Baby Yoda ve Yemek Aşkı – Mandalorian 2. Sezon 2. Bölüm İnceleme

İlk bölümdeki yan görev tadındaki kısmın hemen devamında yine yollarda olan Mando’muzun başına yolda ufak bir problem geldikten sonra geri Tattoine’deki ablamızın yanına döndü. Ufak muhabbetlerden sonra yine bir Mandalorian’ların izi hakkında bilgi aldı. Bu bilgi gemisine aldığı anne ve yumurtalarını evine götürdüğünde asıl gizemini bozucaktı. Gemide nesli tükenecek yumurtaları taşımanın getirdiği Hyperspace yapamamanın sonucu peşine galaxy polisi düşer. Tüm bu koşuşturmanın sonucunda gemiyi buzlu bir mağaraya düşürür. Sonrasında bu mağaranın bir örümcek yuvası olduğunu farketmek iyi sonuçlanmaz.

Bu bölüm de bizi çok ileriye götüren tarzda bilgileri yoktu ya da şuanlık öyle gözüküyor. Mando yine istemediği bir macera içinde buldu kendisini. Tarz olarak Alien filmine benzemesi de birçok kişi tarafından hemen farkedildi.

İlk sezon sonrası The Child (Baby Yoda) düşkünlüğü bu sezon gözümüze gözümüze sokularak yapılıyor. Hem aşırı tatlı oluşu bol bol görmeyi seviyoruz ama bu kadar fazla olması da ufaktan düşündürüyor.

Bu sezon gelmeden önce bol bol Boba Fett ve Ashoka Tano’nun olacağından bahsedilmişti. Hadi ilk bölümde Boba Fett’i hissettirdiler ama bu bölümde onlar da yoktu. İlerleyen bölümlere bekleniyorlar artık ne diyelim.

Benim için hiç bir Mandalorian bölümü kötü gelmiyor bu da aynı şekilde iyi geldi. Ama bir yete varıyor mu şimdilik bilemeyiz gibi. Ve bir yere varması da gerekmez sanki yine kaliteli bir bölüm olduğundan mutluyum bu yetiyor.

Blood of Zeus (2020) İlk Sezon İnceleme

Netflix’in yeni yapımlarından olan yunan mitolojisini kapsayan bir animasyon dizisi olan Blood of Zeus, geçenlerde yayınlandı. Yunan mitolojisini pek sevmemem ve hakkında pek bir bilgimin olmamasına rağmen merak ettiğim bir yapımdı. Çok aman aman ne izledim olduğum bir yapım değildi ama yine de izlemesi iyiydi. Zaten 30’ar dakikalık 8 tane bölümü olduğundan izlemesi de hızlı.

Death Note ve Immortals adundaki animelerin yapımında görev almış Charley Parlapandies adında birisinin üstlendiği bir projeymiş. Yazarlığını da yine aynı yapımlarda emeği geçen Vlas Parlapandies tarafından oluşturulmuş.

Hikayenin merkezinde Zeus’un yarı oğlunun dünyayı kurtarmasını ele alıyor. Yunan mitolojisinde pek duyulmamış bir hikayeyi anlatmak istemişler. Çok original yeni bir senaryosu var diyemem ama Yunan mitolojisine ilgili olanların seveceğini düşündüğüm bir diziydi.

Aksiyon kısmı göz doyurucu ve izlemesi güzel. Ama bazı kısımlarda fazla drama yapıyor gibi geliyor. Bunun nedeni bazı karakterlerin öldüğünü görüyoruz ve bu kısımlarda çok vurgu yapılıyor ama o kadar tanımadığımız ve bağ kuramadığımız kişiler olduğundan duygusu geçmiyor. Bunun dışında diğer tarafları iyi denebilir seviyede.

Son olarak bu diziye, Yunan mitolojisinin Star Wars’u gibi adlandırma yapan inceleme ve yorumlar gördüm ama öyle olmadığını düşünüyorum. Daha çok Yunan mitolojisinin Marvel’ı, DC’si diyebiliriz.

