Euphoria Special Episode İnceleme

İlk sezondan beri bayağı merakla beklediğim bir diziydi. En son Rue ve Jules’un tren garında birbirlerinden ayrıldıklarını görmüştük ve bu bölüm ile Rue ekseninde neler olup bittiğini konuştuğumuz bir bölümdü. Tamamı neredeyse konuşma ile geçmesi görmeyi hakettiğimiz bir derinliğe kavuşturdu ve bunun olmasını çok istiyordum. Bölüm boyu pancake yedikleri restoranda Ali ve Rue her konu üzerinden psikolojik olarak rahatlatan ve üzen noktalara bol bol değindiler.

Bölümün başında Rue ve Jules’un ne kadar hoş bir hayatı olmuş gibi göstererek başlasa bile bunun bir hayal olduğu çok barizdi. Uyuşturucuyu restoran tuvaletinde aldıktan sonra Ali’nin yanına geçip önce saçma sapan bahanelerle uyuşturucuya dönmenin ne kadar iyi olabileceğinden bahseden Rue sonrasında Ali’nin durumu asıl gerçekliği ile yüzüne sermesi ve bir büyük olarak çeşitli konulara girmesiyle Rue asıl kötü halini görmeye başlıyor.

Bölüm full konuşma ile geçse bile bir iki nefes alma noktası ile sıkılmıyoruz. Bunlardan biri Ali’nin sigara içmek için dışarı çıkması ile gerçekten büyük bir oksijen alıyoruz. Bu sırada da Rue’nun bir müzik açıp düşüncelere daldığı anları izlemek psikolojiyi çok iyi ele almıştır.

Sezon başlamadan önce böyle özel bir bölümle olayın alt yapısını biraz oturtmaları çok yerinde bir karar olmuş. Dizi boyunca o kadar farklı insanlar ve hayatlar da bulunuyor ki Rue’nun bu psikolojisi çok iyi işlenemeyebilirdi. Onun bu konuşmalı bölüm hem karakter anlamında bir şeyleri oturturken hem izleyiciye de duyguyu iyi aşılamıştır.

Şu çekim bana alttaki tabloyu anımsattı.
Edward Hopper, Nighthawks

Hasret Sona Erdi – Mandalorian 2. Sezon 1. Bölüm İnceleme

Bir yıl aradan sonra torunun bayram ziyaretime gelmiş gibi hissettiğim bir bölümle Mandalorian ikinci sezonuna başladı. The Child’ın (Baby Yoda) yine buruşuk ama bir o kadar tatlı yüzünü görmek mutlu etti. Bol bol minnoş tavırlarıyla yine izlemesinin en keyifli olduğu anları bize ulaştırdı.

Yeni Star Wars yapımları arasında kendisine ve evrenine en saygılı yapım olarak gördüğüm Mandalorian, bu yeni bölümünde de ufak bir macerayla hoş bir bölüm sundu. Star Wars’un asıl etkilendiği western filmleri havasında bir senaryosuyla güzel bir bölümdü. The Child’ın türünü bulma yolunda olan Mando’muzun karşısına yine yan görev diye adlandırılabilen bir sorun çıktı. Bu konuda geleneklerine duyduğu saygı ve görev ruhu ile Şerif’in giydiği mandalorian zırhını alması gerekti. Bu zırh asıl seriden de bildiğimiz Boba Fett’in giydiği zırhtır. Ufak bir western tarzı düelloya doğru giden konuşma en sonunda başka bir anlaşmaya varıyor. Kasabaya bir kum ejderhasının saldırdığını görüyoruz ve Şerif bu konuda yardım ederse zırhı vereceğinden bahsediyor. Bölümün ilerleyen safhalarında Tusken Raider’ların yardımı ile o kum ejderhasından kurtulmalarını izliyoruz.

İlk sezonun sonunda gördüğümüz o siyah ışın kılıcı ve The Child’ın türünü bulma konusunda bir gelişmenin olmadığı ama ilk sezondaki Mandalorian havasında her bölümde ayrı bir problemle karşılaşıp onunla uğraşılan bir bölümdü. Başta saydığın konularda bir gelişme bekleyenler için iyi bir haber olmasa bile genel itibariyle seriye uygun bir bölümdü. Biraz daha yeni gördüğümüz karakterlerin derinlemesine inen, Boba Fett’in zırhının akıbeti hakkında bir detaya girilmiştir. Ama şaşırtıcı bir şekilde Boba Fett’i de son sahnede gösterdiler. Filmlerde Sarlacc çukuruna düştüğünü gördüğümüz Boba Fett canlı bir halde görülüyor ve bu da aklımıza bir takım sorular ve meraklar saplıyor. Büyük ihtimaller Mando ile Fett’in karşılaşmasını göreceğiz bu sezon içerisinde ama nasıl olur bilmiyoruz ve nasıl bir gelişim gösterilir emin değilim. Bunun dışında sıkıcı bir bölüm olmamakla beraber sezonun ilk bölümüne yakışır güzel bir bölümdü.

