Valheim İnceleme – İskandinav Mitolojisi Aşıkları İçin Minecraft

2 Şubat erken erişim çıkış tarihinden beri adından bolca bahsettiren ilk haftasında 1 Milyon oyuncuya ulaştığı gibi şuan yaklaşık dördüncü haftasında 5 Milyon Vikinge ev sahipliği yapan muhteşem bir oyun. Valheim, İskandinav Mitolojisinden bolca esinlenerek yeni bir hikaye etrafında şekillenen bir hayatta kalma oyunudur. Bir Viking sevdalısı olarak arkadaşım ile biz de bu maceraya adımımızı attık.

Öncelikle oyunun hikayesine giricek olursak siz savaşta ölmüş bir Viking askerisiniz ve normalde cennete yani Valhalla’ya gitmeniz gerekirken Odin’in daha büyük sorununu çözmek için Valheim adındaki yeni bir dünyaya gönderilirsiniz. Yeni bir dünya diyoruz çünkü normalde İskandinav Mitolojisinde sadece dokuz tane alem var. Mitolojiye az çok bilgisi olanların bildiği gibi insanların yaşadığı Midgard, tanrıların yaşadığı Asgard olmak üzere devler, cüceler ve elfler gibi pek çok ayrı türün yaşadığı bu dokuz alemin dışında oyun bize Odin’in bile ziyaret etmekten korktuğu Valheim adında yeni bir alemi tanıtıyor. Odin’in buraya gelmekten rahatsızlık duyması ise içerisinde çok çeşitli yaratıkların istila etmesinden dolayıdır ve bizim buraya gönderilme sebebimiz ise o canlılardan bu dünyayı temizlemektir. Böylelikle toprağı Valhalla gibi güzel bir dünyaya çevirebilelim.

Gördüğünüz gibi bir amaç uğruna bir kuşun kanatları ile bu dünyada varlığımıza başlıyoruz. Fakat bu dünyada hayatta kalabilmek adına elimiz bomboştur. Öncelikle kendimize bir yuva yapıp yemek ihtiyacımızı karşılamamız lazımdır. Oyunun bu kısımları cidden bildiğimiz tarzda bir hayatta kalma oyunu mantığındadır. Odun kes, ev inşa et ve avcılığa geç. Sistem ne kadar diğer türünün benzer oyunları gibi olsa da kendi mekanik ve yapısı ile original bir tat veriyor. Özellik ev inşa ederken yerçekimini de hesap ederek yapıların sağlamlık ve kırılganlığı olması çok hoşuma gitti. Sahip olduğun yapı blokları ile hayal gücünü sınırsız zorlayacak tarzda yapı inşa etmek ve bir yandan iskeletini hesap etmek bana aşırı zevk ve gerçekçilik kattı. Eski kaynaklarda gördüğümüz orta çağ evleri gibi önce bir ufak bir klübemiz vardı sonrasında gerekli gelişimlere ulaştığımızda (birçok saat sonra) ise artık kocaman bir kale yapıcak kadar ilerlemiştik.

Evimizi ve sistemi kurduktan sonra ilk devasa yaratığımız Eikthyr ile dövüşe hazır hale geliyoruz. Eikthyr karakteri normalde folklora göre Valhalla’nın tepesinde duran Eikþyrnir’e benzemektedir bu yüzden oradan ilham alındığını düşünüyorum. Bu gibi pek çok devasa yarattığı keserken bir yandan yeni gelişimler açılmaktır. Bu yeni gelişimlerle oyuncuya bir patika çizdiği gibi etrafına da eklediği İskandinav folkloru ile çok özel bir deneyim sunmaktadır. Bu gelişim patikasında hikayeyi yeni toprakları ve deneyimleri keşfettirerek heyecanı ve merakı zirvede tutarak sunmaktadır. Oyunun zorluğu ile de bu yeni topraklardaki sahip olmamız gereken gelişimlerin önemini çok iyi hissettirmiştir.

