Minari (2020) İnceleme

Belli bir süredir böyle duyguyu iyi taşıyan bir drama filmi izlememiştim. 2020 yılında çıkmış en iyi filmler arasına koyacağım seviyede bir şeydir. Bireysel duyguların çizgisini çok iyi çektiği, şiirselliğe yakın diyebileceğim tarzda bir filmdi. Koreli bir ailenin Amerika’da ayakta durma ve daha çok orada kasaba hayatına yerleşmesini konu edinmektedir. Ailedeki her bir karakter ekseninde yaşadıkları durumları ve hisleri çok iyi yansıtmaktadır.

Baba karakterimizi sevdiğim oyuncu Steven Yuen canlandırmaktadır. Kaliforniya civarında aldığı karavan tarzdaki evde çiftçilik yaparak para kazanmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda eşi ile beraber tavuk firmasında civciv ayıklama işi yapmaktadırlar. Yetiştirecekleri kore meyve ve sebzeleri ile iyi bir para kazanıp orayı bırakma peşindedir. Eşi ise bu yeni karavan evi pek beğenmemektedir. Bu tarım işlerinde de başarılı olunacağını düşünmemekle beraber hiç sıcak bakmamaktadır. Şehirde yaşamayı tercih etmektedir kısaca. Evin en küçük oğlu David’in (favori karakterim), kalbinde bir rahatsızlığı vardır. Ailesindekilerle beraber büyüyen tatliş bir oğlandır. Çok eğlenceli ve izlemesi keyifli bir karakterdir. Ablası var bir de ama filmde çok önemli bir konumda değil. Bir de büyükannemiz aileye katılıyor. Eşler işlerini yaparken ve aralarında gerilimler olurken çocuklara bakan eden bir insandır. Çocuklarlar onun gerçek büyük anneleri olduğuna pek inanmazlar çünkü yaptığı şeylerin stereotype büyük anne modeline uymadığını düşünürler. Film bu ailenin dışında pek çok ufak karakterle de iletişim halinde olduğu ve onların yaşamlarından bir kesiti sunmaktadır. Film bir kesiti anlatsa bile aktardığı bir takım büyük olay ve duygularla filmin sonunda çok güzel ve ideal bir bitiriş yapar.

Drama seviyorsanız aşırı hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir tarzdadır. Anlattığı şeyin altını sağlam verebilen anlamlı kılabilen bir filmdir. David’i oynayan küçük çocuk olmak üzere tüm karakterler rollerini çok iyi canlandırmıştır. Filmi sevmeseniz bile sırf David için izlenir diyebilirim. Görüntü zaten muhteşem, büyüleyici. Arka plana aynı tonda müziklerle güzel bir haz da yaşattı.. Benim açımdan 2020’de çıkmış en iyi filmi zorlar.

Spring, Summer, Fall, Winter… And Spring (2003) İnceleme

Geçen haftalarda korona yüzünden vefat etmiş olan Kim Ki-Duk‘un anısına inceleme yazmam lazım diye düşünüyorum ama tam vaktimi ayırıp yazamamıştım. Şimdi en meşhur ve hoş filmi ile başlıyorum. Yönetmenin doğanın en güzel konumunda gölün üzerindeki bir Budist tapınağı ile bize hayatın anlamı hakkında soluksuz bir film sunmuştur. İsminden de anlaşıldığı gibi mevsimler geçtikçe oradaki bir keşişin çocukluğundan yaşlılığına kadar olan kadarki hikayesini işlemektedir.

Her mevsim geçişini partlar halinde ve keşişin hayat parçalarından oluşmaktadır. İlk mevsim ilkbahar ile hikayemiz başlamaktadır.

