Loki (2021) Bölüm 3 İnceleme

Diğer iki bölüme kıyasla daha da sevdiğim bir bölüm oldu. Dizinin seyir keyfi giderek daha da artıyor. Sylvia (Kadın Loki) ile Loki’mizin birebir muhabbet ve savaşlarını izlemek ayrı güzeldi. Bu bölüm ana hikaye odaklı değil de hapsoldukları kaos ortamı gezegende kurtulmaya yönelik geçen bir bölümdü. Karakterleri daha iyi anlamak ve tanımak adına ilerlendi. İyi hoş bir bölümdü.

Bölüm sonrasında Twitter’da gezerken Loki’nin yönetmeninin bir açıklamasını gördüm. Owen Wilson’ın ikonikleşmiş “wow” demesini bu dizide koymamışlar. Owen’i görünce kesin wow der gibi bir beklentiniz varsa umutlanmayın 😦

Loki (2021) Bölüm 1 ve 2 İnceleme

Marvel filmlerinin hepsine hakim değilim ama birçoğunu izledim diyebilirim. Genelde bu tarz süper kahraman yapımlarında mantık baya esnek bir hal alıyor. Yazarlar ve yapımcılar evreni istedikleri veya gerektiği zaman genişletip daraltabiliyor. Bu baya izlemeyi sevmediğim bir durum ama çok kafa yormazsanız aşırı zevkli filmler oldukları aşikar.

Dediğim gibi her Marvel içeriğini tüketen bir insan değilim ve bundan önce en son Infinity War’u izledim. Şimdi de Loki ile devam ediyorum. Loki’de de dediğim gibi evreni esnetme veya değiştirme yoluna gittiklerini gördüm. Zamanın yöneticileri önceden ne kadar vardı ya da yoktu bilmiyorum. Normal insanların üstünde süper kahramanlar onların üstünde yine daha güçlü kahramanlar(tanrılar), onların üstünde gene tanrılar gibi bir katmanlar silsilesi olduğu kesin. Böyle işlerin içine girildiğinde çıkılması zor hale gelebiliyor ama Marvel heralde bunun en iyi yapan firma ki bu kadar sevilebiliyor ve izlenebiliyor. Evren genişletilmesi olarak bakıldığında çok iyi yapıyorlar. Ama ben her seferinde bunları takip etmeyi sevmiyorum. Her şeyin bir kanunu nizamı olamlı gibi geliyor. Her neyse bunlar benim şahsi meselelerim. Diziye gelirsek hem bu anlattıklarımı göze almış hem de zaman yolculuğu gibi zorlayıcı bir konuya da el atmışlar. Bu ikisi cidden dikkatli oynanması gereken meseleler yoksa saçma bir son olur. Şu iki bölüme baktığımızda dizi bu zaman yolculuğu meselesini de gayet iyi halledeceğe benziyor. Konuya biraz daha orginal hava katmışlar. Bu yüzden şuanlık güzel buluyorum. Loki’nin zamanda karmaşa yaratan kendisini araması falan izlenebilirliği yüksek şekilde ortaya konulmuş. Bulduğu kendisinin de şuanki halinin kadın versiyonu olması da meraklandırıcıydı.

Sırf bu diziye Loki’yi yani Tom Hiddleston’ı izlemek için başladım ve gayet iyi bir senaryo buldum. Loki karakterinin tüm ilgi çekici kısmı Tom Hiddleston olması ile çok ileri bir seviyeye çıkıyor. Çok iyi oyuncu gerçekten.

Marvel’cıysanız zaten hemen izlemişsinizdir ama eğer benim gibi çat pat bilen bir insansanız da izlemenizi zorlaştırıcak kısımlar az. Sinematik ve çekim olarak da çok yerinde bir dizidir. Yapanlar zaten kaç yıldır bu sektörde iyice elleri alışmış.

