Raya and the Last Dragon (2021) İnceleme

Soul’dan sonra bir başka görsel anlamda aşırı derece doyuran bir animasyon ekranlarımıza geldi. Disney’in Güney Asya kültürlerinden ilham alarak yeni bir mitolojiye dönüştürdüğü hoş bir animasyondur Raya and the Last Dragon.

Bahsettiğim mitolojiyi Raya karakterinin ağzından ilk kısmını anlatılmaya başlar. Yıllar önce Druun adındaki sadece karada ilerleyen karanlık güçlerin insanları taşa çevirdiğini ve bunu durdurmak için büyülü güçleri olan ejderhaların tüm güçlerini tek bir taş içinde toplayıp Sisu adındaki ejderha sayesinden bu güçten kurtulduğunu anlatır. Karanlık güçler yok olmuş ve insanların huzura ermiştir ama ejderhalar hala taş olarak kalmıştır. Son ejderha olan Sisu ise kayıptır ama karanlık güçleri yok ettikleri parlayan taş insanların elindedir. İnsanlar ise bu taş uğuruna birbirlerine savaş açmış ve kıtayı 5 bölgeye bölücek şekilde ayrılmışlardır. Raya ise bu taşa sahip olan hanedanın kızıdır. Fakat babası eski zamanlardaki gibi tüm halkların birlikte olduğu bir dünyayı kurmak adına herkesi toplamayı düşünmüştür. Tüm halklar davetiyeye icabedip gelirler ama güven problemleri hala vardır. Raya ise bir hanedanın kendi yaşındaki kızı ile vakit geçirmeye başlar. Birçok ortak yönleri olduğundan normalde koruması gereken taşın yerin yerini ona güvenip gösterir. Tabii ki de bu büyük bir oyundur ve taşa sahip olmak için birçok askerde oraya gider. Bunun üzerine herkesin orada yaptığı hengamede taş kırılır. Bunun üzerine kötü ruhların yeniden dünyayı basması gerçekleşir. Raya’nın babası dahil birçok kişinin taşa dönüşmesi üzerine Raya hem babasını kurtarmak için eski Sisu’yu bulmaya çalışır hem de diğer taş parçalarını da toplamayı amaçlar. Animasyonun serüveni bu kısımdan sonra iyice hareketlenir ve daha güzel hale gelir.

Hikaye cidden her yaştan izleyecek insan için keyiflidir. Karakter gelişimi ve ilerleyiş aşama aşama ve merakı artıran haldedir. Her aşamada tanışılan insan ve karakterlerle hep bir yenilik ve hoş muhabbet getirir. Animasyondaki her karakteri ben çok sevdim ve herkesin de seveceği şekilde tasarlandığını düşünüyorum. Dolandırıcı bir bebek, gemisi olan kaptan bir çocuk, yalnız bir kuzeyli ve özellikle Sisu olmak üzere hepsini çok sevdim. Her birisinin ayrı bir enerjisi ve kendine çeken kısımları var.

Animasyonun konusu pek çok anime ve animasyonu hatırlatsa bile görsel tasarım ve işçiliği ile farkını çok güzel koyuyor. Soul izlerken övdüğümüz gibi olayın arka planında olan çizimler ve tasarımlar gibi bunda da özenli bir çalışma var. Şehir ve sokak tasarımları olsun doğal görüntüler olsun hem büyüleyici bir dünyaya götürürken hem de onu en gerçek şekilinde gösterebiliyor.

Her şeyin dışında yine aktardığı mesajını güzelce destekleyip önümüze koyabilen bir yapım. Disney’in bu mesajları verirken çocuklar için kan göstermeme politikasına rağmen aksiyonları cidden göz doyuran haldedir. Animasyonların temel hedefi çocuklar olmasına rağmen herkesin keyif alacağı ve memnun olacağı bir animasyondur.

Soul (2020) İnceleme

Animasyon dünyasının geldiği nokta beni bu film ile baya etkiledi. Her ne kadar ruhani boyutu da ele alsa bile görsel anlamda hem gerçekçi hem de baya etkileyici bir tasarımı vardı. Şehiri gösterdiği her karesinde birçok detay görmek güzeldi. Animasyonların bu derece güzel işler çıkarmasını baya takdir ettim.