İlkbahar

Gölün ortasında yüzen tapınakla ilk olarak bir usta ve çırağını görüyoruz. Çırak daha küçük bir çocuk ve ustasından belli dersler almaktadır. Çok huzurlu bir ortamda çok huzurlu bir görsellik vardır. Bir gün çocuk doğada gezerken bir balığa, kurbağaya ve yılana sırasıyla taş bağlayıp geri salmaktadır. Çocuk olduğundan yaptığı kötülüğü tam kavramadığı gibi yaptığından çok keyif almaktadır. Ustası ise onu şans eseri uzaktan izlemiştir. Yaptıkları için ona bir ders vermesi lazımdır. Onun gece uyurken çocuğun da sırtına bir taş bağlanmaya karar verir. Çocuk uyandığında yaptığının hatasını ona açıklayıp o hayvanları bulup geri hale getirmesi gerektiğini söyler. Eğer hayvanlardan biri bile ölmüşse kalbinde aynı o taş gibi bir yük taşıyacağından bahseder. Çocuk sırtında kendisi kadar bir taşla doğada hayvanları ararken balığı ölmüş suda yatarken kurbağayı hala hayatta ama çok sıkıntılı halde ve yılanı da kan revan içinde bulur. Göz yaşlarını tutamayıp ağlamaya başlar.

Buradaki balık çocukluğu, kurbağa gençliği ve yılan da yaşlılığı temsil etmektedir.

Yaz

Yıllar geçmiştir ve bu bölümde çocuğun gençliğini görmekteyiz. Tapınağa bir kadın ve hasta kızı gelir. Kızının iyileşmesi için ona bakmalarını ister. Tapınak kapılarını onlara açıp ilgilenmeye başlar. Bir gün sonra annesi ayırılır ve sadece kızı kalır. Çırak gençliğin verdiği tepki ile kıza cinsel anlamda arzu duymaya başlar. Kız yerde uyurken memesine dokunmaya çalışır ama kız fark ederek ona tokadı indirir. Yaptığının genel anlamda ve dini anlamda da yanlış olduğunu bilip hemen dua etmeye başlar. Kız ise onun bu yaptığını anlayışla karşılayıp yüzüne elini koyar. İçeri usta girdiğinde ise hemen çeker. Bir süre sonra kız ile çırak dayanamayıp doğada sevişirler. Her gece ustadan gizli bir şekilde dışarı kaçıp bunu tekrar ederler. Ama yine böyle bir gecenin sabahında bot üzerinde uyurken usta tarafından yakalanırlar. Usta çırağa çok fazla sinirlenmeden ona sevginin sahip olma arzusunu tetikleyeceğini sahip olmanın da öldürme isteğine sebep olacağından bahseder. Kız bir süre önce iyileştiği için artık girmesi gerekliydi çırak da onun peşinden kaçmaya karar verir. Kaçarken buda heykelini ve bir horozu yanında götürür.

Buda heykeli ustasının öğretilerini de yanında götürdüğünü, horoz ise özlemi simgelemektedir.

Sonbahar

Artık tapınakta sadece yaşlı keşiş bulunmaktadır. Tapınağa getirdiği yemeğin sarılı olduğu gazetede bir cinayet haberi okur. Cinayeti işleyen bizim çıraktır ve karısını onu aldattığı için öldürmüştür. Bir süre sonra çırak artık biraz daha büyümüş halde ve siniri yüksek seviyede tapınağa dönmüştür. Tapınakta geri getirdiği buda heykeli karşında intihar eylemine kalkışmıştır. Usta bu yaptığını fark ederek onu dövmeye başlar ve onu bağlayıp tapınağın içinde iple sallandırır. İpi mumun ateşi üzerine bırakır. Belli bir süre sonra ip kopup çırak da o süre boyunca biraz dersini alacaktı. Ama daha sakinleşmesi için bir ritüel daha gerçekleşmesi gerekliydi. Heart Sutra adındaki ritüelde tapınağın zeminine kedinin kuyruğuna mürekkep bandırıp yazdığı yazıları teker teker kazıması gereklidir. Çırak karısını öldürdüğü kanlı bıçakla önce saçlarını kazıdıktan sonra bu ritüele başlar. Bu süre zarfında iki polis onun izini bulmuş ve tapınağa gelmiştir. Usta onlara bu ritüeli bitirmesi gerektiğinden bahseder. Polisler de bitmesi için sabaha kadar beklemeyi kabul eder. Çırak yerdeki yazıları kazımaya ilk başladığında çok fazla stresli iken sonlara doğru bu stresinden tamamen kurtulmuştur. Tüm gece kazdığı için sabah uyuyup kalmıştır. O uyurken usta ve polisler kazınmış zemini boyamaya başlarlar. Çırak uyandığında ise polisler onu sakince alıp götürürler. Botla giderken peşlerinden kedi de yol alır. Onlar ayrıldıktan sonra usta kendisi için bir intihar ritüeli gerçekleştirir. Çırağın yapmaya çalıştığı şekilde ağzına, kulaklarına ve gözlerini bir takım yazılı kağıtlar koyar. Botun üzerine koyduğu odunların üzerinde yanarak ölümünü gerçekleştirir.

