The Bad Batch Bölüm 9 İnceleme

Heyecan dorukta! Omega’ya nolacak? Bizimkiler onu kurtadı mı? Cad Bane kime çalışıyor? Fennec yine mi geldi? Noluyor? Hepsi bu bölümde cevap buldu.

Evet cidden bölüm mükemmeldi. Daha ne kadar iyi olabilir bilmiyorum. Omega’nın neden bu kadar talep edilen bir hedef olduğu iyice açığa kavuştu. Omega aynı Boba Fett gibi Jango Fett’in temiz DNA’sına sahip olan bir klonmuş. Bu eşsiz özelliği ile Kamino klonculuk şirketi için bayağı değerli oluyormuş. Çok mantıklı ve iyi olması dışında Baby Yoda senaryosuna yine bu kadar yaklaşılması biraz garip hissettirdi. Bu dizi resmen Mandalorian’ın alternatif versiyonu gibi çok farklı yerden benzeşip duruyorlar. Ama bunun dışında işlerini çok iyi yapıp yine eşsiz bir dizi sunabiliyorlar. Son üçleme Star Wars’lar gibi uyduruk kalmıyor en azından. En önemlisi de bu. Bu bölümde hem Cad Bane hem de Fennec kızımız Omega’yı aynı amaçla götürmeye çalışan iki bounty hunterdı. Birbirleri arasındaki kavgayı izlemek baya hoştu ve aksiyonu yerindeydi. İkisinin de son seviyede bir dövüşünü izledik. Omega’mız DNA’sınım hakkını veren bir zekayla yine kendisini kurtardı. Bakalım diğer bölüm nasıl olacak.

Bölümlerin tüplerin içerisinde bazı canlı organizmaları gördük. Onların ne olduğunu tam çıkaramadım ama ilerleyen bölüm veya dizilerde bir anlamı olur mu merak ediyorum. Biraz özellikle gösterdiler gibi hissettim. Bakalım.

The Bad Batch Bölüm 7 & 8 İnceleme

Bu iki bölüm birbirinden hoş sürpriz ve olaylarla dolu bölümlerdi. Rex ve Cad Bane gibi isimleri gördük. Bunlardan önceki bölümlerde Martinez kız kardeşlerin Rex veya Ahsoka’ya bizimkileri söylediğini tahmin etmiştik zaten. Rex’i görmeyi biraz da olsa bekliyorduk. Ama Cad Bane işin asıl şaşırtan kısmı oldu. Cad Bane’i görmek hem sevindirdi hem endişelendirdi. Baya duygu karmaşalı bir bölümdü.

Yedinci bölümde dostlarımız kafalarının içindeki çipten kurtuldu. Bu işte Rex’in büyük yardımı var. Çip beyinlerindeyken baya gerilimli sahneler yaşandı. Sekizinci bölüm ile çipleri çıkardıkları hurdalıktaki savaş gemisine yerleri belli olduğundan imparatorluk askerleri geldi. Crosshair doğal olarak askerlerin başındaydı. Ondan gizlenmeye ve kurtulmaya çalıştıkları bie bölüm oldu. Geminin motorunda sıkışıp kalmaları baya hoşuma giden heyecanlı anlardan biriydi. Sonrasında kurtulduklarını düşündüğümüz sırada Cad Bane resmen Hunter ile bir western usulünde bir düelloya tutuştu. Böylelikle küçük kızımız Omega ele geçirilmiş oldu. Baya heyecanı ve meraklandırıcı bölümlerdi. Bakalım neler olacak

Hikayesel anlamda iyi oldukları gibi animasyon anlamında ve sinamatik anlamda da aşırı iyi bir dizi bu. Işık ve açıyı o kadar iyi ayarlayıp önümüze sunmuşlar ki nereye giderlerse gitsinler ayrı bir seyir keyfi veriyor. Hele sekizinci bölümün sonunda Hunter’ın bakış açısından hafif baygın gemiye bindirilmesi falan baya savaş oyunlarından sevdiğimiz bir çekim türü. Baya şüphelenerek başladığımız bu dizinin bu kadar iyi olması beni hep mutlu ediyor.