Raised by Wolves (2020) İlk Sezon Genel Bir İnceleme

Önceki yazımda ilk 3 bölümü üzerinden bir giriş yapmıştık ve her bölümü çıkar çıkmaz izlediğim ve sonrasında değişik tatlar aldığım bir dizi oldu. Her bölümde bir karakter iyi mi kötü mü ya da favori karakterim hangisi diye düşünmekle geçti. Ama neticede hiçbir sonuca ulaşamadım. Her karakter yeri geldiğinde hoşuma giden şeyler yaparken gördüm yeri geldiğinde kızdığım hallerdeydiler. Bunu kötü bir şey olarak düşünmüyorum, bu aslında hoşuma giden bir karakter oluşum şekli. Asla tam iyi ve kötünün olmadığı, siyah ve beyaz şeklinde ayrılmadığı herkesin gri olduğu insanlar bende her zaman daha kolay bağ kurduruyor. Bir de bu griliği doğru zeminde oturtmak lazım, saçma kalmaması lazım. Ve bu dizi bence bunu başarmış. Oyunculukları genel anlamda iyi zaten hikaye ve senaryo da güzel olunca hoşuma gide gide izledim. Sadece ilk bölümlerde Anne karakterine ısınamamıştım oyunculuğu da bazen abartı gibi duruyordu ama sezon bitimine doğru alıştım.

Hikaye anlamında ise mistik durumlarla teknolojinin birleştiği her bölüm ayrı bir heyecan ve gerilimi yansıttığı bir diziydi. İzlerken hep başka yapımlardan tatlar aldığımı söylemiştim bu yeni bölümlerde de oldu ama original bir hikaye hep sundu. Bu tat alma olayı biraz ambiyans ve temadan dolayı olmalı. Dizi teknoloji ile mistik ögeleri, insanla androidleri birleştiren yapısı olduğundan bahsettik. Yine bu bölümlerde bolca dini anlamda önemli olaylara göndermeler de yapıldı. Androidlerin yaratıcısını gördük, bunu ben bu sezon içinde beklemiyordum. Androidler ve o evrendeki olmuş önemli konular hakkında daha çok bilgiler öğrendik. Ama ben bu gezegenden aşırı derecede sıkıldım. Ya hep bahsettikleri gezegenin diğer tarafındaki tropikal kısmına geçmelerini ya da diğer gezegenler ve insanlar hakkında da bir takım olaylar izlemek isterdim. İkinci sezonun çekim garantisini aldı zaten bu yönde gelişmeler olacaktır. Sabırsızlıkla bekliyorum.

Upload (2020) İlk Bölüm İnceleme

Amazon Prime’da yayınlanmaya başlamış bilim kurgu tarzındaki bu diziyi izlemeye başladım ve pek beğenmediğimi şimdiden farkettim. Senaryo çok zorlama popüler kültür ögeleriyle dolu ve çok rahatsız ediciler. The Office ve Parks and Recreation gibi komedi dizilerin yaratıcısı Greg Daniels’ın kaleminden çıkmış ama hoşuma giden bir hikayesi olmadı. Kısaca konusu, yakın geleceği ele almaya çalışmış ve sanal gerçeklik hizmeti veren bir şirkette bir tane müşteri temsilcisi gibi bir kadın var. Biraz eğlencesine düşkün genç bir adamın ölmesi sonucu adamı sanal gerçeklikteki cennete koyuyorlar. Kadın adama yardım ediyor oradaki hayatına alışması için falan. Oyunculuklar için çok iyi diyemem ama bunda senaryonun da etkisi olabilir. Senaryo absürt olmak istemiş ama biraz daha gerçekçiliği içeriğine alabilirdi. Absürtlükle komedi yapmak istiyor ama komik de gelmedi. Bir çok uygulama ve teknolojiye gönderme yapmaya çalışmış ama zaten bunları bolca izledik biraz daha originallik bekliyordum açıkçası. Birçok insanın ilgisini çekmiş olmalı ki 2. sezon için onay almış durumda. Benim hoşuma gitmedi ama şans vermek isteyenler bir bakabilir. İlk bölümü 40 küsür dakika ama diğer bölümler sanırsam 20 küsür dakikaya iniyor. Severseniz hemen izlersiniz zaten.