Kedi egoyu ve bilgeliği simgeler.

Kış

Artık daha da yıllar geçmiştir ve bir kışın ortasında çırak hapisten çıkmış tapınağa geri dönmüştür. Eski aptallıklarından arınmış daha oturaklı bir insandır. Buzun ortasında ustasının ölümüne yakışır şekilde buzdan bir buda yapar. Tapınağı ve çevreyi düzenler orada düzeni yeniden kurar. Tapınakta bir yılanla yaşamaya başlar. Çeşitli meditasyon pozisyonların bulunduğu bir kitap bulur ve onları dondurucu soğuğun ortasında gerçekleştirir. Bir gün tapınağa kucağında bebekle yüzü eşarpla kapalı bir kadın gelir. Kadın, geldiği günün gecesinde kaçarak giderken çırağın açtığı buzdaki deliğe düşer. Sabaha ölü bedenini bulan çırak onun için de bir cenaze ritüeli gerçekleştirir. Tüm bunlardan sonra çırak sırtına yuvarlak bir taş bağlar ve eline aldığı başka bir buda heykeli ile ormanda yol almaya başlar. Ormanı ve tepeleri aşıp yüksek bir dağın tepesine çıkar. Bunu çocukken ölümüne sebep olduğu hayvanların anısına yapar ve dağın zirvesinde dua etmeye başlar.

Sırtında taşıdığı o yuvarlak taş, Bhavacakra’nın yaşam ve yeniden doğuş çarkını temsil eder.

…ve İlkbahar

Yeniden ilkbahara döneriz ve çırak artık bir usta olmuştur. Kadının bıraktığı bebek büyümüş ve ona ders vermeye başlamıştır. Her şeyin bir döngüde olduğunu çok güzel yansıtır. O çocuk da aynı ustasının çocukluğundaki gibi sırasıyla balık, kurbağa ve yılana kötülük yapar. Onların ağızlara taş sıkıştırır. Bir de onlara gitmeden önce bir kaplumbağayı rahatsız etmiştir.

Kaplumbağa, uzun ömür demektir.

Film, görüldüğü gibi benliği, maneviyatı ve insan nefsi ile ilgili pek çok konuya değiniyor. Budist dini üzerinden gösterdiği semboller ve anlattığı konu ile hayatımızdaki döngüyü çok güzel resmetmiştir. Sakin ve diyalogdan uzak yapısı ile filmde bir akar su gibi akıp gideriz. İnsanın içsel yolcuğuna doğada başlayıp doğadan uzaklaşmasına ve doğaya geri dönüşü ile işlemektedir. İzlerken belli kısımların rahat tahmin edilmesine rağmen büyüsüyle ekrana sabitleyen bir filmdir. Yavaş ve diyalogsuz yapısı ile pek çok izleyene hitap etmeyecek bir film olmasına rağmen filmi hissedenler için çok güzel bir deneyim olacaktır.

