Spring, Summer, Fall, Winter… And Spring (2003) İnceleme

Geçen haftalarda korona yüzünden vefat etmiş olan Kim Ki-Duk‘un anısına inceleme yazmam lazım diye düşünüyorum ama tam vaktimi ayırıp yazamamıştım. Şimdi en meşhur ve hoş filmi ile başlıyorum. Yönetmenin doğanın en güzel konumunda gölün üzerindeki bir Budist tapınağı ile bize hayatın anlamı hakkında soluksuz bir film sunmuştur. İsminden de anlaşıldığı gibi mevsimler geçtikçe oradaki bir keşişin çocukluğundan yaşlılığına kadar olan kadarki hikayesini işlemektedir.

Her mevsim geçişini partlar halinde ve keşişin hayat parçalarından oluşmaktadır. İlk mevsim ilkbahar ile hikayemiz başlamaktadır.

İlkbahar

Gölün ortasında yüzen tapınakla ilk olarak bir usta ve çırağını görüyoruz. Çırak daha küçük bir çocuk ve ustasından belli dersler almaktadır. Çok huzurlu bir ortamda çok huzurlu bir görsellik vardır. Bir gün çocuk doğada gezerken bir balığa, kurbağaya ve yılana sırasıyla taş bağlayıp geri salmaktadır. Çocuk olduğundan yaptığı kötülüğü tam kavramadığı gibi yaptığından çok keyif almaktadır. Ustası ise onu şans eseri uzaktan izlemiştir. Yaptıkları için ona bir ders vermesi lazımdır. Onun gece uyurken çocuğun da sırtına bir taş bağlanmaya karar verir. Çocuk uyandığında yaptığının hatasını ona açıklayıp o hayvanları bulup geri hale getirmesi gerektiğini söyler. Eğer hayvanlardan biri bile ölmüşse kalbinde aynı o taş gibi bir yük taşıyacağından bahseder. Çocuk sırtında kendisi kadar bir taşla doğada hayvanları ararken balığı ölmüş suda yatarken kurbağayı hala hayatta ama çok sıkıntılı halde ve yılanı da kan revan içinde bulur. Göz yaşlarını tutamayıp ağlamaya başlar.

Buradaki balık çocukluğu, kurbağa gençliği ve yılan da yaşlılığı temsil etmektedir.

Yaz

Yıllar geçmiştir ve bu bölümde çocuğun gençliğini görmekteyiz. Tapınağa bir kadın ve hasta kızı gelir. Kızının iyileşmesi için ona bakmalarını ister. Tapınak kapılarını onlara açıp ilgilenmeye başlar. Bir gün sonra annesi ayırılır ve sadece kızı kalır. Çırak gençliğin verdiği tepki ile kıza cinsel anlamda arzu duymaya başlar. Kız yerde uyurken memesine dokunmaya çalışır ama kız fark ederek ona tokadı indirir. Yaptığının genel anlamda ve dini anlamda da yanlış olduğunu bilip hemen dua etmeye başlar. Kız ise onun bu yaptığını anlayışla karşılayıp yüzüne elini koyar. İçeri usta girdiğinde ise hemen çeker. Bir süre sonra kız ile çırak dayanamayıp doğada sevişirler. Her gece ustadan gizli bir şekilde dışarı kaçıp bunu tekrar ederler. Ama yine böyle bir gecenin sabahında bot üzerinde uyurken usta tarafından yakalanırlar. Usta çırağa çok fazla sinirlenmeden ona sevginin sahip olma arzusunu tetikleyeceğini sahip olmanın da öldürme isteğine sebep olacağından bahseder. Kız bir süre önce iyileştiği için artık girmesi gerekliydi çırak da onun peşinden kaçmaya karar verir. Kaçarken buda heykelini ve bir horozu yanında götürür.

Buda heykeli ustasının öğretilerini de yanında götürdüğünü, horoz ise özlemi simgelemektedir.