Hikayesi olarak isminden de anlaşılacağı üzere biraz ruhani tarafı olan bir film. Bir jazz öğretmeninin sonunda bir jazz efsanesi olam Dorothea Williams ile bir gösteri düzenlemek için banda kabul edilir. Bunun üzerine o sevincin getirdiği dikkatsizlikle yolda giderken bir çok ölümden döner. Ama en sonunda yaşadığı bir hadise ile komaya düşer. Komada olmanın sonucu ölüm çizgisinde ilerlerken hayatta en çok istediği şeyi gerçekleştirememenin sonucu geri kaçmaya çalışır. Kaçarken o ölüm köprüsünden düşerek bebek ruhların oluşturulduğu bir alana gelir. Bebek ruhlar her birine belli özellikler aktarıldıktan sonra dünyada yaşayıp ölmüş birinden mentorluk alarak dünyaya gitmek için bir kıvılcım yakalamaları sağlanır. Bizim jazz hocasını da bu mentorlardan biri sanıp gerekli yere götürürler. Rastgele başkasının ismini alıp kendisine bir çocuk emanet ederler. Artık milyonuncu çocuğun emanet edildiği bir ortamda kendisine 22 numaralı bir ruhu emanet ederler. Anlaşıldığı gibi 22 kaç bin tane mentorun denemesinden geçmiş olsa bile asla o dünyaya gitme kıvılcımına ulaşamamıştır. Hayatla ilgili her şeyi bildiğini ve hiçbir şeyin onu heyecanlandırmadığını söyler. Ruhları mentorlar “Hall of Everything” adındaki mekanda çeşitli dünyavi şeyleri denetip etkilenmesini sağlamaya çalışırlar. Bizim jazz hocası da orada bazı güzel şeylerin kokusu ve tadı olmadığından pek etkileyici gelmediğini farkeder. Bu arada jazz hocası dünyaya geri gidip en büyük hayalini gerçekleştirmek istemektedir ve onun için 22’inin kıvılcımı oluşmuş rozetini kendisi alırsa geri gidebileceğini düşünür. Kıvılcımı oluşmasa bile bir hata sonucu ikisi de dünyaya düşer. 22, jazz hocasının bedenine, jazz hocası da onun yanındaki kedinin bedenine düşer. İkisi hem vücut değiştirme yöntemi ararken hem de hayatın önemini kavradıkları çok ilginç bir maceraya başlarlar. Hem güldüren, hem ağlatan hem de düşündüren çok güzel detaylara sahip bir animasyondur.

İçerisinde pek çok kültürden ögenin ufak ufak gösterilmesi dışında jazz ile beraber siyahi insanların hayat ve tarzlarının da bolca gösterildiği ve bunun dünya kültürüne olan dokunuşunu çok güzel anlatmıştır. Ruhani boyuta iken gösterilen pek çok ünlü başarılı isimle yine ayrı bir detayı vardır. Her yaştan insanın mutlaka keyifle izleyeceğini düşündüğüm benim için mükemmel bir animasyon filmdi.

Trajedi – Mandalorian Sezon 2 Bölüm 6 İnceleme

Bu ne güzel dolu dolu bir bölümdü ya. Her dakikasında ekrana saplanıp kaldığım ve hoş detayları olduğu gibi üzen kısımları da olan bir bölümdü. Geçen bölümün IMDb puanı 9.6 falandı en son gördüğümde bu bölüm de bir 9 rahat alır gibime geliyor.