The Bad Batch: Bölüm 5 & 6 İnceleme

Git gide bu dizinin havasını ve kendi tarzını beğenmem iyice artıyor. Mandalorian’a benzer mi benzemez mi gibi tartışmaları çok yaptık. Ne kadar benzeyen yerleri de olsa benzemeyen yerleri de olsa bu dizi özel bir yer edindi. Bu yeni iki bölümde de karakterlerimiz biraz daha bounty hunter kimliğine daha çok bürünür olmaya başladılar. Sonuçta ordudan ayrıldılar ve kaçak askerler. Hem bir yandan yakalanmamaya çalışırken bir yandan da geçimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Tüm bunlar dizide çok doğal ve mantıklı veriliyor. Onun dışında Omega’yı eğitmek, ona yeni şeyler öğretmek ve onun zeka ve becerilerini de izlemek aşırı eğlenceli. Omega 5. bölümde bir tane ışın yayı diyebileceğimiz bir silaha sahip oldu ve 6. bölüm ile onunla yeteneklerini artırmaya başladığını gördük. Her ne kadar doğuştan bir asker olmasa bile zamanla o kadar askerin içerisinde onlar gibi olmaya başlayacaktır. Tüm bunları izlemek ve tecrübe etmek baya hoş geliyor. Eğer bir gün gelecekte geçen bir Star Wars dizisi veya animasyonu yaparlarsa Omega’yı yine bol bol göreceğizdir. Bu tarz yerlerde kendisini eğitip ilerde ne amaç uğruna olursa olsun çalıştığını bölümler veya diziler gelir. Tabii bu bir 5 yıl sonrasında olacak yapımlarda geçerli olur sanırım. Disney hepimizin bildiği gibi elinde bulundurduğu stüdyo ve yapımları iyice inek gibi sağıyor ve sağmaya da devam edecek. Mandalorian ve Bad Batch kalitesinde şeyler olduğu sürece bundan bir sıkıntımızın olacağını sanmıyorum.

Omega in a scene from “STAR WARS: THE BAD BATCH”, exclusively on Disney+. © 2021 Lucasfilm Ltd. & ™. All Rights Reserved.

Bu iki bölümde de çok ana hikaye gidilen bölümler değildi ama bence baya güzel bölümlerdi. Cid tarafından onlara verilen bir takım görevleri yerine getirdiler. Clone Wars’tan tanıdığımız Martinez kız kardeşleri gördük. Her ne kadar nostalji gibi gelse de ben bu karakterleri hiç sevmiyorum. Zaten en sonunda bizimkiler hakkında bilgileri görmediğimiz birine sattılar. Kötü biri olduğu tahmin edilse de kötü biri çıkmama olasılığı var. Belki de Ashoka veya Rex gibi biridir ve onlar da bu tarz clone’ların emirlere itaat etmekten kaçtıklarını öğrenmişlerdir. Bu ekibi de kendilerine katmak istiyor olabilirler. Benim aklıma hemen bu tarz bir plot ile bizi şaşırtabilecekleri geldi. Abla Martinez’in ne kadar bencil ve dolandırıcı huylu biri olduğunu bildiğimiz için bizi oradan vurmaya çalıştılar gibi geliyor. Yoksa kardeş Martinez bunu engellemeye çalışırdı. Her iki olasılıkta beni şaşırtmayacaktır onun için bekleyip görücez.

The Bad Batch Bölüm 3 & 4 İnceleme

Her bölüm 20 dakika olduğundan böyle biriktirerek izlemek daha doyurucu olabiliyor. Diğer türlü tam tadı yarıda kalmış gibi geliyor. Gerçi böyle bile hala Star Wars’a doymamış gibiyim. Hatırlarsanız ilk bölüm için çok çocuksu olmuş demiştim. Ama sonrasında ikinci bölüm ile bundan birazcık uzaklaşmışladı. Şuan 3 ve 4 ile tam Clone Wars tadında olduklarını açık bir şekilde söyleyebilirim. Hatta 3. bölümü dizinin tamamı ile karşılaştırınca daha karanlık bir bölüm olarak duruyor. Bunları göz önüne alınca diziye karşı kaybolmuş umudum hafiften yeşerir gibi oldu. Güzel keyifli bölümlerdi.

