The Bad Batch Bölüm 9 İnceleme

Heyecan dorukta! Omega’ya nolacak? Bizimkiler onu kurtadı mı? Cad Bane kime çalışıyor? Fennec yine mi geldi? Noluyor? Hepsi bu bölümde cevap buldu.

Evet cidden bölüm mükemmeldi. Daha ne kadar iyi olabilir bilmiyorum. Omega’nın neden bu kadar talep edilen bir hedef olduğu iyice açığa kavuştu. Omega aynı Boba Fett gibi Jango Fett’in temiz DNA’sına sahip olan bir klonmuş. Bu eşsiz özelliği ile Kamino klonculuk şirketi için bayağı değerli oluyormuş. Çok mantıklı ve iyi olması dışında Baby Yoda senaryosuna yine bu kadar yaklaşılması biraz garip hissettirdi. Bu dizi resmen Mandalorian’ın alternatif versiyonu gibi çok farklı yerden benzeşip duruyorlar. Ama bunun dışında işlerini çok iyi yapıp yine eşsiz bir dizi sunabiliyorlar. Son üçleme Star Wars’lar gibi uyduruk kalmıyor en azından. En önemlisi de bu. Bu bölümde hem Cad Bane hem de Fennec kızımız Omega’yı aynı amaçla götürmeye çalışan iki bounty hunterdı. Birbirleri arasındaki kavgayı izlemek baya hoştu ve aksiyonu yerindeydi. İkisinin de son seviyede bir dövüşünü izledik. Omega’mız DNA’sınım hakkını veren bir zekayla yine kendisini kurtardı. Bakalım diğer bölüm nasıl olacak.

Bölümlerin tüplerin içerisinde bazı canlı organizmaları gördük. Onların ne olduğunu tam çıkaramadım ama ilerleyen bölüm veya dizilerde bir anlamı olur mu merak ediyorum. Biraz özellikle gösterdiler gibi hissettim. Bakalım.

Seven Samurai (1954) İnceleme

Uzun süredir yazmak için ertelemiştin ama sinemaya büyük ilham ve beni çok etkilemiş bu şaheser filmi konuşmanın bence zamanı geldi. Nasıl siyah beyaz filmlere girişim Schindler’s List ile olmuşsa bu filmde Japon sinemasına giriş noktamdı. Hatta birçok kişi Japon sinemasına bu filmle girmiştir diye tahmin ediyorum. Şuan bile izlediğimiz birçok film ve dizide hala etkilerini gösteren mükemmel bir klasik filmdir. The Magnificent Seven, The Matrix, Star Wars, The Lord of The Rings, Django Unchained başlı olmak üzere çekim teknikleri ile, görsel duruşu ile ve de hikayesi ile büyük etkisini gösteren bir filmdir. Replikleri olsun, içerisindeki karakterlerin davranışları olsun hikayesinin originalliği hala buram buram sinemada etkisini tüttürüyor. Akira Kurosawa sevgim sitede yazdığım çoğu yazıda görülüyor ama bu filmin daha özel bir yeri var.

