Nobody: İnceleme // Bob Odenkirk’lü John Wick

Tanıtımından itibaren büyük hype ile beklediğim bir filmdi. Bob Odenkirk’ün baş rolünde olduğu aşırı aksiyonu bol John Wick havasında bir film olduğu belliydi. O oyuncuyu bu tarz bir filmde görücek olmak baya merak ettirmişti ve filmi izleyince de bu beklentilerimi tamamen doldurmuş keyifli zaman geçirtmiştir.

Filmin tanıtımı ile ne izleyeceğimiz zaten belli ama bunun gelişimi ve ilerlemesi nasıl olur sorusu büyük merak idi. Çok mantıklı ve makul bir bağ ile bağlanmasa bile sunduğu arka plan kişiliği ve bol aksiyonu ile bunu bu kadar umursamamak gerektiğini gördüm. Neredeyse her şey bir kedicik bilekliği ile havalanıyor diyebiliriz. John Wick’e bakıldığında da daha büyük bir neden olan köpek ölümüne bu filmde kedicik bilekliğine atfetmeleri bana sanki o filme bir selam verme olarak da algılatıyor. Zaten filmin genel yapısı rus mafyası ve rambo gibi bir adamın gerilimlerinin artması bakımından tamamen aynılar. Ama bu filmin kendine özgü sunduğu mini temalar ile olaya daha büyük keyif ve eğlence katıyor diyebiliriz. John Wick tadında bir aksiyon ve daha fazlası için kesinlikle izlenmesi gereken bir film olarak görüyorum.

Filmin aksiyonunun dışında en çok beğendiğim iki detay var birincisi müziklerin sekanslarla uyumu ikincisi de Hutch Mansell’in (Bob Odenkirk) arka plan hikayesi ve yeni hayatı ile ona geri geçişi diyebilirim. Bu ikisi film boyunca daha da hoşnut bir şekilde izlememe vesile oldular.

Eski filmlerden iyi tanıdığımız Christopher Llyod ve Connie Nielsen’ın da ayrıca bulunduğu ama doğal olarak en çok Bob Odenkirk’ün parladığı harika bir aksiyona sahip bir film.

Godzilla vs Kong (2021) Spoilerlı İnceleme

Bu yıl en çok merakla beklediğim ama aynı zamanda hikaye olarak çok kötü ama aksiyon anlamında dolu bir şey izleyeceğimizi düşündüğüm bir filmdi. Ama yanılmışım hikaye anlamında da beklentilerimin üzerinde çok iyi bir iş çıkardılar. Tüm godzilla filmlerini izlemedim ama belli ölçüde izlediklerime göre iki canavar birbirine yumruk atar biz de rahatlarız ama sonu berbat bir yere bağlanır geçer gideriz sanmıştım. Sanırım beklentim düşük olunca baya beni şaşırttı ve bu yüzden çok mutluyum.

Öncelikle görüntü anlamında şahaneydi. Bu konuda da effectler göze batar gibi bir önyargımın üzerine taş gibi görsellikle yine beni şaşırttı. Öyle dikkatli incelememe rağmen pek bir açık bulamadım. Tabii bir iki yıla eskiyebilir şekilde ama şuan aşırı keyif alınacak kıvamda.

Hikaye olarak Godzilla: King of the Monster filminin devamı şeklinde diyebiliriz. Önceki filmde Godzilla tarafından kurtarılan Madison Russell (Millie Bobby Brown) ve arkadaşı Josh Valentine (Julian Dennison) hafif deli dolu olan ve komplo teoristliği yapan Bernie Hayes (Brian Tyree Henry) ile bağlantı kurarak Godzilla’nın insanlığa neden yeniden saldırdığını araştırmaya koyuluyorlar. Teorisyen podcaster ile hem Apex Cybernetics’teki tuhaf olayları araştırıyor hem de Godzilla ile ilgili bilgiler peşindeler. Bu kısmı eklemeleri ile Madison’un babasının bulunduğu anlamsız bir ton sahne de bizimle beraber geliyor. Bunu eksi olarak görebilir miyiz bilmiyorum ama aşırı gereksiz olduğu aşikar.

Apex Cybernetics şirketinin aklındaki ise mecha godzilla’ya güç vericek olan maddenin Hollow Earth üzerinden bulunup kullanılması arzulamaktadır. Bunun için Kong’un yardımına ihtiyaçları vardır. Onu oraya taşımaya çalışmaktadılar. Godzilla da bu yüzden ortaya çıkmış ve sinirli haldedir.

Filmin diyalogları çok kötü yazılmış olmasını tamamen göz ardı ediyorum. Hatta oyunculukların da çok klişe ve bilindik olmasını tamamen göz ardı ediyorum. Çünkü bunların olucağını tamamen bekliyordum ve bu yüzden üzülmedim. Beni mutlu eden kısmın #TeamGodzilla ve #TeamKong taraflarını birbirlerine düşürmeden makul bir sona ulaşmalarıydı. Filmin başlarında da belli olduğu gibi bir Kong tarafı ağır basmaktaydı. Kong tamamen iyi çocuk Godzilla kötü o yüzden çocuk onu yenmeli gibi bir havası fragmanlarda da filmin başında da baya ağır gösteriliyordu. Sonrasında bir olup asıl düşman Apex’in yarattığı Mechagodzilla’ya karşı savaşmaları çok makul ve her iki tarafında gönlünü alan kısımdı bence de. Ama görmeyi tek istediğim bir sahne eksikti. O da Kong ve Godzilla’nın el sıkışma sahnesi. Bunun olmasını nedense aşırı derece bekledim.

Her şeyi bırakın kavga ve aksiyonun güzelliğinde kaybolun. Hong Kong’un neon ışıklarının altında büyük tahribatlarla yıkımlarını izlemek son derece mükemmeldi. Hatta bunun dışında Kong’un gemilerle götürülürken bir yandan denizden Godzilla’nın saldıra saldıra gelmesi o anki durumun ciddiyetini çok güzel tasarlıyor. Kong’un sınırlarını daraltıyor ve Godzilla’nın belasını sonuna kadar hissediyorsunuz. Yine Godzilla’yı da zorluycak anlar yaşansa da Kong’un hali bir başka oluyor. Sonrasında şehirde yaptıkları kavga daha eşit koşullarda gerçekleşiyor. Kong bir baltaya sahip olurken onun da özellikleri ile Godzilla’nın seviyesine yetişiyor. Ama bu kısımdan sonra en önemli an Mechagodzilla’nın ortaya çıkmasıdır.

Filmi eski filmlere göre karşılarsak hepsinden çok ileri bir iş ortaya çıkardığı barizdir. En iyi canavarların birbirini tokatladığı film desem yanılmış olmam. Bu filmden önce 1962 yılındaki Kong vs Godzilla filmine de yeniden göz atmıştım. Yani çok eski olduğundan pek bir şey demiycem ama hele ilk Godzilla filmine göre baya düşük bir filmdi. Bu filmin yanına ise o film asla yaklaşamaz. Bu film hem o eski filmlere saygılı hem de üzerine bir iş koyması ile hep aklımda kalacağa benziyor.

Ben baya beğenip 8 üzeri bir puanla filmi uğurluyorum. Peki siz nasıl buldunuz? Sonu ile ilgili mutlu musunuz? Cevaplarınızı yorumlarda gösterebilirsiniz.