Şuan galakside düzgün bir hayat kurmaya çalışıyorlar ve bir yandan da hiç bilmedikleri babalık deneyimini kavramaya çalışıyorlar. Özellikle Wrecker ve Hunter bu yönü ile öne çıkıyor. Diğer ikili daha çok teknik işlerde yoğunlar. Bir yandan Omega’nın da becerilerini diğerlerine sunması ve kendini kanıtlaması da hoş. Bu baba kız temasıyla Mandalorian’a çok mu benzer acaba gibi düşüncelerimiz vardı ama bu konuda da bizi mutlu edecek şekilde yanıltıyorlar. Grogu daha çok özelliklerini saklamayı öğrenmiş hafif çekingen tatlı bir bebek iken Omega yaşının ve durumunun farkı sebebiyle daha çok kendisini ön plana atıyor. Bu farklı yanı seyretmesi güzel. Onun dışında bölüm 4’te Fennec Shand’ı görmemiz ile Mandalorian’da sevdiğimiz bounty hunterımızın ekibe zorluk çıkartması da hafiften bize ikilem sunuyor. Sadece kötü veya iyi diye tanımlamadan farklı motivasyonları olan karakterler görmek benim baya sevdiğim bir durum. Olaya ve dünyaya daha çok gerçekçilik katıyor. Her ne kadar yeni ve farklı dizi olsa bile Dave Filoni bize Clone Wars’u yeniden bahşediyor diyebiliriz. Devamı olduğunu ve yine saygısını koruduğunu her geçen bölüm daha iyi anlayabiliyorum. Böyle devam ederlerse daha da mutlu oluruz.

The Bad Batch 2.Bölüm İnceleme

İlk bölüm sonrası dizinin fazla çocuksu olduğunu hissetmiştim ve bunu karşılaştırmak adına Clone Wars’un son sezonunu yeniden izledim. Sonuç olarak gördüm ki Disney bu diziyi çıkarırken bu noktayı artıralımı harbiden demiş. Bu biraz yaşını almış Star Wars hayranları için dezavantaj olsa bile çok umursamamız gereken bir durum da aynı zamanda. Bunları dememe rağmen ikinci bölüm ile o aşırı çocuksuluğun hiçbirini görmedim. Gerçi bu bölüm 26 dakikaydı böyle tam bir doygunluk bile yaşamadığı gibi bu detayı sa bariz göstericek tarafı yoktu. Fakat bu bölümden ilk çıkan bölüme kıyasla daha çok zevk aldım hemen diğer bölüm gelse de tüketsem diye bekledim. Hele bundan önce Clone Wars’un bir sezonunu çerez gibi tükettikten sonra fena canım çekti.

Hikaye olarak bir şeylerden bahsetmek gerekirse bu bölüm Rex’i bulmaya yönelik bir çabaları olacağı belliydi. Çünkü tek Rex kaldı trooper olarak beyninde çipi olmayan ve onlara yardım edebilecek. Fakat onun bu halinden haberleri yokken nasıl olucak ki diye düşünüyordum ki gittikleri kaçakçı aracılığıyla ondan bilgi aldıkları gibi çip hakkında da biraz aydınlandılar. Böyle bakıldığında pek bir şey olmadı. Kaçakçının kaçmasına yönelik çaba ve bir takım bilgilerin toplandığı bölümdü. Omega’yı o aileye bırakıp başka bir hikaye yaparlar mı acaba diye düşünüyordum ama olmadı. Keşke olsa mıydı bilmiyorum şuanlık ama Mandalorian vari bir babalık tarzını yeniden görmek ister miyiz hiç emin değilim. Çünkü gene sert asker adamın çocuk bakıcılığı ile daha yumuşak daha baba bir karakter olmasını izleyeceğiz. Tek farkları 5 tane baba ve çocuğun ergenliğe yakın bir kız olması. Bu temanın benzerliği altında ne kadar farklı bir hikaye sunucaklar merak ediyorum. Çünkü tek izlenebilir ve merak uyandırıcı kısım o kalıyor.

Star Wars: The Bad Batch (2021) İlk Bölüm İnceleme

Öncelikle may the 4th be with you herkese ve yeni Star Wars dizisi The Bad Batch ile bugüne yakışır bir gün geçirmiş olduk. Mandalorian’dan itibaren Disney’in yapacağı Star Wars işlerine olan umudumuz bir tık artmıştı ama bundaki en büyük emek Dave Filoni ve Jon Favreau’daydı. The Bad Batch de bu ikilinin zamanında yaptığı çalışmaların devamı olduğundan umudumuz daha fazlaydı ve bugün bu dizinin ilk bölümünü izledik.