Hasret Sona Erdi – Mandalorian 2. Sezon 1. Bölüm İnceleme

Bir yıl aradan sonra torunun bayram ziyaretime gelmiş gibi hissettiğim bir bölümle Mandalorian ikinci sezonuna başladı. The Child’ın (Baby Yoda) yine buruşuk ama bir o kadar tatlı yüzünü görmek mutlu etti. Bol bol minnoş tavırlarıyla yine izlemesinin en keyifli olduğu anları bize ulaştırdı.

Yeni Star Wars yapımları arasında kendisine ve evrenine en saygılı yapım olarak gördüğüm Mandalorian, bu yeni bölümünde de ufak bir macerayla hoş bir bölüm sundu. Star Wars’un asıl etkilendiği western filmleri havasında bir senaryosuyla güzel bir bölümdü. The Child’ın türünü bulma yolunda olan Mando’muzun karşısına yine yan görev diye adlandırılabilen bir sorun çıktı. Bu konuda geleneklerine duyduğu saygı ve görev ruhu ile Şerif’in giydiği mandalorian zırhını alması gerekti. Bu zırh asıl seriden de bildiğimiz Boba Fett’in giydiği zırhtır. Ufak bir western tarzı düelloya doğru giden konuşma en sonunda başka bir anlaşmaya varıyor. Kasabaya bir kum ejderhasının saldırdığını görüyoruz ve Şerif bu konuda yardım ederse zırhı vereceğinden bahsediyor. Bölümün ilerleyen safhalarında Tusken Raider’ların yardımı ile o kum ejderhasından kurtulmalarını izliyoruz.

İlk sezonun sonunda gördüğümüz o siyah ışın kılıcı ve The Child’ın türünü bulma konusunda bir gelişmenin olmadığı ama ilk sezondaki Mandalorian havasında her bölümde ayrı bir problemle karşılaşıp onunla uğraşılan bir bölümdü. Başta saydığın konularda bir gelişme bekleyenler için iyi bir haber olmasa bile genel itibariyle seriye uygun bir bölümdü. Biraz daha yeni gördüğümüz karakterlerin derinlemesine inen, Boba Fett’in zırhının akıbeti hakkında bir detaya girilmiştir. Ama şaşırtıcı bir şekilde Boba Fett’i de son sahnede gösterdiler. Filmlerde Sarlacc çukuruna düştüğünü gördüğümüz Boba Fett canlı bir halde görülüyor ve bu da aklımıza bir takım sorular ve meraklar saplıyor. Büyük ihtimaller Mando ile Fett’in karşılaşmasını göreceğiz bu sezon içerisinde ama nasıl olur bilmiyoruz ve nasıl bir gelişim gösterilir emin değilim. Bunun dışında sıkıcı bir bölüm olmamakla beraber sezonun ilk bölümüne yakışır güzel bir bölümdü.

Upload (2020) İlk Bölüm İnceleme

Amazon Prime’da yayınlanmaya başlamış bilim kurgu tarzındaki bu diziyi izlemeye başladım ve pek beğenmediğimi şimdiden farkettim. Senaryo çok zorlama popüler kültür ögeleriyle dolu ve çok rahatsız ediciler. The Office ve Parks and Recreation gibi komedi dizilerin yaratıcısı Greg Daniels’ın kaleminden çıkmış ama hoşuma giden bir hikayesi olmadı. Kısaca konusu, yakın geleceği ele almaya çalışmış ve sanal gerçeklik hizmeti veren bir şirkette bir tane müşteri temsilcisi gibi bir kadın var. Biraz eğlencesine düşkün genç bir adamın ölmesi sonucu adamı sanal gerçeklikteki cennete koyuyorlar. Kadın adama yardım ediyor oradaki hayatına alışması için falan. Oyunculuklar için çok iyi diyemem ama bunda senaryonun da etkisi olabilir. Senaryo absürt olmak istemiş ama biraz daha gerçekçiliği içeriğine alabilirdi. Absürtlükle komedi yapmak istiyor ama komik de gelmedi. Bir çok uygulama ve teknolojiye gönderme yapmaya çalışmış ama zaten bunları bolca izledik biraz daha originallik bekliyordum açıkçası. Birçok insanın ilgisini çekmiş olmalı ki 2. sezon için onay almış durumda. Benim hoşuma gitmedi ama şans vermek isteyenler bir bakabilir. İlk bölümü 40 küsür dakika ama diğer bölümler sanırsam 20 küsür dakikaya iniyor. Severseniz hemen izlersiniz zaten.

