocuğun ergenliğe yakın bir kız olması. Bu temanın benzerliği altında ne kadar farklı bir hikaye sunucaklar merak ediyorum. Çünkü tek izlenebilir ve merak uyandırıcı kısım o kalıyor.

Star Wars: The Bad Batch (2021) İlk Bölüm İnceleme

Öncelikle may the 4th be with you herkese ve yeni Star Wars dizisi The Bad Batch ile bugüne yakışır bir gün geçirmiş olduk. Mandalorian’dan itibaren Disney’in yapacağı Star Wars işlerine olan umudumuz bir tık artmıştı ama bundaki en büyük emek Dave Filoni ve Jon Favreau’daydı. The Bad Batch de bu ikilinin zamanında yaptığı çalışmaların devamı olduğundan umudumuz daha fazlaydı ve bugün bu dizinin ilk bölümünü izledik.

Öncelikle söylemeliyim ki beklentimi karşılamadı ama kötü bir şey de izlemedim. Clone Wars’un devamı niteliğinde olduğundan özellikle küçükken aldığım tatları yine aldım. Ve zaten bu dizi de baya küçükleri hedef alarak ortaya çıktığı her sahnesinde aşırı barizdi. Bunları dert etmiyorum tabii ki ama insan yaşlandığını hatırlayınca bir garip hissediyor. Ama çıkan iş tam hedef kitlesindeki seyircilere çok kolay hitap edecek şekilde ve güzel yazılmış. İlk bölümüne bakarak söylersek bu diziyi izleyerek büyümüş bir nesil ilerde kaliteli zaman geçirdiklerini düşünüp mutlu olucaktır bundan eminim. Çünkü benim eskiden Clone Wars’tan aldığım tadın aynısı var ve o ruh çok güzel saklanıp yeniden sunulmuş. Zaten Mandalorian’a aşık olmamızın en büyük nedeni Star Wars ruhunu korumasıydı ve bu dizi de aynı insanların elinde aynı amaca hizmet ediyor.

Çok uzatmadan hikayeye gelecek olursak çok merakla bekleyeceğim bir şeyler olmadı ama keyifli bir saat geçirdim. Order 66 ile başlayıp klonlarımızı tanıtıp duruma ve olaya girişini yaptı. Klonlarımızın savaş alanlarında yaptıkları ile dizi içerisinde ilk tanışmamızı gerçekleştirdik. Şimdiden izleyenle arasında sıkı bir bağ oluşturdu. Her saniye gerilimini sıkı sıkı tutarak ilerledi. Ama neden gerilim olduğunun oluşması şuanlık çok muhim bir önemi varmış gibi gelmedi. Yine de kötü değil ama motivasyon düşürücü diyebilirim.

Kesin olarak izlenmesi gereken bir dizi olup olmadığına emin değilim ama birkaç bölüm sonra tamamen kararlaşır görüşüm. Şuan geldikçe ve vaktim oldukça izlerim gibi duruyor. Keyifli vakit geçirdiğimden beğendim.

Devs Nasıl Dizi? // Spoilerlı İnceleme

Geekyapar kanalında gezinirken İlk Bölüm Canavarı serisinde konuştuklarını görüp meraklandığım bir diziydi. Cidden onların da dediği gibi ilk bölümü biraz meraklandırıcı ve izlemeye değer duruyordu ama bu gitgide her bölümde düşerek giden bir eğriye dönüştü.

Dediğim gibi ilk bölümünde oluşan hafif gizemli ne oluyor acaba havası bölüm bölüm azaldı. Bunun en büyük nedeni ortaya çıkan nedenler ve karakterlerin motivasyonlarını öğrenmemizle ilgili sanırım. Çünkü o teknoloji şirketinin ne olduğunu tam bilmemek Sergei’in neden bilgi çalmaya çalıştığı, öldürülmesi ve sevgilisinin bunun görüntülerde intihar gibi gösterilmesi aşırı hoş katmanlı gizliliğe sahip olan bir haldeydi. Bir de ilk bölümün çok sakin ve büyüsel havası sonraki bölümlerde yorucu ve gereksiz durmaya başlıyor. Gerçekten ilk bölümde abartıya ve dramaya girmeden sade bir ilişkiyi göstererek başladığı bölüm ile güzel bir zeminde otturtuğu drama ile sonlanıyor.

Dizinin sonrasında sıkan tarafları ilk bölümde aşırı hoşuma giden kısımlarıyla birebir aynı şeyler. Uzun uzun slow motion görüntüler, karakterlerin tavırları ve hikayenin ilerleyişi falan hepsi sonradan eh ya dedirtti. Ama aslında genele bakıldığında konusu ve içerdiği fikir çok da kötü değil ve hala nasıl sonlanacağı ile ilgili biraz merakınız oluyor. Fakat yukarıda saydığım nedenler başta olmak üzere pek çok şeyin biraz uzamasıyla etkisi yavaşlıyor sanırım.

Dizide bir de şöyle bir problem var o da “Fuck” kelimesinin aşırı cool sanması. Resmen oyuncuların o kısımları abartılı oynamalarına bile vurmuş bir halde. Şimdi “Fuck” de ama basınçlı olsun diye resmen direktif almışlar. Bu aşırı belli ve çok saçma geliyor. Yönetmen veya senarist gençlere mi özendi naptı bilmiyorum ama başkası adına utanma anını ufaktan yaşadım.

Diziyi çok gömmüş gibi oldum ama o kadar da kötü değil. Ha izlemezseniz büyük bir şey kaçırır mısınız asla kaçırmazsınız. Hafif merakınız oluşursa ve devam etmek istediğiniz kadar devam edin. Çerez dizi tanımına uyan bir yapıda.