Samurai Rebellion (1967) İnceleme

Masaki Kobayashi ile Japon sinemasına dönüş yapalım. Bu film isminden dolayı samuray filmi olsa bile dövüş sekansları azdır. Son 30dklık kısımda vardır onun dışında diyaloglarıyla olayı işleyen güzel anlatımlı bir filmdir. Merkezinde aile yapısını ortaya koyan, samuraylık felsefesinin bile önüne koyan bir tür baş kaldırıyı anlatır. Yine diğer filmlerindeki gibi toplumsal meseleleri özele indiren bunları bütünleyen yapısı vardır.

Hikayede Edo’daki bir derebeylikte geçmektedir. Sasahara ailesi bu beyliğin hizmetinde çalışmaktadır. Oğlu da evlenme çağına gelmiştir. Bunun üzerine İsabura’ya Handedan Beyi’nden bir emir gelir. İsabura’nın oğlunun Hanedan Beyi’nin eski metresiyle evlendirilmesi emretmektedir. Hanedan Bey’i kendisine yeni bir metres almıştır ve eski metresin davranışlarından hoşnut değildir. İsabura bu emri uygulamamak istemese de oğlu bunu kabul eder. Film bu kısımlarda aileden çok metrese odaklanır. Kendisi hanedan neslini devamının sağlanması için kaleye alınmış ve istenilen varisin doğumundan sonra yollanmıştır. Sonrasında Hanedan Bey’inin ölümü üzerine geri bir emirle metresi çağırırlar. Bu emir ile daha da aile onurları kırılan Sasahara ailesi, bu emri reddederek hanedanlığı karşılarına alırlar.

Film kendisini hemen belli eden Kobayashi teknikleri ile doludur. Görüntü anlamında çok güzel olduğu kadar konuşmalar ve diyalogları ile de sıkmadan çok iyi hikayeyi aktarır. Verdiği mesajlarla daha da keyifli izlenim sunar.

Harakiri (1962) Spoilerlı İnceleme

Masaki Kobayashi’den cidden görüntü olarak da hikaye olarak da beğendiğim bu filmini yazmak istiyorum. Estetik görünümü, kompozisyonu ve keyifli bir hikayesi var. Bir savaş sonrası samurayların artık o kadar dikkate alınmadığından dolayı geçim sıkıntılarıyla başlayan etik anlamda kararsızlığımızla olaylara baktığımız yapım.