Öncelikle söylemeliyim ki beklentimi karşılamadı ama kötü bir şey de izlemedim. Clone Wars’un devamı niteliğinde olduğundan özellikle küçükken aldığım tatları yine aldım. Ve zaten bu dizi de baya küçükleri hedef alarak ortaya çıktığı her sahnesinde aşırı barizdi. Bunları dert etmiyorum tabii ki ama insan yaşlandığını hatırlayınca bir garip hissediyor. Ama çıkan iş tam hedef kitlesindeki seyircilere çok kolay hitap edecek şekilde ve güzel yazılmış. İlk bölümüne bakarak söylersek bu diziyi izleyerek büyümüş bir nesil ilerde kaliteli zaman geçirdiklerini düşünüp mutlu olucaktır bundan eminim. Çünkü benim eskiden Clone Wars’tan aldığım tadın aynısı var ve o ruh çok güzel saklanıp yeniden sunulmuş. Zaten Mandalorian’a aşık olmamızın en büyük nedeni Star Wars ruhunu korumasıydı ve bu dizi de aynı insanların elinde aynı amaca hizmet ediyor.

Çok uzatmadan hikayeye gelecek olursak çok merakla bekleyeceğim bir şeyler olmadı ama keyifli bir saat geçirdim. Order 66 ile başlayıp klonlarımızı tanıtıp duruma ve olaya girişini yaptı. Klonlarımızın savaş alanlarında yaptıkları ile dizi içerisinde ilk tanışmamızı gerçekleştirdik. Şimdiden izleyenle arasında sıkı bir bağ oluşturdu. Her saniye gerilimini sıkı sıkı tutarak ilerledi. Ama neden gerilim olduğunun oluşması şuanlık çok muhim bir önemi varmış gibi gelmedi. Yine de kötü değil ama motivasyon düşürücü diyebilirim.

Kesin olarak izlenmesi gereken bir dizi olup olmadığına emin değilim ama birkaç bölüm sonra tamamen kararlaşır görüşüm. Şuan geldikçe ve vaktim oldukça izlerim gibi duruyor. Keyifli vakit geçirdiğimden beğendim.

The Hidden Fortress (1958) İnceleme

Akira Kurosawa’nın belki de başka bir dilde yeniden yapımı olmayan ama yine de birçok filme ilham olmuş bir filmidir. Özellikle Star Wars’un bu filmden baya etkilendiği kısımları görmemiz zor değildir. R2D2 ve C3PO karakterleri temelinde bu filmdeki Tahei ve Matakishi’dir. Bunun dışında tema ve anlatılan olayların benzerliği de paralel olarak gözlemlenebilir. Star Wars dışında Miyazaki’nin Princess Mononoke’sinde de bazı benzerlikleri hissetmekteyiz.

Kurosawa’nın tarzında genelde büyük oranda aksiyon ve western ögeleri içerir. Fakat bu film bu tarz aksiyondan parçalara sahip olsa bile daha çok macera ve komedi tarzında bir filmdir. Macera kısmını Prenses Yuki’nin klanının yok edilmesi ile kaçmaya çalışması ve yol üzerindeki olaylarla yaşamaktayız ama komedi unsurunu filminde merkezinde duran Tahei ve Matakishi ile almaktayız. Altın kazanma uğrunda yaptıkları salaklık ve açgözlülükler eğlenceli bir şekilde olmaktadır. Hatta Yuki ile beraber olma istekleri de zaten filmde bol bol gösteriliyor. Ne kadar bu kötü özelliklere sahip olsalar bile onlardan nefret etmiyoruz. Genelde işe yaramaz ve beceriksiz olmalarından dolayı çok ciddiye almıyor olabiliriz. Bu ikiliyi çıkardığımızda ama film çok klasik bir hikaye olarak kalıyor. Filmdeki ciddiyet bu eğlence ile birleşince çok hoş bir kontrast oluşuyor. Kurosawa hatta filmin sonuna doğru bu ciddiyet ve aksiyonu artırmıştır. Genelde Kurosawa’nın favori oyuncusu Toshiro Mifune bu kısımlarda göz önüne geliyor. Fakat filmde yine karizmatik ve önder rolde olmasına rağmen Tahei ve Matakishi kadar merkezdedir demek yanlış olur. Film bu aksiyon ve ciddiyetinden biraz mahrum gözüktüğü için çoğu kişi için Kurosawa’nın mükemmel filmlerinden biri olarak saymamaktadırlar. Farklı bir ton ve tarzı olduğundan böyle bir düşüncenin var olmasını yanlış buluyorum.