Önceki bölümde Ahsoka’nın yönlendirmesi sonucu eski bir Jedi Temple’a yol alan ikilimizin gemideki hoş sohbeti ilerleyen dakikaları ipucu eden bir yönü vardı. Mandalorian’ımızın Grogu ile konuşması bir vedayı simgeliyordu ama bunu bir Jedi’ya teslim etme şekilde olacak gibi düşünüyordum ama Moff Gidion’ın da varlığını bilmek o konuda tedirgin eden de bir yönü vardı. Neyse gezegene inip o enerji bölgesine girdiklerinde Grogu’nun yanına bir kelebek geldi bu kelebek hatırladığım kadarıyla bir Jedi’ların mesaj yollamak amacıyla yaptığı bir yöntemdir. Ama mesajı veya Jedi’yı göremedik. Sonrasında enerji bölgesinde bir anda meditasyona geçen Grogu, belli bir güvenli alan oluşturdu. Bu sürede ne olduğunu pek anlamayan Mando’muz hemen peşlerinden bir geminin geldiğini gördü. Gelen kişi tabii önceki bölümlerde gördüğümüz Boba Fett’ten başkası değildi ve zırhını almak için gelmişti. Her ne kadar silahların çekildiği ve tehditlerin bulunduğu bir an olsa bile Boba’nın derdi kan dökmek değildi. Konuşarak bir anlaşmaya varmak için hazırlansalar bile peşlerinden yine hemen bir gemi daha indi ve bir anda bir grup Storm Trooper bölgeye giriş yaptı. Boba Fett ve önceki sezon öldüğünü sandığımız Fennec Shand (Boba onu kurtardığı için ona hizmet ediyor) birlikte askerleri durdurmaya çalışırken Mando’muz Grogu’yu alıp kaçmaya çalışıyor ama Grogu’nun içinde olduğu enerji duvarından geçemiyor. Diğer ikili aksiyonu bol ve heyecanlı savaş sekansları ile askerlerle savaşıyor. Bir süre sonra Babo, Razor Crest’in içinde zırhının olduğunu bilip gidip giyiniyor hemen. Zırhıyla daha iyi dövüşler yaparken özlediğimiz Boba Fett ekranlara geri dönüyor (Biraz şişman ve yaşlı olarak ama olsun). Askerler, bir süre sonra Mando’nun da savaşa girmesiyle artık pek dayanamayıp kaçıyorlar. Kaçarken gemilerini de Boba Fett vuruyor. Her şey bitmiş gibi gözükse de hiç bitmediğine o kadar emindim ki bir yerden Moff Gidion çıkar diye bekledim. Bu olmasa bile gökyüzünden gelen bir ışın ile Razor Crest yok oluyor ve ardından 4 tane DarkTrooper alana inip Grogu’yu kaçırıyor. (Grogu o kadar enerji gönderdikten sonra yorulup dinleniyordu).

Mando’muzun uzay gemisi gitti, Grogu’su gitti. Perişan halde gemi kalıntılarından Grogu’nun sevdiği vites topunu ve önceki bölümde kazandığı beskar mızrağını alıp Boba’nın yanına geliyor. Boba zırhının nesillerdir beri onun ailesinden olduğunu kanıtladıktan sonra “Anlaşma gereği çocuğun sağlığını koruyacağımızı söylemiştik o yüzden sana yardım edeceğiz” şeklinde karşılık veriyorlar. Yardıma katılacak bir ekibin olması ve Boba’yı daha çok göreceğimi duymak hoş bir şey. Onların yanına diğer kişiler de katılırsa çok güzel bir yöne doğru gideceklerdir. Ekipte Ahsoka hariç herkesi göreceğimizi düşünüyorum özellikle Bo Katan’ı çünkü DarkSaber’ın peşinde. Bunların dışında pek başka birileri gelir mi emin değilim ama bölümün sonunda Cara Dune’nun yanına bir hapishaneden adam almaya gitti Mandomuz. Sanki ilk sezon görmüştük o adamı ama güvenmek konusunda emin değilim. Ha bunların dışında ek olarak Ahsoka’nın derdi General Thrawn idi eğer o da bir yerden çıkıp bağlanırsa olaya onu da geri görebiliriz.

Bölümün sonunda Grogu’nun güçlerinin Storm Trooper boğacak kadar güçlü olduğunu görmek hoştu. Midichlorian için onu kullanacaklar belli ama bu olur mu nasıl olur onu bilmiyorum. Seri olarak en sonuncu üçlemeye bağlayacakları ile ilgili teoriler vardı ama bunu hiç istemiyorum. O serinin varlığının unutulması lazım ama illa bağlanacak gibi duruyor. Snoke’un doğuşunu ele alabilirler. Star Wars oldukça izlemeye mahkumuz ama güzel mantıklı olmasını isterim.

Mantıklı olmak derken aklıma geldi bu bölümde Mando’muz jetpackini çıkardı ama sonra niye giymedi hiç anlamıyorum o kadar yürüyerek in çık ne zahmet çekti o tepede. Oradaki bu mantıksızlık dikkatimi çekti ama umursamadım o kadar.