Tsugumo Hanshiro (Tatsuya Nakadai) adında bir samuray hanedanlığının yıkılmasından sonra fakirleşmiştir ve böyle bir hayatı samuraylık onuruna uygun görmediği için harakiri yapmaya karar verir. Bir klanın kapısının çalar ve “ronin” topraklarında yani oranın bahçesinde yapmak istediğini söyler. Klandakiler artık birçok samurayın bu yolla dolaylı yoldan para dilendiklerini anlatır ve yakın zamanlarda gelmiş başka bir samurayın acı bir hikayesini anlatırlar. O samuray harakiri için klan tarafından zorlanmıştır ve de ucuz bambu kılıçlarıyla yapmak zorunda kalmıştır. Bu anlatılana rağmen harakiri yapmaya kararlıdır Tsugumo. İşte bu harakirinin yapılacağı mekan hazırlanır, tören için o klandaki insanlar toplanır. Harakiri yapılırken en son işi bilen bir yardımcı kafayı kesmesi lazımdır. Tsugumo, o klandan birisinin ismini söyler ama o adam o gün hasta olduğundan gelmemiştir. Bu üzerine birini yollarlar eğer gelebiliyorsa yardım etsin diye. Onu beklerken Tsugumo zaman dolsun diye anılarını anlatmak ister. Anılarında kendisinden önce bambu ile harakiri yapmak zorunda kalmış samurayı tanıdığını hem arkadaşının oğlu olduğunu hem de damadı olduğunu anlatır. İşte savaştan sonra fakirleşmelerini, kızını, bebek torununu falan anlatır. En sonunda torunun iyice hasta olduğunu damadının para bulmaya gittiğini geldiğinde ise onların klanı tarafından harakiri yapılmış halde getirilmesini anlatır. Damadının ölümünden bir kaç gün sonra torunu ondan da bir kaç gün sonra kızı ölür. Hikayenin buradan sonrasında hasta adamın durumunun hiç iyi olmadığını ondan törende harakiri yardımcısı olamayacağını bildirmek için geri dönmüştür messenger. Bunun üzerine Tsugumo başka birisinin ismini söyler o da hasta çıkar sonra başka bir isim söyler o da hasta çıkar. Bu işte bir gariplik olduğunu anlayan klan lideri biraz şüphelenir ve adamın harakiriyi yapması için zorlamaya başlar. Bu zorlamalara karşı sakince karşı gelerek anlatacağı şeyin çok az bir kısmının kaldığını onu da anlattıktan sonra klan liderinin istediği kişiyi yardımcı olarak kabul edeceğini söyler. Hikayenin bu kısmında hasta olan bu adamlar aslında damadının ölümünün de büyük sorumluluğu olan kişilerdir. Ve Tsugumo hepsi ile ayrı ayrı ilgilenmiştir. Kimonosundan önce 2 tane saç topuzunu çıkarıp ortaya atar. Sonrasında merak etmeyin adamları öldürmedim ama aynı derece onurlarını kırıcak şekilde sadece saç topuzlarını kestim der. Hikayesinde onlarla nasıl kapıştığını falan anlatır ekranda da güzel sahnelerle bunları görürüz. Bu iki adamı biraz gafil avlamıştır ama son adamla düello yapmıştır. Bu düello kısmının çekildiği yer aşırı güzel bir konum ve etkileyici. Bu düelloyu da anlattıktan sonra onun da saç topuzunu ortaya atar. Aslında adamlar hasta olduklarından evde değillerdir hepsi utançlarından çıkamamaktadırlar. Tsugumo ise zaten oraya harakiri yapmaya gelmemiştir, klana bir ders vermek in oradadır. Bunun üzerine klan lideri askerlerini salar ve tek samuraya karşı olan büyük bir klanın muharebesini izleriz. Bu dövüş kısmı bana Kurosawa filmlerine kıyasla daha yavaş saldırıların olduğu izlenimi vermişti. Sonrasında bir yerde okuduğuma göre o sahnelerde gerçek bıçak ve kılıçlar kullanmışlar sanırım o yüzden biraz daha dikkatli vuruyorlar sağa sola. İşte biraz kapışmadan sonra en son bir yere sıkıştığında tüfekli askerler gelir ona ateş etmeye başlar. Ama ateş etmeden önce Tsugumo harakirisini yapmaya başlamıştı. Bundan sonra klan lideri bu utanç duyulacak olayı duyurmamak adına ölenleri ve yaralıları büyük bir hastalıktan dolayı olduğunu iletilmesini ister. Bundan önce saç topuzları kesilmiş 3 adamının da zorla harakiri yapmasını ister.

Böyle yazınca belki taraflı bir anlatım olmuş olabilir ama filmi izlerken klan tarafı da Tsugumo tarafı da haklı geliyor yaptıklarından dolayı. Bir tarafta biri samuraylığa yapılan bu saygısızlıktan dolayı bir tepki amaçlı bunları yapmıştır biri de klanların hayır işlemlerinin istismara uğraması üzere yaptığı bir mesajdır. Siyah beyaz bu filmin her karesi bir fotoğraf gibi bu etik değerleri yakalamıştır. Kamera açılarını çok doğru kullanmıştır yönetmen nerede nasıl bir duygu vermesi gerekiyorsa öyle bir konumdadır. Büyük önemli bir film olduğu aldığı ödüllerle de gösterilmiştir. Japon hükümeti tarafından bir sanatçıya verilebilecek en büyük ödül olan Yükselen Güneş Nişanının da sahibidir.