Dediğim gibi karakterlerin her biri çok özel ve çeşitliliği birleştiren yapıda. Prenses Yuki ve şiddetli sesi ile yerimizden sarsılırken Rokuotu ile olaydan kurtulmaya nasıl bir plan yapacağını merak ediyoruz. Ve tabii ki şapşal ikilimizin de bu esnada ne gibi bir problem ve eğlenceye makara olucağını bekliyoruz. Tüm bunların varlığı zaten filmin güzelliğine dokunan önemli detaylar. Bunlar varken görüntü ve görsel anlamda bir şey beklememize gerek kalmıyor desem bile o konuda da Kurosawa yapacağının fazlasını yapmıştır. Yeteri değeri görülmeyen bir film onun için izleyin, izlettirin.

Fena Duygulandım – Mandalorian 2. Sezon Final İnceleme

Bu bölümün güzelliğini hala sindiremedim ama yazmazsam olmaz bir bölümdü. Son Star Wars filmleri yani Sequeller olarak adlandırılan 7, 8 ve 9’uncu Star Wars bölümlerinden sonra markanın öldüğünü düşündüğüm bir döneme girmiştim ve tam o zamanlar Mandalorian beni bulmuştu, beni geri bu sevdaya düşürmüştü. Bu bölüm sonrası bu sevdanın doruklarına ulaştığımı, fena şekilde duygulandığını söyleyebilirim. Sezon boyunca kendisini iyi geliştirdiği ve Ahsoka Tano olsun, Bo Katan olsun diğer serilerdeki önemli insanlarla bizi yeniden birleştirmişti. Mükemmelliğine mükemmellik olarak daha ne katabilir derken bu bölümü izledim.

Önceki bölümle gemi bilgilerine ulaşan Mando’muzun ilk durağı Bo Katan’lar oldu, onlarla anlaşıp Grogu’yu kurtarma yoluna giriştiler. Ekip sayısındaki büyük artış ile güzel bir ana gemiye giriş taktiği yaptılar. Heyecanı ilk dakikasından itibaren eksik etmeden ilerledi ve ana gemi içinde daha da arttı. Mando’muz, Grogu’ya yönelirken 4’lü kadın grubumuzun hedefinde Moff Gideon vardı. Her ikisinin de aksiyon sahneleri bence en iyisinin de en iyisiydi. Mando’muzun Dark Trooper ile bol gerilimli kavgası ve hepsini uzaya salışı çok güzeldi. Diğer ekip de Moff Gideon’un aslında bulunması gereken yerde olmaması onları biraz tedirgin etti. Moff Gideon aslında Grogu’nun yanındaydı ve Mando’muz ile beraber o beskar mızrağını edindiğinden beri merakla beklediğimiz dövüşleri başladı. Çekişmeli kavganın ardından Moff Gideon esir alındı ve Bo Katan’ların oraya götürüldü. Moff Gideon ama tam bir Sith veya karanlık insan karakterinde yazılmış metni ile işleri kızıştırmaya çalıştı. Mando’muzun Dark Saber’ı Bo Katan’a uzatmasına rağmen dövüşle kazanılması gerektiğini söyleyip ikili arasında bir gerilim yaratmaya çalıştı. Bu gerilim cidden çok iyi verildi ve bir an bir şeyler ters gidecek diye bekledim. Ama beklenin tersinde başka bir yerden problem vuku etti ve o da Mando’nun uzaya saldığı Dark Trooper‘ların gemiye uçarak geri gelmeleri idi. Kapıya kadar gelip yumruklamaya başlayan Trooper’lar baya bölümü gerdi gerdiler. Zaten bu kadar kolay yok olmaları pek de mantıklı gelmemişti. İşte ne olacak ne bitecek diye beklerken bir X-wing, ana gemiye doğru yaklaştı. İçerisinde kim olduğunu pek göremesek bile Jedi olduğu belliydi. Dark Trooper‘ları tek tek egale ettiğini izlemek çok güzeldi. İzlerken bir çoğumuzun tahmin ettiği o insan en sonunda karşımıza çıktı. Ve Luke Skywalker içeriye girdi. Normalde Luke Skywalker haricinde bir Jedi’ın Grogu’ya ulaşmasını istiyor ve tahmin ediyordum ama onu görmek bende acayip derecede duygulanmamı sağladı. Grogu ilk başta onunla gitmek istemese bile Mando’nun onu ikna etmesi ile olaya biraz daha sıcak bakmaya başladı. Grogu, Mando’nun elinde iken kaskını çıkarıp onu görmek istedi bir de müzik çok duygusal ilerliyor iyice gözlerimden yaşlar geldi. Mando’muzun yüzünü açması ile bambaşka bir duyguya daha da yelken açtım. Sonrasında onu ikna edip yere koyup gitmesini beklerken R2-D2 içeri girdiği an ben daha da coştum bu bölüme. Luke Skywalker, Grogu’yu eline alıp giderken o ayrılığı izlemek çok farklı duygulara soktu. Nasıl anlatsam bilemiyorum. Çok güzel sahnelerin olduğu her türlü yerden beni etkileyen bir bölümdü.