Burning (2018) İnceleme

Bu filmi yeni izleme fırsatım oldu ve siteye eklemeye değer gördüm. Hikaye anlamında çok ağır ilerleyen ama değişik bir gerilim sunuyor. 2 saat 30 dakikalık süresiyle uzun bir görsel şölen izliyoruz. Bazı alışageldiğimiz sinematografinin uzağına gitmeyi amaçlamış gibi gözüküyor. Sahne bitti diğerine geçecek diye beklerken o sahne biraz daha uzayarak izleyici de ufak bir şok yarattığını söyleyebilirim. İzlerken sanırım sonu bir yere bağlanmayacak ve hafif hayal kırıklığına uğrayacağımdan korktum. Çoğu olayı muğlaklıkta bıraksa bile izleyici bazı şeylerin altını doldurabiliyor. Aslında filmin sırrı ilk başta gösterdiği pandomimle mandalina soyma sahnesinde gizli. Orada mandalinanın varlığı hayal etmek yerine mandalinanın var olmadığını unutmak gerektiğinden bahsediyor. Film boyunca da bazı şeylerin varlık ve yokluklarını sorgulamamızla geçiyor. Böyle sorgulamaları yaptırdığı kadar göstermek istediği şeylerin altını çize çize gösteren bir çekimi de var ve bu çok güzel olmuş. Filmin her sahnesini ana karakterin bakışından görmekteyiz ama son sahne hariç. Bu son kısımda artık ana karakterin romanını yazmaya başlaması ile ilk defa kendisinin olmadığı bir kameraya geçiyor ve yapmasını beklediğimiz bir hamlede bulunuyor. Bu son sahnede yaptığı hamle bizi rahatlatsa bile romanını yazmaya başlaması ile sanki karakterin hayalindeki bir olaymış gibi de algılanabilir. Zaten kitabını yazmaya başlamadan hemen evvel ufak bir sahne ile de hayal dünyasına giriş yaptığını belli ediyor. Çok fazla detaya girmemeye çalışıyorum çünkü izlenerek tecrübe edilmesi gereken bir film olmuş. Aşırı özgün bir film, sıkıcı gelse bile izleyip bitirince ayrı bir tat bırakıyor.

Okja (2017) Spoilerlı İnceleme

Parasite filmi ile çoğumuzun tanıdığı Bong Joon-ho yönetmenden, Parasite kadar güzel olmasa bile yine de izlenmesi gereken bir film bence. Görsel hikaye anlatımı aşırı yerindedir. Olay örgüsü, temposu yine Parasite ve Snowpiercer kıvamındadır.

Okja, Mirando şirketi tarafından bir proje amaçlı üretilmiş süper domuzlardan biridir. Cüssesine nazaran aşırı minnoş bir hayvandır. Yönetmen hayvanı domuz, deniz ayısı ve köpeğe benzeyecek şekilde tasarlamıştır. Domuz olmasını sofistike ve saf olmalarından, deniz ayısını kırılgan ve iyi kalpli duruşundan, oyun sever tavırlarını da köpeklerden almıştır. Ve başka bir detay ise yönetmen film yapma arayışındaki iken bir PhD öğrencisi ile görüşüyor ve bu tarz domuzları üretilmeye başlandığını öğreniyor. Bunun üzerine hiç bakit kaybetmeden bu konuda farkındalık anlamınsa bu filmi çekiyor. Film burdan vegetaryanlık propagandası gibi dursa da öyle değil, gayet normal bir üslubu var. Neyse işte üretilen süper domuzları dünyanın farklı ülkelerindeki çiftçilere emanet ediyorlar. Zamanı geldiğinde de bir yarışma işe birinciyi seçeceklerdir. Okja ise Güney Kore’de yaşlı bir adam ve kız torunu Mija ile yetişmiştir. Okja ve Mijanın doğada takıldıkları kısımlar aşırı rahatlatıcı görüntülerdir. Orada yaşamayı insan düşlemiyor değil. Sonrasında şirketin yüzü Dr. Johnny Wilcox (Jake Glyllenhaal) domuzun yanına gelir ve reklam çekimleri yapmaya başlarlar. En iyi yetişmiş domuzun bu olduğunu söylerler. Dedesi Mija’yı oradan uzaklaştırmak için ailesinin mezarının olduğu yere götürür ve altından yaptırdığı domuz heykeli gibi şeyi ona verir. Aslında süper domuzu götürmeye geldiklerini itiraf eder. Kız bunu duyunca hemen geri gider ama çoktan gitmişlerdir. Biriktirdiği paraları ve altın domuz alıp Seoul’e doğru yola koyulur. Şirkete geldiğinde domuz tam kamyona yüklenip yola çıkacaktır. Onun kovalayanlardan kaça kaça kamyonun üstüne atlar. Ama yolda başka bir kamyon gelir ve bu kamyonu ittirmeye, sıkıştırmaya başlar. Mija düşer bu itişmeler sonucunda. Domuz da kapı açılıp Mija’yı görünce onunla kaçmaya başlar bir avm tarzı bir yeri talan ede ede gitmektedirler. Polislerden kaçarken diğer kamyondakiler Okja’lara yardım eder ve kamyona bindirirler. Onlar aslında Animal Liberation Front adındaki bir hayvan koruma örgütüymüşler. Jay adındaki baş üye, hayvana yerleştiricekleri kayıt cihazıyla Mirando şirketinin hayvanlara ne kadar kötü davrandığını dünyaya göstermeği planladıklarını anlatır. Ekipte tek K adındaki kişi korece bilmektedir, çeviriyi o yapmaktadır. Kıza danışırlar bu planı gerçekleştirmek için müsaade eder misin şeklinde eğer hayır derse bırakacaklardır. Mija, okja ile ormana dönmek istediğini söylese bile çevirmen onlara tersini söyler. Hemen sevinen ekip planlarına başlar, süper domuzun kulağına kayıt cihazını yerleştirdikten sonra hepsi kamyondan denize atlar. Okja ve Mija’yı geride bırakırlar. Niye bırakıyorlarsa kızı orda, ilginçti bayağı.