Tales From the Loop (2020) Spoilersız İnceleme

Amazon Prime’ın, Türkiye’ye aşırı makul bir fiyatla girmesi ile içeriklerine daha kolay bir şekilde ulaşır olduk. İçerik olarak güzel yapımlara sahip olduğu gibi yeni yeni içerikleri de yolda olan bu servis için 8₺ aşırı iyi bir fiyat. Neyse sağda solda gördüğüm bu diziye başlama kararı aldım. İlginç bir bilim kurgu dizisi ama ilk bölümleri ağır ilerliyordu. Dizinin her bölümünde aynı kasabadaki farklı farklı hikayeleri anlatıyor ama hepsinin ortak bir bağlantısının olduğunu farkediyoruz. Hikayeler dramı da bilim kurguyu da iyi taşıyacak şekilde yazılmış ve oyuncular da bu işi güzel ele almışlar. Dizi, evren olarak Stranger Things’e benziyor çünkü 80ler 90lar civarı bir kasabada ilerliyor ve çocukların bir takım yaşadıklarını anlatıyor. Evren ve ortam benzese de Tales From The Loop’un kendine özgü tarzı farkediliyor. Çekimler ve görsellik güzek. Sakin yapısı ile ben böyle bölüm bölüm izleyemiyorum ama yine bu yapısı ile dinlenirken falan iyi gidebilecek türden bir dizi. Bir de aynı isim ve yapıda kitap ve bilgisayar oyunu da mevcutmuş.

Raised by Wolves İlk 3 Bölüm İnceleme

Alien ve Blade Runner‘dan bildiğimiz Ridley Scott yapımcılığı ve yönetmenliğinde HBO’da yayına yeni bir ile karşılaştık. Bu dizide de yine robotların Androidlerin olduğu yüksek dozda bir bilim kurgu görüyoruz. Bu yeni dikkat çeken evrende olayları izlemek yine aşırı derece heyecan verici. Daha ilk üç bölümü yayında olan diziyi tek solukta izledim. Eğer bu tarz seviyorsanız garanti hoşunuza gidecektir. Yarattığı ortamla diğer benzer filmlerin tatlarını aldığınızı hissediyorsunuz.