Luke Skywalker’ı görmek beni her ne kadar mutlu etse bile bunu aslında hiç istemiyordum çünkü ilk defa asıl filmlerden uzak ama o evrende ufak bir hikaye anlatan kendi haliyle güzel bir dizi olarak görüyordum. Bunu kırmaları ve büyük bir kararla Luke’u göstermeleri cidden şaşırdığım bir şeydi ama bunun ilerleyen sezonda daha farklı ele almaya devam etmelerini hala istiyorum. Her şeye rağmen Luke’u görmek aşırı hoştu tabii.

Yeni sezonda neler olur ne biter hiç bilmiyorum. Bu Dark Saber işi nasıl olacak nasıl bir anlaşmaya varacaklar merak ediyorum. Kask takma geleneğini bile zamanla tarafların feshetmesiyle beraber buna da göz yummaları gerekli olur gibi geliyor. Moff Gideon’a ne olacak o da ayrı bir merak konusu. Her zaman tutsak kalmayıp bir yolunu bulup kaçıp yine ekibe musallat olacak bir kötü sonuçta. Bunun haricinde Ahsoka’yı gördüğümüz bölümle General Thrawn ismini işitmiştik bu yüzden onu görür müyüz ya da o mu kurtulmasına destek olur bilmiyorum. Ama Ahsoka ve Thrawn’ı da göreceğimi umuyorum. Boba Fett’in de ayrı bir dizisi geleceğini duyurdular bölümün bitişi ile onlardan ayrılıp onun maceralarını da ayrı bir dizi kapsamında izleyeceğiz. Bu da çok güzel bir haber. Ve en önemlisi Grogu’nun eğitimi ve sonraki yaşantısı hakkında neler olacak bunlar hep bilinmezlik içerisinde. Ben hala Grogu’nun kötü tarafa kaymaya müsait bir konumda olduğunu düşünüyorum. Anakin’in annesine olan sevgisi ve ondan ayrılması sonucu her şeyini kaybedeceğinden korktuğu için böyle bir yola girmişti. Bu dizide de Grogu ile Mando arasında çok büyük bir sevgi ve bağ kurdular. Bu bağ Jedi eğitimleri için çok riskli bir konumda olduğu aşikar. Bunun yanında bu bölümde Moff Gideon’un, Grogu için “Güce denge getirebilecek kadar güçlü.” ithamı ile yine Anakin tarzı bir hikayeye zemin hazırlıyor gibi geldiler. Neyse yazdıkça bitmiyor bunlar, beklemekten başka yapacağımız bir şey yok.

May the Force be with you

Mandalorian 2. Sezon 7. Bölüm İnceleme

Bu haftaki bölümün ismi “The Believer” idi ve aynı isminde olduğu gibi bize Grogu’yu bulma yolunda bir inanç verdi. Mando’nun Grogu’ya duyduğu sevgi ve onun için ne denli fedakarlık yapabileceğini izlediğimiz bir bölümdü.