Sonbahar

Artık tapınakta sadece yaşlı keşiş bulunmaktadır. Tapınağa getirdiği yemeğin sarılı olduğu gazetede bir cinayet haberi okur. Cinayeti işleyen bizim çıraktır ve karısını onu aldattığı için öldürmüştür. Bir süre sonra çırak artık biraz daha büyümüş halde ve siniri yüksek seviyede tapınağa dönmüştür. Tapınakta geri getirdiği buda heykeli karşında intihar eylemine kalkışmıştır. Usta bu yaptığını fark ederek onu dövmeye başlar ve onu bağlayıp tapınağın içinde iple sallandırır. İpi mumun ateşi üzerine bırakır. Belli bir süre sonra ip kopup çırak da o süre boyunca biraz dersini alacaktı. Ama daha sakinleşmesi için bir ritüel daha gerçekleşmesi gerekliydi. Heart Sutra adındaki ritüelde tapınağın zeminine kedinin kuyruğuna mürekkep bandırıp yazdığı yazıları teker teker kazıması gereklidir. Çırak karısını öldürdüğü kanlı bıçakla önce saçlarını kazıdıktan sonra bu ritüele başlar. Bu süre zarfında iki polis onun izini bulmuş ve tapınağa gelmiştir. Usta onlara bu ritüeli bitirmesi gerektiğinden bahseder. Polisler de bitmesi için sabaha kadar beklemeyi kabul eder. Çırak yerdeki yazıları kazımaya ilk başladığında çok fazla stresli iken sonlara doğru bu stresinden tamamen kurtulmuştur. Tüm gece kazdığı için sabah uyuyup kalmıştır. O uyurken usta ve polisler kazınmış zemini boyamaya başlarlar. Çırak uyandığında ise polisler onu sakince alıp götürürler. Botla giderken peşlerinden kedi de yol alır. Onlar ayrıldıktan sonra usta kendisi için bir intihar ritüeli gerçekleştirir. Çırağın yapmaya çalıştığı şekilde ağzına, kulaklarına ve gözlerini bir takım yazılı kağıtlar koyar. Botun üzerine koyduğu odunların üzerinde yanarak ölümünü gerçekleştirir.

Kedi egoyu ve bilgeliği simgeler.

Kış

Artık daha da yıllar geçmiştir ve bir kışın ortasında çırak hapisten çıkmış tapınağa geri dönmüştür. Eski aptallıklarından arınmış daha oturaklı bir insandır. Buzun ortasında ustasının ölümüne yakışır şekilde buzdan bir buda yapar. Tapınağı ve çevreyi düzenler orada düzeni yeniden kurar. Tapınakta bir yılanla yaşamaya başlar. Çeşitli meditasyon pozisyonların bulunduğu bir kitap bulur ve onları dondurucu soğuğun ortasında gerçekleştirir. Bir gün tapınağa kucağında bebekle yüzü eşarpla kapalı bir kadın gelir. Kadın, geldiği günün gecesinde kaçarak giderken çırağın açtığı buzdaki deliğe düşer. Sabaha ölü bedenini bulan çırak onun için de bir cenaze ritüeli gerçekleştirir. Tüm bunlardan sonra çırak sırtına yuvarlak bir taş bağlar ve eline aldığı başka bir buda heykeli ile ormanda yol almaya başlar. Ormanı ve tepeleri aşıp yüksek bir dağın tepesine çıkar. Bunu çocukken ölümüne sebep olduğu hayvanların anısına yapar ve dağın zirvesinde dua etmeye başlar.

Sırtında taşıdığı o yuvarlak taş, Bhavacakra’nın yaşam ve yeniden doğuş çarkını temsil eder.

…ve İlkbahar

Yeniden ilkbahara döneriz ve çırak artık bir usta olmuştur. Kadının bıraktığı bebek büyümüş ve ona ders vermeye başlamıştır. Her şeyin bir döngüde olduğunu çok güzel yansıtır. O çocuk da aynı ustasının çocukluğundaki gibi sırasıyla balık, kurbağa ve yılana kötülük yapar. Onların ağızlara taş sıkıştırır. Bir de onlara gitmeden önce bir kaplumbağayı rahatsız etmiştir.

Kaplumbağa, uzun ömür demektir.

Film, görüldüğü gibi benliği, maneviyatı ve insan nefsi ile ilgili pek çok konuya değiniyor. Budist dini üzerinden gösterdiği semboller ve anlattığı konu ile hayatımızdaki döngüyü çok güzel resmetmiştir. Sakin ve diyalogdan uzak yapısı ile filmde bir akar su gibi akıp gideriz. İnsanın içsel yolcuğuna doğada başlayıp doğadan uzaklaşmasına ve doğaya geri dönüşü ile işlemektedir. İzlerken belli kısımların rahat tahmin edilmesine rağmen büyüsüyle ekrana sabitleyen bir filmdir. Yavaş ve diyalogsuz yapısı ile pek çok izleyene hitap etmeyecek bir film olmasına rağmen filmi hissedenler için çok güzel bir deneyim olacaktır.