Mirando şirketi PR zararını azaltmak için Mija’yı da sonrasında ABD’ye getirir. Okja, başka bir süper domuzla zorla üretildiği bir laboratuvara götürülür ve hatta tat testi için ondan et de alırlar. Jake Glyllenhaal’ın iyi oyunculuğu yine burada dikkat çekmektedir. ALF görüntüyü gördükten sonra K, gruba çeviride yalan söylediğini söyler. Jay, K’yi orada döver ve ALF’den atar.

New York’ta Mija, şirketin isteklerini kabul etmek zorunda kalır. Sahneye çıkarılacaktır reklam amaçlı. Hazırlanması için yollandığı odaya gilzice Jay girer. Kağıda yazılmış çeviri yazıları gösterir ve sahnede Okja’yı kurtarıcağını söyler. Bir geçit töreni gerçekleşmektedir. Ekibin her üyesi güzelce yerlerine yerleştirilmiştir. Aşırı kötü davranılmış Okja sahneye çıktığında Mija’yı tanımaz ve ona saldırır. Jay, Mija’yı kurtarabilmek için Okjaya zarar vermeye kalkar ama Mija onu engeller. Bu sırada da o kötü davranılma kayıt görüntüleri arka planda oynatılır tüm dünys karşısına. Firmanın başındaki Lucy, firmayı ikiz kardeşi Nancy’ye teslim eder o da Black Chalk adındaki özel güvenliği çağırır. Okja, Mija ve ALF güvenlikten kaçmaya çalışır ancak alt edilirler. Okja ve ALF örgütünün çoğu yakalanır. Jay ve Mija, K sayesinde kurtulur. Nancy, Lucy’nin tüm iyi görünme kampanyalarını durdurur ve kesim işlemlerini hızlandırır. Kesim tesislerine ulaşır üçlümüz. Tam kesime Okja giricekken Mija gelir ve ordaki görevliye Okja ile olan fotoğrafını gösterir. Duraksayan görevli, napacağını bilemez. Nancy gelir kesimhaneye, ve öldürmesini emreder. Mija ise ona altın domuzu atarak Okja’yı satın almak istediğini söyler. Nancy bu altının daha değerli olduğunu görüp anlaşır ama Jay ve K tutuklanır. Mija ve Okja dışarı çıkarken bir yavru domuz çitleri aşarak onlara katılır. Görevlilerden gizli yavruyu da kaçırırlar ama diğer yüzlerce domuzun da öldürülecek olmasını bilmek aşırı üzücüdür. Hepsinin acıklı seslerini dinlemek biraz azap vericidir. Mijalar ise yavru ile eski hayatlarına geri dönerler, mutludurlar. Film burada biter ama after creditste Jay ve diğerlerinin serbest bırakılmasını görürüz. Belli bir süre geçmiştir hallerine bakılacak olursa ama ekip otobüse biner binmez eski günlerindeki gibi aktivitelerine başlarlar. Bu kısmı da görmek güzeldir.

Aksiyonu, hikayesi her şeyi yerinde güzel bir filmdir. Hikaye kadar detaylarına da iyi düşünülmüş bir yapım bence. Pek değeri verilmemiş bir film gibi geliyor bana göre.