Dostum bu çok iyi // Invincible 1. Sezon İnceleme

Normalde süper kahraman filmlerini o kadar da severek izlemem çünkü yarattıkları evrende bir takım tutarsızlıklar olduğunu düşünürüm. Bu durum günümüzde daha az bir problem olmasına karşın hala bir takım ön yargılarım oluyordu. Marvel’ın filmlerinin de hepsini izlemesem de çoğunu izledim. Kötü filmler değiller ama hala ön yargılarımı yıkacak konumda değillerdi. Sonrasında Amazon’un çıkardığı Invincible dizisini gördüm. Herkesin övgü noktasında olduğunu biliyordum ama beni asıl içerisine çeken kısmı çizim tarzında yatıyor oluşuydu. Eski çizgi roman gibi çizimi ile küçüklüğümde izlediğim animasyonların tadına ulaştırıcağının sinyalini verir gibiydi. Nitekim bu konuda isteğimi alırken içerik anlamında da meraklandırıcı hale ulaştırdı. İlk bölümünü izlediğim an bunun cidden iyi bir animasyon ve süper kahraman içeriği olduğunun kararını verdim ve su gibi diğer bölümleri de izledim.

Konu itibari ile liseli Mark Grayson’ın babasının gezegendeki en güçlü süper kahraman Omni-Man olduğu ve babası gibi kendisinin de bir yandan güçlerine kavuştuğu ama aynı zamanda da insani bir hayatında da sorumluluklarla dolu bir diziyi izliyoruz. Böyle bakıldığında çok normal ve klasik bir genel teması bulunuyor gibi gözüksede içerisinde bu temanın dallanıp detaylandığı ve bu detayları da çok doğal yediren bir yapım olmasıdır. İzlerken işlediği her şeyi ile hiç bir zorlama fikir veya durumu açıklama gereği duymadan veya vermek istediği mesajı göstere göstere yapmayan en hoş hali olan olması gerektiği gibi veren bir dizidir. Dizinin bu yanları dışında artık salt iyi ve salt kötünün olmadığı bir evrene geçiyoruz sanırım. Baştada dediğim gibi çok fazla süper kahraman dünyalarına hakim değilim bu diziden önce böylesini yapmış olan vardır illa ama ben bu dizide gördüğüm ve çok uygun bulduğum için aşırı beğendim.

Dizide ekstradan sevdiğim bir diğer kısmı ise aksiyonun harbi aksiyon gibi verilebilmesi oldu. Kafalarım ezilmesi, kolların kırılması oranın buranın patlaması falan izlerken değişik bir haz uyandırıyor. Bunun bu kadar iyi olduğunu ilk bölümün sonunda Süper-man’in yani Omni-man’in bir grup iyi süper kahraman resmen tek tek öldürmesi ile anladım. O an zaten hikaye anlamında da uzun süre ekranlarda pek yapılmayan bir yere gidildiğini farkettim hem de aksiyonun çok iyi anime edildiğini anladım. Cidden o kısım olmasa bile izleyip bitirirdim belki ama bu diziye böyle derecede beni bağlar mıydı bilmiyorum.

Animasyonun aksiyonu ve hikayesi dışında seslendirme ekibi ile de iyi isimlerle çalıştığını gördüm. Baş karakterimiz Steven Yuen, babası Omni-Man olarak J.K. Simmons olmak üzere kısa süreli gözükmelerine rağmen Mark Hammil’den Ezra Miller’e hatta Rick Sanchez’imiz Justin Roiland bile var. Böyle tanıdık birçok sesi duymak gereksiz bir şekilde hoşuma da gitti.

Kısacası aksiyonu ile de hikayesi ile de her şeyiyle de güzel bir dizi. Tarzı yapısı ile diğer yapımlardan aldığı şeyler belli ama bundan utanmıyorlar hatta üzerine ufak göndermelerle bir tık daha sos atıyorlar. Bu süperkahraman tarzı The Boys ile de yapıldığını duymuştum ama pek güvenemediğimden izlememiştim. Bu dizi sayesinde ona da bir şans verecek gibi duruyorum. Invincible’ı izleyin izletin.