3 saat 24 dakikalık bu destansı samuray filmi, genel olarak Japonya’nın iç isyanlar nedeniyle çiftçilerin çektiği haydut sıkıntılarına odaklanan ve bu konuda yardım etmesi için samuray kiralamayı planlama hikayesini ele alır. Bu saldırılara karşı kendisini koruyamayan çiftçilerin büyükbabasından 4 tane samuray tutma fikri alırlar. Bu samurayların karnı aç olmasını ister çünkü ellerinde sadece pirinçleri vardır. Resmen böyle zorlu bir iş için karın tokluğuna çalıştırılacak tam 4 tane samuray bulmaları gerekmektedir. Çoğu kişiden red yeseler bile en sonunda hafif yaşına almış Kambei adındaki samurayı ikna ederler. Onunla birlikte bir tane genç bir samuray, Kambei’nin orada karşılaştığı eski bir dostu ve çeşitli oyunlar sayesinde ikna ettikleri 3 samuray daha katılır. Bir tane de kendisini aşırı üstte gören, samuray nasıl davranırsa ondan o kadar uzak hareket eden Kikuchiyo adında bir samuray daha peşlerine düşer. Toshiro Mifune’nin canlandırdığı bu karakter, eğlenceli olduğu kadar sinir bozucu yanları da vardır. Sonrasında onun aslında bir çiftçinin oğlu olduğunu, samuraylık belgesini de ufak bir çocuktan çaldığı ortaya çıkar. Ekip ne kadar umursamasa da o da bu görevde ukala tavırlarıyla katılmıştır. Büyükbaba daha fazla samuray bulacaklarını bildiği için 4 tane samuray istemişti. Sonrasında 7 samuray köylülerle beraber savaş stratejileri geliştirmeye başlar. Yapılacak çok şey vardır ve her birinin ayrı ayrı hazırlık yaptığı ve ortaya çok iyi bir savunma çıkar. Birer birer haydut avladıkları ama bir o kadar da zorlu mücadelelerin döndüğü efsanevi sahnelere kucak açar filmimiz. Karşı taraftan adam azaldığı gibi samuraylardan da kayıplar verilir. Bu mücadele kapsamında 4 samurayın ölümü gerçekleşir. Kambei’nin filmin başında hiçbir savaşı galip gelmediğini söylediğini hatırlarız çünkü filmin sonunda da kaybetmişlerdir. “Yine biz yenildik.” der Kambei,”Çiftçiler kazandı, biz değil” diyerek filmin son cümlesi ile kalbimizden vurmuşçasına etkileniriz.

Zaten filmin başından beri köylülerin samuraylara olan bir ön yargıları da mevcuttur. Ha haydut, ha samuray ikisine de aynı kötülükte görmektedirler. Onun için samuraylar köye ilk vardığında karşılamaya bile gelmezler ama haydut saldırısı sesini duyar duymaz ayaklarına kapanırlar. Onun dışında yiyeceğimiz az demelerine karşın evlerinin altında sakladıkları değerli yemekleri son savaştıkları gece samuraylara da sunmaları ile köylülerin ne derece dürüst oldukları ortadadır. Bir de öncesinde savaştan kaçan birçok samurayı öldürüp zırhlarını saklayacak kadar zalimlikleri de mevcuttur. Samuraylara olan bu nefretleri genelde samurayların kadınlara olan düşkünlüğü gibi nedenleri vardır. Filmde de bir adam ne kadar kızının saçlarını kesmiş olsa bile o genç samuray ile aşk yoluna gitmişlerdir.

Filmde birçok original karakterin var olması ve hepsini sevmeme rağmen içlerinden en çok Kikuçiyo’yu sevmekteyim. Zaten kendisinin de zamanında köylü olmasından dolayı onları anlayan ve yaptıkları kurnazlıklar dahil bir çok tavırlarını bilen birisidir. Biraz deli gibi eğlenceli haliyle aslında bilgisini ve cesaretini de konuşturabilen birisidir. Çiftçi hayatının zorluğundan uzaklaşmak için samuray gibi takılmayı tercih etmiş ama aslında güzel bir insandır. Sonlardaki bebekle olan sahne ile çok üzüldüğüm bir ana sahiptir.

Uzun bir film ama karakter oluşturması ve senaryonun eşsiz bir yapım olması ile Akira Kurosawa’nın görüntü anlamındaki usta becerisinin birleşmesi ile böyle bir şaheser doğmaktadır. Sadece kahramanlığı ele almayan insanların acizliğine de dokunan bir tarafı da var. Bu gibi özelliğinin üzerine çeşitli karakter tipleri ile senaryo ve hikayede derin bir etkiye neden olmuştur. Savaş sahneleri ile o zamanlarda nasıl böyle şeyler çekebilmişler diye hayrete girdiğim bir filmdi. Kaç kere izlediğim bilinmez ama şuan yine açıp izleyeceğimi biliyorum.