Tek başınıza da oyunu oynayabilirsiniz ama bu zorluğundan dolayı daha çok arkadaşlarınız ile göğüs germeniz gereken bir maceradır. Olayın daha iyi anlaşılması için şöyle açıklayayım mesela Minecraft’ı tek başınıza bile oynarken çok hızlı bir şekilde evinizi barkınızı kurup Nether’a yol alabilirsiniz. Ama bu oyunda iki arkadaş birlikte çok zor ve yavaş bir şekilde gelişimlerimize ulaştık. Çok fazla emeğinizi ve zamanınızı alan bir yapısı var belki bu bir süre sonra sıkabilir veya bıktırabilir ama elinizde açılmış olan tüm özelliklerinizi sonuna kadar verimli kullanırsanız baya rahatlayacaksınızdır. Bu özelliği ile gerçekten bir challenge içerisinde olduğunuzun havasını yaşatır ve ortamın ambiyansını güçlendirmektedir. Özellikle arkadaşlarınız ile oynuyorsanız bir topluluk olmayı ve birlikte çalışma isteğini kuvvetlendiyor. Adeta bir Viking kabilesi misali dünyayı fethetme isteği ile yanıp tutuşurken bir yandan evinizi özenle kuruyorsunuz.

Oyunun detay ve mekaniklerinden biraz bahsettikten sonra sanat eseri olan görünümü hakkında da konuşmamız gerekiyor. Bu kadar pixel ve polygonal görünümü ile nasıl bir sanattan ve muhteşemlikten bahsedebilirsin şeklinde yakarışlarını duyar gibiyim ama dinleyin. Cidden bu kadar basit görünümü altında bir duygu ve hava verişi var ki Kuzey Avrupa topraklarında geçen bir peri masalında olduğunu hissetmeden duramıyorsun. Güneşin batışı, suyun haraketi, çayırların huzurlu sallanışı ve ormanın gizemli karanlığı derken o dünyada olduğunu hemencecik hissediyorsun. O an bu basit grafikleri senin için bir anlam ifade etmiyor belki de destekleyici bir unsur oluveriyor. Çünkü kendisine has ve özel hissettiriyor.

Son olarak İskandinav Mitolojisini birebir yansıtmasa bile kendince kurduğu bu evrende o tarzı üzerine çok iyi entegre etmesi ile yaşadığını ve var olduğunu hissettiriyor. İster denize karşı balık tut, ister denizlerde gezginlik yap, ya da istersen sağı solu yağmala bu dünyada bulunduğun her saniye oranın bir parçası oluyorsun. Tabii zorluğu ve amele gibi bazı işleri yapmanızdan dolayı yorabilen bir yapısı olsa da yetenek ve özelliklerinizi zorlaması açısından eşsiz bir deneyimdir. Daha erken erişim bir oyun olduğundan belli sayıda boss düşman bulunmakta ama bu kadarı ile bile en az 80-100 saatlik bir oynanış sunuyor. Zırhını, silahlarını kuşan ve ateşin yanında içkinle Skål yap sonrası asla üzülmeyeceğin bir macera olucak.

Sanjuro (1962) İnceleme

Önceki yazımda da bahsettiğim Kurosawa‘nın ses getiren filmi Yojimbo sonrası hemen bu film yani Sanjuro çekiliyor. Bir seri olması planlanıyor ama büyük değişiklikler geçirdiğinden farklı bir film olarak ortaya çıkıyor. Bu filmdeki ana karakterimiz Yojimbo’daki ana karakterin kardeşi olarak düşünülüyor ama aynı usta oyuncu Toshiro Mifune canlandırıyor. Her iki filmde de karakterler Sanjuro şeklinde adlandırılıyorlar. Sanjuro’nun kelime anlamı “30 yaşında”dır vr Sanjuro karakteri şuan pek çok animeye veya filme ilham olmuş bir karakter tiplemesi olduğundan bahsedilir. Hiç bir şeyi umursamayan, tek derdi yemek ve keyfi olan ama zekası ve gücüyle çok ileri bir karakterdir. Bu anti-hero özellikleri ile izleyene kendisini sevdiren bir yapısı vardır ve hala bu tip karakterleri sinemada severek görüyoruz.