İçerisinde robotların anne ve babalık konumunda bulunduğu çeşitli din savaşlarının da döndüğü bu evrende hoş meraklandırıcı ilk bölümüyle anında beni içerisine aldı. Kepler 22b adındaki bir gezegene iki android ve 12 donmuş embriyo çarpar. Din savaşlarının ve yıkım sonrası yaratıcıları tarafından oraya gönderilmişlerdir ve görevleri çocukları yetiştirmektir. 6 embriyodan çocuklar doğar ve gezegende çiftçilik gibi işler yaparak yaşarlar. Çocuklar büyüdükçe gezegen şartları ve ebeveynlerinden kusurlarından ötürü 5’i ölür sadece en son doğan Campion kalır. Bunun üzerine Baba tek kalan çocukla bir nesil ilerleyemeyaceğini bildiğinden aşırı dine bağlı olan düşmanların yani insanlara sinyal göndermek ister. Buna karşı çıkan Anne ise kendini kaybetmiş gibi Baba’yı öldürür. Ne olduğu bilmeyen çocuk bu garipliği sezerek sinyal gönderir. Bir takım insanlar gelir ve çocuğu götürmeye çalışır. Bunun üzerine annelik hali kadın herkesi değişik çığlığı ile öldüre öldüre gider. Uzay gemilerine ulaşır ve orada da çoğu kişiyi öldürüp gemiyi gezegene çarptırır ama 5 tane çocuk alır gemiden. Bir de öldürdüğü Androidlerin organlarını kendi parçalarını tamir etmek için kullanabiliyorlar. Bu parçalarla kendisin gözlerini yeniler ve öldürdüğü Baba’yı yeniden hayata döndürür. Bu yeni çocuklarla artık yaşamaya başlarlar. Çocuklar işte yine Androidlerin tam tersi şekilde dinlerine bağlıdırlar. Kendi oğulları da zaten yetişirken bir tanrıya inanmak istiyordu. Bu yeni çocuklarla daha fazla bu yola düşecek gibi. Bir de Anne’nin o halini gördükten sonra pek bir inancı kalmamıştır ona. Baba ise şüphecidir ama Anne’ye yine de güvenmek ister. Bir de Generalin bir tanesi öldürülmekten kaçmıştı onu da sonra düşen gemiden hayatta kalanlar bulur. Dizide bir de generalin geçmişinden de olayları görürüz ve de görmeye de devam edeceğiz sanırım. Hikaye temel anlamda böyle. Heyecanla yeni bölümleri bekliyorum. İzlerken ikilemlerde kaldığınız hangi tarafın daha doğru olduğunu bilemediğiniz anları yaşamak çok güzel. Anne’nin yaptıkları doğru mu yoksa değil mi? Çocuklara ne olacak? General ve ekibi nasıl bir kurtuluşa ulaşacak? Böyle çılgın bir Anne android karşısında nasıl bir taktik izleyecekle?

Dizi karanlık olduğu kadar depresif bir renk tonuna da sahip. Hiç canlı ve renkli sahneleri yok. Bu gözü yorsa da ambiyansı yansıtıyor. Oyunculukları cidden iyi. Campion’a direkt ısınıyor kanınız. Androidlerin de robotumsu hallerine insani duyguları güzel bir kat olarak yerleştirmişler. Anne robotun anne duyguları, Baba robotun da şakalarıyla aile kavramı kuruluyor ama her neticede de onların robot olduğunu hissetmek bir arafta bırakıyor. Bu arafı hissettirmesi çok önemli bir detay. HBO kalitesinde güzel bir dizi tarzı sevenler hemen başlasın.

Akıllı Bir İnsan Olmaz Mı Şu Dizide? – Lovecraft Country İlk 3 Bölüm İnceleme

Lovecraft Country adında HBO’nun yeni bir dizisi çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Howard P. Lovecraft’ın korku edebiyatından beslenildiği kadar ırkçılığını da ele alan bir evren var ortada. 1950’lili yılların Amerika’sında her türden ırkçılığı sonuna kadar gösteriyor. O kadar çok gösteriyor ki rahatsız olmaya başlıyorsun ama bunu tecrübe etmeni istiyorlar. Irkçılığın baskısını her sahne hissetmeden durmak mümkün değil. Bu kısımlarda yine yakınlarda çıkmış olan HBO dizisi Watchmen’e benziyor.