Tales From the Loop (2020) Spoilersız İnceleme

Amazon Prime’ın, Türkiye’ye aşırı makul bir fiyatla girmesi ile içeriklerine daha kolay bir şekilde ulaşır olduk. İçerik olarak güzel yapımlara sahip olduğu gibi yeni yeni içerikleri de yolda olan bu servis için 8₺ aşırı iyi bir fiyat. Neyse sağda solda gördüğüm bu diziye başlama kararı aldım. İlginç bir bilim kurgu dizisi ama ilk bölümleri ağır ilerliyordu. Dizinin her bölümünde aynı kasabadaki farklı farklı hikayeleri anlatıyor ama hepsinin ortak bir bağlantısının olduğunu farkediyoruz. Hikayeler dramı da bilim kurguyu da iyi taşıyacak şekilde yazılmış ve oyuncular da bu işi güzel ele almışlar. Dizi, evren olarak Stranger Things’e benziyor çünkü 80ler 90lar civarı bir kasabada ilerliyor ve çocukların bir takım yaşadıklarını anlatıyor. Evren ve ortam benzese de Tales From The Loop’un kendine özgü tarzı farkediliyor. Çekimler ve görsellik güzek. Sakin yapısı ile ben böyle bölüm bölüm izleyemiyorum ama yine bu yapısı ile dinlenirken falan iyi gidebilecek türden bir dizi. Bir de aynı isim ve yapıda kitap ve bilgisayar oyunu da mevcutmuş.

Raised by Wolves İlk 3 Bölüm İnceleme

Alien ve Blade Runner‘dan bildiğimiz Ridley Scott yapımcılığı ve yönetmenliğinde HBO’da yayına yeni bir ile karşılaştık. Bu dizide de yine robotların Androidlerin olduğu yüksek dozda bir bilim kurgu görüyoruz. Bu yeni dikkat çeken evrende olayları izlemek yine aşırı derece heyecan verici. Daha ilk üç bölümü yayında olan diziyi tek solukta izledim. Eğer bu tarz seviyorsanız garanti hoşunuza gidecektir. Yarattığı ortamla diğer benzer filmlerin tatlarını aldığınızı hissediyorsunuz.

İçerisinde robotların anne ve babalık konumunda bulunduğu çeşitli din savaşlarının da döndüğü bu evrende hoş meraklandırıcı ilk bölümüyle anında beni içerisine aldı. Kepler 22b adındaki bir gezegene iki android ve 12 donmuş embriyo çarpar. Din savaşlarının ve yıkım sonrası yaratıcıları tarafından oraya gönderilmişlerdir ve görevleri çocukları yetiştirmektir. 6 embriyodan çocuklar doğar ve gezegende çiftçilik gibi işler yaparak yaşarlar. Çocuklar büyüdükçe gezegen şartları ve ebeveynlerinden kusurlarından ötürü 5’i ölür sadece en son doğan Campion kalır. Bunun üzerine Baba tek kalan çocukla bir nesil ilerleyemeyaceğini bildiğinden aşırı dine bağlı olan düşmanların yani insanlara sinyal göndermek ister. Buna karşı çıkan Anne ise kendini kaybetmiş gibi Baba’yı öldürür. Ne olduğu bilmeyen çocuk bu garipliği sezerek sinyal gönderir. Bir takım insanlar gelir ve çocuğu götürmeye çalışır. Bunun üzerine annelik hali kadın herkesi değişik çığlığı ile öldüre öldüre gider. Uzay gemilerine ulaşır ve orada da çoğu kişiyi öldürüp gemiyi gezegene çarptırır ama 5 tane çocuk alır gemiden. Bir de öldürdüğü Androidlerin organlarını kendi parçalarını tamir etmek için kullanabiliyorlar. Bu parçalarla kendisin gözlerini yeniler ve öldürdüğü Baba’yı yeniden hayata döndürür. Bu yeni çocuklarla artık yaşamaya başlarlar. Çocuklar işte yine Androidlerin tam tersi şekilde dinlerine bağlıdırlar. Kendi oğulları da zaten yetişirken bir tanrıya inanmak istiyordu. Bu yeni çocuklarla daha fazla bu yola düşecek gibi. Bir de Anne’nin o halini gördükten sonra pek bir inancı kalmamıştır ona. Baba ise şüphecidir ama Anne’ye yine de güvenmek ister. Bir de Generalin bir tanesi öldürülmekten kaçmıştı onu da sonra düşen gemiden hayatta kalanlar bulur. Dizide bir de generalin geçmişinden de olayları görürüz ve de görmeye de devam edeceğiz sanırım. Hikaye temel anlamda böyle. Heyecanla yeni bölümleri bekliyorum. İzlerken ikilemlerde kaldığınız hangi tarafın daha doğru olduğunu bilemediğiniz anları yaşamak çok güzel. Anne’nin yaptıkları doğru mu yoksa değil mi? Çocuklara ne olacak? General ve ekibi nasıl bir kurtuluşa ulaşacak? Böyle çılgın bir Anne android karşısında nasıl bir taktik izleyecekle?