Gezgin bir samuray olan Sanjuro ufak bir siyaset oyununun içine çekilir. Bir klanın Baş Müfettişi, muhasebeci gibi bir adamı yolsuzluk faaliyetlerine dahil ederek klanı ele geçirmeyi planlıyor. Dokuz genç samuray, müfettiş Kikui’ye bunu anlatır ve hepsiyle bir yerde toplanmak için anlaşır. Dokuz kişi bunu bir tapınakta tartışmak için gizlice buluştuğunda, uyuyan samuray Sanjuro onlara düzenlenecek saldırıya kulak misafiri olur. Hemen onları Kikui’ye güvenmemeleri konusunda uyarır. İlk başta ona inanmasalar da, onları Kikui’nin hizmetkârlarının tuzağından kurtararak kendini kanıtlar. Ancak gitmek üzereyken, Mutsuta’nın ve ailesinin artık tehlikede olduğunu anlar ve yardım etmeye karar verir. Destekçilerin sayısı çok fazla olduğundan, Müfettişin kötü planında başarılı olmamasını sağlamak için Sanjuro’nun tüm kurnazlığı ve kılıç yeteneği önemli hale gelir.

Film çok eğlenceli, akıcıdır. Akira Kurosawa’yı tanıyanlar zaten görüntü anlamında ne kadar güzel şeyler izleyeceğini bilirler. Hikayesi ile de beğendiğim bir yapım.

Ölüm Üzerine: Det sjunde inseglet/Seventh Seal (1957) İnceleme

Ingmar Bergman‘in en bilinen bu film ile gelin biraz da ölüm karşısında çaresizliğimizle hayatın anlamını arayalım. Orta çağ temalı bir film olsa bile konu yine evrenseldir. Antonius Block haçlı seferlerinde savaşmış birisidir. Savaş bitip geri dönüş yolunda vebanın Avrupa’ya yayıldığını görür. Bir kıyıda silah arkadaşı ile dinlenmektedirler. Sonrasında ölüm gelir yanlarına, Block’un canını alma vakti gelmiştir. Onca yıl savaştıktan sonra ölümün şimdi onu bulmasına o kadar kendisini bırakmak istemez. Onun için ölümle satranç oynamayı teklif eder. Kazanırsa canını bağışlayacaktır. Ölüm, kesinliğini bildiği için emin şekilde kabul eder.

Bu satranç oyununu belki de zaman kazanmak için teklif etmiştir. Hayatında anlamlı gelecek şeyleri bulamamıştır. Karşısına ilk başta din gelir çünkü orta çağda din her şeyin üzerinde olduğu yapıdır. Aklındaki soruları cevaplamak ister, tanrıya ya da en azından şeytana bile ulaşmak ister. Şeytanla ilişki kurduğu söylenen kızın ölümünde hatta şeytanı görmeyi ister. Ama hiç bir şey göremez. Tiyatroculuk yapan bir aile ile tanışırlar yolda bu aile ile birlikte iken varoluş düşüncelerinden uzaklaşır. Ailenin mutluluğu ona da yansır. Ölüm artık son hamlesini yapıp ölüme götürmeye geldiğinde ise sadece aile için kaygılanır. Ailenin ölümden kaçmasına yardım eder ve hayatında anlamlı bir şey yaptığını düşünür. Ama ölüm bir gün herkese geleceğini hatırlatır. Ve sonrasında onları da yanında götürür. Onca yıl kutsal topraklar için savaştığında anlamı bulamayıp böylesine ufak bir aile ile anlama ulaşması da manidardır.

Filmde bana göre en etkileyici kısım ölümün bizlerin için o kadar görünen gerçek bir durum olması iken Tanrı’nın sessizliği ile de ayrı bir vurgusu vardır. Tanrıya ulaşmak istemektedir, onunla konuşmak ondan bir mesaj beklemektedir. Ama bunların hiçbiri olmaz insan kendi amacını kendi ortaya çıkarmalıdır. İçerisindeki karakterler ve yapısı ile de film geniş bir serüven sunmaktadır. Kısa süresiyle uzunca bir deneyim bizlerledir.