İlk bölüm genel anlamda insanları, evreni tanıtmakla geçti. Çok az bir aksiyon gördük. Pek bir olay olmadı giriş anlamında Atticus adındaki adamın otobüste gördüğü fantastik rüyayla diziye giriş yapıldı. Bu rüya bize görebileceğimiz şeylerin bir özeti gibi düşünülebilir. Sonrasında Atticus’un yani kısaca Tic denilen bu adamın eski yaşadığı yeri gördük. Buradan bir kaç tane daha karakter ile babasını aramaya doğru yol aldılar. Babası gizemli şekilde ortadan kaybolmuş ama geriye bir tane mektup bırakmıştır. Onu bulmak için yola çıkarlar ama yol siyahi oldukları için zorlu olduğu kadar canavarların da dolandığı bir dünyada daha da zorludur. Lovecraft’ın canavarlarından ilham aldıkları kadar ırkçılığıyla da zorlu bir evren görüyoruz. Bu konularda geren ve aksiyonu çok olacak bir yapıma benziyor. Şuan için tam bir görüş belirtmek çok zor ama HBO’nun diğer dizileri kadar kaliteli çıkıp çıkmayacağına endişeliyim. Supernatural horror tarzı pek sevmiyorum zaten ama bakalım.

İkinci bölüm ilk bölüme göre daha çok mistik şeyler büyüler gördük. Hiç sevmedim bu bölümü karakterler çok akılsızca davranıyor gibi gereksiz hal ve tavırları var durumlara göre. Tek akıllı diyebileceğin George vardı onu da öldürdüler sonunda zaten. Babasını buldu ama babası da eli yüzü düzgün birine benzemiyor. Gereksiz atarlı giderli hareketleri yok mu deli ediyor.

Üçüncü bölümde hikaye çok başka yere gitti 5 yıl sonrasına geldik. Kızın adını unuttum o ev almış tam beyazların olduğu mahalleden. Yani zaten ne biçim davranıyorlar size bula bula o evi mi buldun cidden. Parayı da nerden bulduğunu bilmiyoruz ilk başka sonra annem miras bırakmış diyor ama annesinin cenazesine bile katılmamış birisi tutarsızlık vardı. Sonradan öğreniyoruz zaten ikinci bölümde bunlarla uğraşan büyücü gibi şeylerin biri kızı vardı o yollamış annesi adına. Tic, boş boş geziyor bir orada bir burada. Sonrasında ev hayaletli falan çıkıyor bunla uğraşıyorlar falan çok böyle birbirlerinden alakasız bölümler gibi geliyor ya da tam bağlayamamışlar hikayede. Senaryo bağlam sıkıntısı var, tutarsız geliyor. Bir tane bölüm daha izleyip duruma göre devam mı eder miyim onu ölçeceğim. Ama şuan için pek sevmediğim tarzda uyumsuz senaryolu bir şey izliyorum.

Regular Show yaşlanmış ve Close Enough olmuş

Emmy ödüllü Regular Show’dan sonra J.G. Quintel, yine benzer bir animasyon dizisiyle karşımıza Close Enough ile çıktı. Bir Regular Show değil ama “Close Enough”. Yapımcı büyüdüğü kadar dizisindeki olaylar da büyümüş. Bu dizi 30’lu yaşlarında iki çiftin 5 yaşındaki kızları ve iki tane ev arkadaşlarıyla gerçeküstü olayların döndüğü animasyon komedisi olarak karşımızda. Tam büyümüş değil ama bu geçiş dönemindeki insanların başından ilginç ilginç olaylar dönüyor. Zaman yolculuğu salyangozu, striptizci palyaçolar, hiç büyümemiş çocuk işçiler falan filan. Rick and Morty veya Solar Opposites kadar delice hikaye ve olaylarda dönmüyor ama aile komedileri kadar da gerçekçi kalmadığı da kesin. Her ne kadar karakterler büyüme evresinde kalmış ne yaşlı ne de genç insanlar olduğu gibi dizi de hayal gücü açısından bu tarz bir aradadır. Yapılan şakalar olaylar falan nostaljik şekilde eskiye göndermelerle doludur ve aynı zaman da yeni şeyler üretmeye de çalışmaktadır. İlk izlediğim bölümle tam o kafaya giremedim açıkçası daha dinamik şeyler bekliyordum ama izledikçe tanıdıkça ha okay güzelmiş oldum. Zaten Regular Show ile yapımcı gibi büyümüş bir nesil iseniz daha kolay adapte olacağınızı düşünüyorum.