Dizi karanlık olduğu kadar depresif bir renk tonuna da sahip. Hiç canlı ve renkli sahneleri yok. Bu gözü yorsa da ambiyansı yansıtıyor. Oyunculukları cidden iyi. Campion’a direkt ısınıyor kanınız. Androidlerin de robotumsu hallerine insani duyguları güzel bir kat olarak yerleştirmişler. Anne robotun anne duyguları, Baba robotun da şakalarıyla aile kavramı kuruluyor ama her neticede de onların robot olduğunu hissetmek bir arafta bırakıyor. Bu arafı hissettirmesi çok önemli bir detay. HBO kalitesinde güzel bir dizi tarzı sevenler hemen başlasın.

Yeni Rick and Morty mi geliyor? – Solar Opposites İnceleme

Solar Opposites, başlıktan da belli olduğu gibi yine Rick and Morty yapımcılarının elinden çıkmış bir animasyon dizi. Çizimleriyle de esprileriyle de benzer havası var. Ya bu diziyi biraz şöyle tanıtmak daha doğru olur, Rick and Morty yapılırken ya da yapılmadan önce bir takım fikirler varmış, bazıları yapılmış bazıları yedeğe alınmıştır büyük ihtimalle. Bu dizi işte o yapılmamış fikirlerden oluşturulmuş gibi. Yani bence güzel olmuş, tatlı bir yan dizi gibi izlenebilir. Fikirler kötü değil rafta çürüyüp kalmasın diye en mantıklı şekilde değerlendirmişlerdir. Yani benzer olduğunu söyledim ama kendi şahsiyeti olan kendisinin farkını yansıtabilen tarafları da var. Bunlar tabii ki daha tek sezon olduğundan tam oturmamıştır ilerleyen sezonlarda daha gelişeceğine inanıyorum. Rick and Morty kadar iyi olduğunu düşünmüyorum ama kendim açımdan Rick and Morty’nin 4. Sezonundan daha güzel olduğunu söyleyebilirim. 70 bölümü garantiledikten sonra biraz Rick and Morty’de bir kalite düşüklüğü, aynı veya benzer şakaların döndüğü bölümler gördüm. Biraz bu hayal kırıklığın üzerine hafif original bir yan yapımlarını görmek hoşuma gitti.

Bir uzaylı ailemiz var bunlar kendi gezegenlerinde olan bir meteor düşmesi sonucu Dünya’da yaşamaya başlıyorlar. Aile diyorum da biyolojik anlamda aile değiller. Meteor düşmesi öncesi bu uzaylıları duruma göre gemilere ayırmışlar. İşte hafif dışlanmalarıyla, sevilmemeleriyle bu dünyadaki yeni hayatlarında teknolojik aletlerini zekalarını bazen salaklıklarını kullandıkları bir durumdalar. Rick kadar zekice hareket etmiyorlar tabii daha sade uzaylılar bunlar. Bu sadelikleriyle biraz hem empati kurabildiğin kısımları olduğu gibi hem de zeka açıcı yanları bulunuyor yine de. Diyorsun ki harbi şöyle bir olay olsa tam böyle davranılırdı. İşte ana hikaye bu aile içindeki karakterlerle ayrı ayrı etraflarında dönüyor bir de yan bir hikaye var ama bunu çok konuşmak doğru olmaz dizide en sevdiğim detaylardan biridir. Bu yan hikaye 7. Bölümle birlikte beni aşırı tatmin etmiştir. Yazıyı yazmadan birkaç başka insanların yorumlarını da okudum, genelde bu bölüme yönelik ayrı bir sevgi var bu belli. Bu bölümle diyorsun ki potansiyel var bu dizide de. Bu dizide Rick kadar bir zeki karakter yok demiştim böyle bir karakter koymamalarına aşırı sevindim. Çünkü Korvo diye karakter var Rick gibi o da karamsar ve en azından o ailedeki en zeki adam diyebiliriz ve ilk bölümde ilk gördüğümde dedim ki sakın aynı mantık bunu da aynı düzey yapmayın ne olur dedim. Allah’tan öyle olmadı Korvo zeki olsa bile ya da kendisini öyle sansa bile o kadar Rick seviyesinde değil. Bu iyi bir şey yöntem tuttu diyerek sömürmeye gerek yok, böyle yeni bir tarz karakter görmemiz gerektiğini farkında olmaları güzel bir şey. Onun dışında aynı evrende oldukları belli, bir gün crossover bölüm gelecektir. Original tarafları var geliştikçe daha tatlı heyecanlı şeyler görürüz gibi hissediyorum.