Hayalet Hikayeleri: Kwaidan (1964)

Masaki Kobayashi gibi yine Japonya’nın önemli bir yönetmenin elinden çıkmış, Lafcadio Hearn’nın “Kwaidan” adlı kitabındaki 4 öyküyü uyarlamıştır. Bunlar Japon kültüründe bayağı boy gösteren hayalet hikayeleridir. Yazarımız da zaten sonradan Japon vatandaşı olan birisi, o yüzden dıştan iyi gözlem yapılmış ve duruma oturmuş hikayelerdir. Her ne kadar yavaş bir film olsa bile içindeki gizem ve yanılsama izlemeye yetiyor. Hayalet filmi ama korkudan ziyade merakla izlenebilecek bir film.

Öykücülüğü iyi olduğu kadar sanatsal anlamda da gözü iyi doyuran bir filmdir. Eski filmlerde en çok sevdiğim kısım bazı effectleri yapış tarzları çünkü teknoloji veya bilgisayarlar yok, mekanik anlamda işlerini yapıyorlar ve cidden başarılı oluyorlar. Fantastik bir alemde olaylar döndüğünden gökyüzünü boyamışlar ama ışık ve renklerle bu durum izleyiciye o kadar da batmıyor. Hatta değişen bir renk paletiyle insanı büyülemektedir. Onun dışında hayaletlerin yeri geldiğinde transparan oluşu da çok iyi yapılmıştır. Bir de tüm bu çekimleri ufak bir hangar gibi bir stüdyoda yaptıklarını unutmamak lazım. Döneminin teknik imkanlarına göre aşırı başarılı bir film. Bana göre tek bir sıkıntı var yanlış hatırlamıyorsam 300 küsür geminin olduğu bir savaş sahnesidir. Doğal olarak az kaynaklardan dolayı ufak sallarla çekilmiştir. Ama ben olsam ufak salları değil de bir veya iki büyükçe gemiyle çeşitli çekim oynamalarıyla yapardım. Gemi diyorum da tam gemi olmasına da gerek yok bazı açılardan öyleymiş gibi gözükse de yeter. Bir de büyük bir tabloda savaşın çizimlerini gösteriyor arada zaten. Bu çizimlere daha çok odak verip belli önemli kısımları canlandırılabilirdi. Tabii yine de o kadar güzel olmayabilirdi. O kısma rağmen aşırı güzel çekilmiştir sadece kendimce bir görüş yazdım.

4 hikaye, 4 farklı mevsim, 4 farklı renk ve 4 farklı duygu. İlk hikaye pişmanlığı konu alıyor, mevki alabilmek amaçlı eşini terk edip başka bir kadınla evlenen kocasının pişman olup affedilmek istese bile bir azap çekmektedir. İkinci öykü ihaneti ele alıyor en sevdiğim hikaye budur filmdeki. Fırtınada yakalanmış genç ve ihtiyar adamın Kar Kadını adlı bir ruh ile öldürülecektir ama kadın genç olanı yakışıklı olduğundan öldürmüyor ama birilerine orada olanları anlatırsa öldürceğini söylüyor. Aradan yıllar geçip şans eseri karşına gelen bir kadınla evlenen adamımız bir gün eşine olanları anlatır. Bu anda ise eşinin aslında Karlar Kadını olduğunu öğrenir. Ama bu sefer de ruh adamın hayatını çocuklarının hatrına bağışlar. Üçüncü hikaye yalnızlığı anlatıyor, bir manastırda gözleri görmeyen bir müzisyen var. O kadar güzel çalıyor ki bir Samuray hayalet onu soylu bir hayalete çalması için götürür. Ondan sonra ise garip şeyler olucaktır. Dördüncü hikaye çaresizliği anlatıyor, içtiği kapta yüzler gören bir muhafızın aklını yitirmesi ile sonlanır. Öyküleri uzun uzun dolu dolu anlatır, bu kimisi için aceleye getirmeden, ölçülü bir anlatımdır kimisine göre de tam tersi. Üç saatlik versiyonun yanında kısa hali de var sanırım ama kısa halinde bir hikayenin olmadığı söyleniyor. Siz yine de uzun halini izleyin.