Rick and Morty Sezon 5 Bölüm 1 İnceleme

Rick and Morty bile olsanız şakalarınızı tüketiyorsunuz demek. Bölüm senaryosu olarak hoş bir fikir ile gelmiş olsalar bile aralardaki şakalar ve karakterlerin hep aynı tavırları artık sıkıcı ve alışıldık geliyor. Bu bölümü çok beğenip hiç eğlenmemek de baya garip bir durum. Bu şakaların tükendiğini dördüncü sezondan beri kendisini ağır hissettiriyordu. Hatta bu yüzden yan projeleri Solar Opposite’i daha çok sevmeye başladığımdan bahsetmiştim. Bu sezona da zaten pek bir umutla başlamadım. Bölümün hikayesi yine dolu dolu zaman ve boyut oyunlu ve bol aksiyonluydu. Bu işi hala iyi yapabiliyor oldukları için mutluyum. Ama klasikleşmiş durum ve şakalarından umarım ilerleyen bölümlerinde kurtulmaya çalışırlar.

Der Himmel über Berlin/Wings of Desire (1987) İnceleme

Sinema dünyanın her yerinde kendinden bir takım izler bırakan işler ele almıştır. Ama II. Dünya Savaşı sonrası bu izler daha çok Amerikan yapımları ile öne çıkmaktadır. Amerikan filmleri ile Amerikan kültürü etkisi dünyaya yayılmaya başlamış. Bunun üzerine “Yeni Alman Sineması” ile bu akımın etkilerini azaltıcı ve öze dönüş anlamında birçok film yapılır olmuş. Bugün konuşacağımız filmin yönetmeni Wim Wenders ise bu akımın önemli öncülerinden biri olarak sunuluyormuş.,

Der Himmel über Berlin (Wings of Desire) filmi ile yönetmenin spesifik özelliklerini barındıran ve manzarayı dile getirebilen bir yönetmen. Bu çekim tekniği ile pek çok duyguyu ufak bir sahne ile ekranlara yansıtabiliyor. Aşkı, yalnızlığı, özlemi, ve merakı bu uzun yolculuğu ile bolca yaşatabiliyor.

İki melek karakterimizle siyah beyaz halde dünyayı bolca gözlemliyoruz. İnsanları, olayları, durumlarını, ve pek çok kültürü bizlere gösteriyor. Bu bolca farklı kültürden veya dilden konuşan insanları göstermesini Post-Modernizm ile ilgili olduğundan bahsediliyor. Siyah beyaz tonda izlememiz ise bize insanların o yüklü duygularını tam ulaşamamamızı ve o duyguları yaşama isteği hissiyatını veriyor. Siyah beyaz ton ile sadece sadece iyi ve kötüyü yargıladığımız ama tam olarak diğer renk katmanlarına varamamamız nedeni ile insanların hislerini tecrübe etmek istiyoruz. Bu kadar merakla gözlemlerin sonucunda meleklerden biri insan olmaya karar veriyor. Renkleri, duyguları yaşamak istiyor ve özellikle aşık olduğu kadına ulaşmayı düşlüyor. Dünyaya indiği andan beri pek çok şeyi tecrübe etse bile aşık olduğu insanla beraber bazı duyguları yaşamanın önemini de barındırıyor. Adamın kadına olan aşkını çok güzel ele almalarına rağmen kadının aşk motivasyonunu pek anlayamadım. Kadını biraz daha bu konuda ikinci plana koymuş gibiydi.

Filmin her karesinde yüklü bir sürü alt metin ve anlam bulunduğunu fark ediyoruz. Her sahnenin taşıdığı varoluş felsefesinin yanında insanların modern dünyadaki farklarına birbirleri arasındaki yabancılaşmalarına, yalnızlıklarını da anlatıyor. İnsanlar arasındaki bu zıtlığın üzerine meleklerin de birbirleri arasındaki farkları da çok rahat sunuyor.

Çocuk, çocukken
Kollarını sallayarak yürürdü
Derenin ırmak olmasını isterdi…
Irmağın da sel…
Ve şu birikintinin de deniz olmasını
Çocuk çocukken…
Çocuk olduğunu bilmezdi
Her şey yaşam doluydu
Ve tüm yaşam birdi
Çocuk çocukken…
Hiçbir şey hakkında fikri yoktu
Alışkanlıkları yoktu
Bağdaş kurup otururdu
Sonra koşmaya başlardı
Saçının bir tutamı hiç yatmazdı
Ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…

Peter Handke