Kurosawa’nın önceki mesleğinin ressam olması sonucu ekranda çok güzel sahnelere yansıttığını biliyoruz ama bunu diğer o meşhur yönetmenlerden ayıran kısmı tam filme ideal şekilde sahne kompozisyonunu yönetmesidir. Şuan gelmiş geçmiş çoğu yönetmenin ilk ilham kaynağı olması ve bolca övülmesi bir yana diğer yönetmenlere ilham olan temel özelliği filmin detaylarını oluşturan kısımları o zamanlardan düşünüp kurgulamasıdır. Mesela Tarkovski’nin fotoğraf gibi sahneleri çoktur ve bununla överiz ama Kurosawa’da fotoğraf gibi sahnenin filme adapte olmuş haliyle çektiğini görürüz. Sinemanın gücünü hatta belki de sinemanın sanat olarak anılmasını sağlamış bir yönetmenliktir. Zaten Tarkovski’den tutun Ingmar Bergman’a oradan da tüm yönetmenlerin konuşmalarını dinleyin. Akira Kurosawa’ya olan saygılarını uzun uzadıya anlatmaktadırlar. Benim burada anlattığım kendi ufak yorumumdan başka bir şey değildir zaten.

“Bizi koruyacak bir tanrı yok mu? Toprak vergisi! Zorunlu işçilik! Savaş! Kuraklık! Şimdi de, haydutlar! Tanrılar, biz çiftçilerin açlıktan ölmesini istiyor olmalı.”

Raised by Wolves (2020) İlk Sezon Genel Bir İnceleme

Önceki yazımda ilk 3 bölümü üzerinden bir giriş yapmıştık ve her bölümü çıkar çıkmaz izlediğim ve sonrasında değişik tatlar aldığım bir dizi oldu. Her bölümde bir karakter iyi mi kötü mü ya da favori karakterim hangisi diye düşünmekle geçti. Ama neticede hiçbir sonuca ulaşamadım. Her karakter yeri geldiğinde hoşuma giden şeyler yaparken gördüm yeri geldiğinde kızdığım hallerdeydiler. Bunu kötü bir şey olarak düşünmüyorum, bu aslında hoşuma giden bir karakter oluşum şekli. Asla tam iyi ve kötünün olmadığı, siyah ve beyaz şeklinde ayrılmadığı herkesin gri olduğu insanlar bende her zaman daha kolay bağ kurduruyor. Bir de bu griliği doğru zeminde oturtmak lazım, saçma kalmaması lazım. Ve bu dizi bence bunu başarmış. Oyunculukları genel anlamda iyi zaten hikaye ve senaryo da güzel olunca hoşuma gide gide izledim. Sadece ilk bölümlerde Anne karakterine ısınamamıştım oyunculuğu da bazen abartı gibi duruyordu ama sezon bitimine doğru alıştım.

Hikaye anlamında ise mistik durumlarla teknolojinin birleştiği her bölüm ayrı bir heyecan ve gerilimi yansıttığı bir diziydi. İzlerken hep başka yapımlardan tatlar aldığımı söylemiştim bu yeni bölümlerde de oldu ama original bir hikaye hep sundu. Bu tat alma olayı biraz ambiyans ve temadan dolayı olmalı. Dizi teknoloji ile mistik ögeleri, insanla androidleri birleştiren yapısı olduğundan bahsettik. Yine bu bölümlerde bolca dini anlamda önemli olaylara göndermeler de yapıldı. Androidlerin yaratıcısını gördük, bunu ben bu sezon içinde beklemiyordum. Androidler ve o evrendeki olmuş önemli konular hakkında daha çok bilgiler öğrendik. Ama ben bu gezegenden aşırı derecede sıkıldım. Ya hep bahsettikleri gezegenin diğer tarafındaki tropikal kısmına geçmelerini ya da diğer gezegenler ve insanlar hakkında da bir takım olaylar izlemek isterdim. İkinci sezonun çekim garantisini aldı zaten bu yönde gelişmeler olacaktır. Sabırsızlıkla bekliyorum.