Eski Dostlara Bir Merhaba – Mandalorian 2. Sezon 4. Bölüm İnceleme

Her hafta Ahsoka Tano’yu beklemekten yorulduğumuz ama her haftanın bölümleri ile yine keyif aldığımız dizi Mandalorian. Bu bölümde yine şüphelerimizin olmasına rağmen Ahsoka Tano’yu büyük oranda göreceğimizi düşünüyorduk. Ama dizi bizi eski dostlarımızın yanına götürmeyi onlara bir selam vermeyi tercih etti. Kötü mü oldu? Hayır aksine orada da şipşak bir gemi tamiri ve ufak bir görev ile tadında bıraktılar.

Mando’muzun gemisi asıl gitmesi gereken gezegene kadar gidemeyeceği için yol üzeri gezegendeki eski dostlarımız Cara Dune ve Greef Karga’nın yanına geldi. Orada gemisi tamir olurken ne yapıyorlar ne ediyorlar gibisine konuşmalara daldılar. Gezegenin belli bir kısmı kontrolleri altına almış olmalarına rağmen ufak bir tehditten bahsederken Baby Yoda’mızı da okula bıraktılar. Onun o sıralarda minik oturuşunu görmek çok güzeldi. Abur Cubur uğruna force falan da kullandı, hoştu. Neyse bizim Mando ve diğerleri düzen sağlamak adına baskına gittikleri mekandan önemli bilgiler edindiler. Moff Gidion’u onlar ölmüş biliyorlardı meğer öyle olmadığını anlayıp bir korku içine girdiler. Bir de oranın da değişik bilimsel deneylerin yapıldığı bir mekan olduğunu öğreniyorlar. Neyse işte orada işler bitip geri dönseler bile gemiyi tamire bıraktıkları adamlardan biri Moff Gidion’un takip edebilmesi için bir cihaz yerleştiriyor. Diğer bölümde Ahsoka’nın yanına giderken büyük bir sıkıntı olabilir ya da genel anlamda Jedi’ların da başını belaya sokacak bir duruma sürükleyebilir.

Dediğim gibi yine kötü bir bölüm değildi. Bu sezon hep sonraki bölüm için bir takım meraklar bırakarak ilerleyen bir yapıda geçiyor. Ama bu meraklarımız öyle büyük olmadığından o kadar alıştığımız tarzda da gelmiyor. Mini dizi zaten ve mini mini hikayesinde ilerliyor. İlk sezondan sonra bu sezon büyük çaplı şeylere direkt dalarlar diye endişeleniyordum ama böyle yapmayıp hala özünü korurken kendini geliştirmesi güzel.

Baby Yoda ve Yemek Aşkı – Mandalorian 2. Sezon 2. Bölüm İnceleme

İlk bölümdeki yan görev tadındaki kısmın hemen devamında yine yollarda olan Mando’muzun başına yolda ufak bir problem geldikten sonra geri Tattoine’deki ablamızın yanına döndü. Ufak muhabbetlerden sonra yine bir Mandalorian’ların izi hakkında bilgi aldı. Bu bilgi gemisine aldığı anne ve yumurtalarını evine götürdüğünde asıl gizemini bozucaktı. Gemide nesli tükenecek yumurtaları taşımanın getirdiği Hyperspace yapamamanın sonucu peşine galaxy polisi düşer. Tüm bu koşuşturmanın sonucunda gemiyi buzlu bir mağaraya düşürür. Sonrasında bu mağaranın bir örümcek yuvası olduğunu farketmek iyi sonuçlanmaz.

Bu bölüm de bizi çok ileriye götüren tarzda bilgileri yoktu ya da şuanlık öyle gözüküyor. Mando yine istemediği bir macera içinde buldu kendisini. Tarz olarak Alien filmine benzemesi de birçok kişi tarafından hemen farkedildi.

İlk sezon sonrası The Child (Baby Yoda) düşkünlüğü bu sezon gözümüze gözümüze sokularak yapılıyor. Hem aşırı tatlı oluşu bol bol görmeyi seviyoruz ama bu kadar fazla olması da ufaktan düşündürüyor.

Bu sezon gelmeden önce bol bol Boba Fett ve Ashoka Tano’nun olacağından bahsedilmişti. Hadi ilk bölümde Boba Fett’i hissettirdiler ama bu bölümde onlar da yoktu. İlerleyen bölümlere bekleniyorlar artık ne diyelim.

Benim için hiç bir Mandalorian bölümü kötü gelmiyor bu da aynı şekilde iyi geldi. Ama bir yete varıyor mu şimdilik bilemeyiz gibi. Ve bir yere varması da gerekmez sanki yine kaliteli bir bölüm olduğundan mutluyum bu yetiyor.