Yeni Rick and Morty mi geliyor? – Solar Opposites İnceleme

Solar Opposites, başlıktan da belli olduğu gibi yine Rick and Morty yapımcılarının elinden çıkmış bir animasyon dizi. Çizimleriyle de esprileriyle de benzer havası var. Ya bu diziyi biraz şöyle tanıtmak daha doğru olur, Rick and Morty yapılırken ya da yapılmadan önce bir takım fikirler varmış, bazıları yapılmış bazıları yedeğe alınmıştır büyük ihtimalle. Bu dizi işte o yapılmamış fikirlerden oluşturulmuş gibi. Yani bence güzel olmuş, tatlı bir yan dizi gibi izlenebilir. Fikirler kötü değil rafta çürüyüp kalmasın diye en mantıklı şekilde değerlendirmişlerdir. Yani benzer olduğunu söyledim ama kendi şahsiyeti olan kendisinin farkını yansıtabilen tarafları da var. Bunlar tabii ki daha tek sezon olduğundan tam oturmamıştır ilerleyen sezonlarda daha gelişeceğine inanıyorum. Rick and Morty kadar iyi olduğunu düşünmüyorum ama kendim açımdan Rick and Morty’nin 4. Sezonundan daha güzel olduğunu söyleyebilirim. 70 bölümü garantiledikten sonra biraz Rick and Morty’de bir kalite düşüklüğü, aynı veya benzer şakaların döndüğü bölümler gördüm. Biraz bu hayal kırıklığın üzerine hafif original bir yan yapımlarını görmek hoşuma gitti.

Bir uzaylı ailemiz var bunlar kendi gezegenlerinde olan bir meteor düşmesi sonucu Dünya’da yaşamaya başlıyorlar. Aile diyorum da biyolojik anlamda aile değiller. Meteor düşmesi öncesi bu uzaylıları duruma göre gemilere ayırmışlar. İşte hafif dışlanmalarıyla, sevilmemeleriyle bu dünyadaki yeni hayatlarında teknolojik aletlerini zekalarını bazen salaklıklarını kullandıkları bir durumdalar. Rick kadar zekice hareket etmiyorlar tabii daha sade uzaylılar bunlar. Bu sadelikleriyle biraz hem empati kurabildiğin kısımları olduğu gibi hem de zeka açıcı yanları bulunuyor yine de. Diyorsun ki harbi şöyle bir olay olsa tam böyle davranılırdı. İşte ana hikaye bu aile içindeki karakterlerle ayrı ayrı etraflarında dönüyor bir de yan bir hikaye var ama bunu çok konuşmak doğru olmaz dizide en sevdiğim detaylardan biridir. Bu yan hikaye 7. Bölümle birlikte beni aşırı tatmin etmiştir. Yazıyı yazmadan birkaç başka insanların yorumlarını da okudum, genelde bu bölüme yönelik ayrı bir sevgi var bu belli. Bu bölümle diyorsun ki potansiyel var bu dizide de. Bu dizide Rick kadar bir zeki karakter yok demiştim böyle bir karakter koymamalarına aşırı sevindim. Çünkü Korvo diye karakter var Rick gibi o da karamsar ve en azından o ailedeki en zeki adam diyebiliriz ve ilk bölümde ilk gördüğümde dedim ki sakın aynı mantık bunu da aynı düzey yapmayın ne olur dedim. Allah’tan öyle olmadı Korvo zeki olsa bile ya da kendisini öyle sansa bile o kadar Rick seviyesinde değil. Bu iyi bir şey yöntem tuttu diyerek sömürmeye gerek yok, böyle yeni bir tarz karakter görmemiz gerektiğini farkında olmaları güzel bir şey. Onun dışında aynı evrende oldukları belli, bir gün crossover bölüm gelecektir. Original tarafları var geliştikçe daha tatlı heyecanlı şeyler görürüz gibi hissediyorum.