Hayalet Hikayeleri: Kwaidan (1964)

Masaki Kobayashi gibi yine Japonya’nın önemli bir yönetmenin elinden çıkmış, Lafcadio Hearn’nın “Kwaidan” adlı kitabındaki 4 öyküyü uyarlamıştır. Bunlar Japon kültüründe bayağı boy gösteren hayalet hikayeleridir. Yazarımız da zaten sonradan Japon vatandaşı olan birisi, o yüzden dıştan iyi gözlem yapılmış ve duruma oturmuş hikayelerdir. Her ne kadar yavaş bir film olsa bile içindeki gizem ve yanılsama izlemeye yetiyor. Hayalet filmi ama korkudan ziyade merakla izlenebilecek bir film.

Öykücülüğü iyi olduğu kadar sanatsal anlamda da gözü iyi doyuran bir filmdir. Eski filmlerde en çok sevdiğim kısım bazı effectleri yapış tarzları çünkü teknoloji veya bilgisayarlar yok, mekanik anlamda işlerini yapıyorlar ve cidden başarılı oluyorlar. Fantastik bir alemde olaylar döndüğünden gökyüzünü boyamışlar ama ışık ve renklerle bu durum izleyiciye o kadar da batmıyor. Hatta değişen bir renk paletiyle insanı büyülemektedir. Onun dışında hayaletlerin yeri geldiğinde transparan oluşu da çok iyi yapılmıştır. Bir de tüm bu çekimleri ufak bir hangar gibi bir stüdyoda yaptıklarını unutmamak lazım. Döneminin teknik imkanlarına göre aşırı başarılı bir film. Bana göre tek bir sıkıntı var yanlış hatırlamıyorsam 300 küsür geminin olduğu bir savaş sahnesidir. Doğal olarak az kaynaklardan dolayı ufak sallarla çekilmiştir. Ama ben olsam ufak salları değil de bir veya iki büyükçe gemiyle çeşitli çekim oynamalarıyla yapardım. Gemi diyorum da tam gemi olmasına da gerek yok bazı açılardan öyleymiş gibi gözükse de yeter. Bir de büyük bir tabloda savaşın çizimlerini gösteriyor arada zaten. Bu çizimlere daha çok odak verip belli önemli kısımları canlandırılabilirdi. Tabii yine de o kadar güzel olmayabilirdi. O kısma rağmen aşırı güzel çekilmiştir sadece kendimce bir görüş yazdım.

4 hikaye, 4 farklı mevsim, 4 farklı renk ve 4 farklı duygu. İlk hikaye pişmanlığı konu alıyor, mevki alabilmek amaçlı eşini terk edip başka bir kadınla evlenen kocasının pişman olup affedilmek istese bile bir azap çekmektedir. İkinci öykü ihaneti ele alıyor en sevdiğim hikaye budur filmdeki. Fırtınada yakalanmış genç ve ihtiyar adamın Kar Kadını adlı bir ruh ile öldürülecektir ama kadın genç olanı yakışıklı olduğundan öldürmüyor ama birilerine orada olanları anlatırsa öldürceğini söylüyor. Aradan yıllar geçip şans eseri karşına gelen bir kadınla evlenen adamımız bir gün eşine olanları anlatır. Bu anda ise eşinin aslında Karlar Kadını olduğunu öğrenir. Ama bu sefer de ruh adamın hayatını çocuklarının hatrına bağışlar. Üçüncü hikaye yalnızlığı anlatıyor, bir manastırda gözleri görmeyen bir müzisyen var. O kadar güzel çalıyor ki bir Samuray hayalet onu soylu bir hayalete çalması için götürür. Ondan sonra ise garip şeyler olucaktır. Dördüncü hikaye çaresizliği anlatıyor, içtiği kapta yüzler gören bir muhafızın aklını yitirmesi ile sonlanır. Öyküleri uzun uzun dolu dolu anlatır, bu kimisi için aceleye getirmeden, ölçülü bir anlatımdır kimisine göre de tam tersi. Üç saatlik versiyonun yanında kısa hali de var sanırım ama kısa halinde bir hikayenin olmadığı söyleniyor. Siz yine de uzun halini izleyin.