Mank (2020) İnceleme

David Fincher yönetmenliğinde bu yıl için sanırım en çok beklediğim bu filmi sonunda izleme fırsatım oldu. Citizen Kane gibi kült bir filmin yazım ve yapım aşamalarını anlattığı ve bunu yaparken 1930’lu yılların Hollywood ve Dünyanın politik ortamını da bolca aktardığı çok güzel bir biyografik film olmuş. Senaryosunu babası Jack Fincher ile beraber yazmışlardır. The Social Network filmindeki gibi biyografik anlatımda olduğundan geçmişe yönelik gidip gelmelerin aynı tarzda olduğu ama The Social Network kadar hayali bir ortammış hissini vermeyen, gerçekliliği üstün olan bir filmdi.

Citizen Kane sinema tarihinde o sessiz sinemadan sesli sinemaya geçiş döneminde belki de adını en çok duyuran film olmuştur. Filmde bu filmin yazım aşamasını ve etkilendiği noktaların bol bol gösterildiği ve yazar Mankiewicz’in yani kısaca Mank’in zihninde bir yolculuğa çıkarmaktadır. Mank’in öncelikle kendi sorunlarını göstermekle başladığı ve aralarda şirketlerin sorunlarıyla, ülkenin ekonomisiyle olsun çeşitli anlamlarda dönemin güç savaşlarını güzel ele almıştır. Bunların etkisi ve çevresinde Citizen Kane filminin doğuşunu izlemek baya hoştu.

Dram filmi gibi gözüksede pek dramatik anlamda bir duygusunun olmadığı bir filmdi. Duyguya odaklanmaktan çok gerçekçi bir anlatım izlemeyi tercih etmişlerdi. Siyah beyaz görüntüsü, dönemin dekor ve ortamı, filmdeki bazı geçişler ile 1930’ları çok fazla vurgulayan bir yapıdaydı. Ne kadar yazarın bol bol sorunlarına odaklansa bile filmin anlattığı detaylar ve çekimlerinden ötürü o duygu kısmı yoktu. Ama bu duygu kısmının olmasını bazıları için hoş gelmeyecek bile olsa benim aşırı hoşuma gitti. Olayları ve durumları romantize edilmiş halde izlemek beni çok üzerdi.

Döneme karşı veya Citizen Kane filmi hakkında bir şeyler bilmeniz izlerken size fayda sağlasa bile bir zorunluluk değildir. Citizen Kane filminden vermesi gereken detayları zaten sağlayan bir yapıdadır. Sadece olayların arka planına inen ve oradan bir şeyler aktarmayı hedefleyen bir filmdir.

The Social Network (2010) İnceleme

Facebook’un oluşum hikayesine odaklanan David Fincher yönetmenliğinde temposu yüksek bir film. 500 milyon arkadaş edinmenin birkaç düşman edinmekten geçtiğini vurgulayan Mark Zuckerberg’in birtakım pisliklerini göstermiş olsa da objektif bir bakışa sahiptir.

Facebook’un, Harvard yurdundaki ufak bir odadan başlayıp önce tüm üniversiteye sonrasında tüm dünyaya yayılışını adım adım gösteriyor. Olayın akışı ve anlatış şekli ideal bir şekilde tasarlanmış. Fincher’ın karakter oluşumu ve onun senaryodaki yerini çok iyi tutturması ile yormayan bir film. Amerikan gençliğini ve o dönemi iyi vurgulayan kısımları ile de keyifli bir izlemim sunuyor.

Hızlı ve dolu ilerleyen bir film ve bunu ilk açılış kısmıyla da hemen hissettiriyor. 7 dakika 22 saniyelik o kız arkadaşı ile hararetli tartışması ile diyalogları takip etmesi cidden zor bir sahneydi. Film boyunca da bu tempoyu kaybetmiyor. Oyunculukların da çok iyi olmasının büyük bir etkisi var burada. Justin Timberlake bile çok iyi bir performans sergilemesi işe şaşırmıştım.

Facebook’un her zaman ne kadar olaylı ve güvenilmez bir site olduğunu hep gündemimizde yer alır ama onun oluşum hikayesini bilmeyenler için güzel bir biyografik filmdir. David Fincher imzası olmasa bu kadar iyi bir film izler miydik bu konuda emin değilim.