Hereditary (2018) İnceleme

Geçen gün Ari Aster‘in Midsommar filmini incelemiştik. Hemen ardından ilk uzun metrajlı olan Hereditary hakkında da yazsam fena olmaz diye düşündüm. Dediğim gibi bu film ilk uzun metrajlı filmi ama yönetmen o kadar kendine güvenir çekmiş ki ilk filmi gibi hiç durmamaktadır. Kamera hareketleriyle, açıları öyle profesyonel yerleşmesi ile çok başarılı bir film ortaya koymuş. Midsommar ve Hereditary filmlerini izledikten sonra yönetmenin karakterini anladığınızı hissediyorsunuz, yönetmen imzasını çok belirgin atıyor. Her iki filmin de benzer yönlerini rahatça tahlil edebiliyorsunuz. İkisinde de gerilim odaklı ilerleyen hikaye anlatımı kendisine özgün filmler. Anlatmak istediğini ne çok açık edip bizi klasik Hollywood filmlerine götürüyor ne de çok gizleyerek izleyiciyi zorlamıyor. Yönetmen ipuçlarını gösteriyor ve bunları hemen alıyorsunuz. Adamın bu tarzını cidden çok beğeniyorum.

Hereditary, korku filmi anlamında insanı tatmin eden, içerisindeki konu ile izleyiciyi yakalayan bir yapısı var. Filmin iki kısmı var birinci kısım daha gerçekçi olayların döndüğü kadının annesini kaybetmesi sonrası acılarını hikayeyi bir zemine yerleştiren kısımdır. İkinci kısım ise daha çok spiritüel ve fantastik olayların dönmeye başladığı, bu konular üzerinden bir takım gizemler ve korkuları barındıran kısımdır. Midsommar ile benzerlik ve farklılıkları bakımından bu film biraz daha soyut konulara girmektedir. Midsommar filminde korku insanlar ve onların garip inançları iken burada korku ruhani boyuttadır. Her filme de baktığımızda yönetmenin benzer konulara meraklı olduğu bu konularda araştırmalarını bolca yaptığını rahatça gözlemleyebiliyoruz. Her iki film de akıcılık anlamında hiç bir kusuru yoktur ve gerilimi artık görmek istediğimiz şeklindedir.

Ari Aster, diğer klasik korku filmleri gibi hareket etmemektedir. O alıştığımız yapıyı değiştiren ve artık görmek isteyeceğimiz hale getiren bir isimdir. Hikaye anlatımı olsun, geçişleri olsun çok harika işler çıkarmaktadır. Tadı başka bu filmlerin.

Midsommar (2019) İnceleme

Güneş en tepedeyken, her şey bu kadar ekranda belirgin iken bir insanı nasıl gerebilirsiniz veya korkutabilirsiniz? İşte bu film bunu başarmıştır ve tüm o klasik korku filmlerine resmen kafa tutmuştur. Filmde jumpscare gibi bullshit bir yöntem asla yok bunun yerine git gide şiddet dozajı artan ritüellerle sizi geriyor. Film boyunca bir tedirginlik üzerinizde kol gezerken karakterlerle birlikte olanları izliyoruz. Karakterler burada ana karakter olmadığı için onlarda bizim gibi izleyici ve bizim aslında bir yansımamız konumundalar. Bu filmde ana karakter tamamen ritüel ve ilginç pagan gelenekleridir. İzlerken az çok neler olacağını tedirginlikle beklerken bir yandan da belli sahnelerdeki çizimlerle neler izleyeceğinizi gösteriyor, biz sadece o anı deneyimliyoruz. Bir de bu gösterimleri genelde göze batırarak yapmaması da filmi diğer filmlerden ayıran kısım. İlerleyişi çok güzel, geçişleri hiç beklemediğim kadar akıcı, rüya gibi görüntüsünün içinde o sizi rahatsız eden duygu çok yerinde.

Konu özetle psikolojik sorunları olan bir kızın sevgilisi ve arkadaşlarının yapacağı yaz gezisini anlatıyor. İsveç kırsallarında gerçekleşecek bir yaz festivaline gidiyorlar. Bu festival, Pelle adlı arkadaşlarının yöresinde olduğundan o yönlendiriyor falan. İlk başta değişik hoş duran bu pagan kültürü sonrasında bir kabusa doğru eviriliyor. Dediğim gibi kızı ana karaktermiş gibi başlatıyor, İsveç’e gelene kadar ana karakterimiz ritüel kendisini bekletiyor. Karakter anlamında gözlem konumundayız demiştim bunun en etkili kısmı karakterlerin de antropolog olması ile daha da iyi oturuyor. Çünkü antropologlar genelde ya dahil olarak ya da uzaktan durumları inceleyip bu konularda araştırmalar yapan insanlar. Onlar o alıştığımız klasik filmlerdeki gibi aktif bir rol almaya çalışmıyorlar. Kaçmaya çalışmıyorlar, onların bu yaptıklarına karşı büyük bir tepkileri bile yok. Dediğim gibi klasik bir yapım yok ortada, original bir hikaye anlatımı var ve mükemmel.

Görsel anlamda aşırı göz doyuran çekimleri ve anlatmak istediğini çok güzel yansıtan açılarıyla etkileyici bir film. Hoş detaylarıyla hikayesiyle izlemesi güzel, yalnız yine dram tarzında ilerleyen akıcılığı ile bu türleri sevmiyorsanız sıkılabilirsiniz. Bu sıkılma yukarda bahsettiğim o aktif karakter olmaması onun yerine izleyici konumunda karakterlerin olmasından dolayı olacaktır. Ama bu filmi güzel yapan ve diğerlerinden ayıran en önemli özelliği bu. Yönetmen Ari Aster‘den yine Hereditary izlemişseniz o da bu tarzda güzel bir filmdir. Midsommar ise Hereditary’nin üzerine çıktığı ve kendisini geliştirdiği bir film.