Önceki bölümde hapishaneden yanına aldığı adamla Moff Gideon’un gemisinin yerini tespit etmeyi planlıyorlardı. O tutsak zaten ilk sezonda bir bölümde gördüğümü hatırlıyordum ama bu bölümün başında iyice emin oldurttular. Mandalorian’ın en sevdiğim yanı da önce gereksiz gibi göründüğü bölümlerin sonradan içini doldurabilmesi ve Star Wars için bir katman oluşturabilmesidir. Neyse ekip toplanıp en yakındaki bir İmparatorluk bilgisayarından bilgileri elde etmeyi planlıyorlar ve onun için bir gezegendeki üste girme planı yapıyorlar. Ridonium taşıyan kamyonlardaki askerlerin yerini alıp içeri girmeyi hedefliyorlar. Kıyafet değiştirdiği için tutsak adam Mando ile bol bol kafalığını çıkarması ile ilgili muhabbetlere giriyor. O muhabbetlerden çok rahat anlaşılıyor ki bölümün bir yerinde Mando’muzun yüzü yeniden gözükecek. Neyse yolda ilerlerken bir sürü korsanın saldırı girişimine maruz kalıyorlar. Bölümün en büyük aksiyon kısmını oralar kapsıyor. Sonrasından onlardan kurtulurken bir çok Storm Trooper’ın yardımını görmek bizde normalde alışmadığımız bir duyguyu yaşatıyor. İlk defa Storm Trooper’ları gördüğümüze seviniyoruz falan. İçeri giriyorlar herkes tebrik falan ediyor derken cihazı okuyacakları yerde bir teğmen gibi üst bir insanın varlığı bizimkileri rahatsız ediyor. Önce tutsak adam yüzünü okutup bilgileri alıcaktı ama o tanınırım diye yapamadı onun için Mando’muz gitti kaskını çıkarıp işi yaptı. Grogu için neredeyse bir sürü kişiye yüzünü göstermiş oldu. Bilgileri aldı tam gidicek o teğmen gelip ne ayaksın hallerinde rahatsız vericek şekilfe geliyor. Kimsin napıyorsun gibi gergin sorular karşında kalırkan tutsak gelip biraz muhabbeti kurtarıyor. Sonrasında teğmen siz ridoniumu kurtaran tek ekipsiniz gelin bir şeyler içelim yapıyor. Masada gergin muhabbetler sonrası tutsak silahı çekip vuruyor daha da dayanamayıp. Sonra herkes alarm olurken çatıdan plandaki gibi kaçıyorlar. Giderken ridoniumları da vurarak aslında tutsak güzel bir hareket yapıyor. Boba Fett çatıdan gemiyle onları alıp giderken peşlerinden gelen savaş gemilerine de sismik bombayı salarak yine görsel ve işitsel anlamda hoş bir sahneye açılıyorlar. Tutsak adamımızı da sonrasında bu iyiliği ve ridoniumu vurmasından ötürü salıyorlar. İlk sezon belki de en gıcık olduğumuz karakterin bu bölümde hoşumuza gidicek tonla hareket yapması da güzeldi.

Bu bölümde hiç Grogu’yu görmedik ve bundan da rahatsız olmadım çünkü sezonun ilk bölümlerinde resmen kızdıracak sevide gösteriyorlardı. Tatlı olduğundan okay güzel diyorduk ama ya yorulmuştuk biraz.

Önceki bölümle baya perperişan nolacağı konusunds umutsuz iken bu bölümle biraz daha umutlu olduk. Zaten bundan sonra bir bölüm kaldı Grogu’yu kurtarırlar mı emin değilim ama biraz 3. sezona heyecanlı bırakacaklardır. Kurtarılsa bile bir başka yönden korku ve bekleyiş aktarırlar. Benim düşünceme göre kurtarılmayacaktır ama sezon boyu gördüğümü diğer karakterlerle bir birleşim gibi bir bölüm olabilir ve kurtarma operasyonuna geçilebilir. Ama kurtarma başarılı gerçekleşmeyip bu olay kısmı daha gaz vericek bir şekilde bırakılabilir. Neyse 1 hafta bekleyip görücez artık.

Trajedi – Mandalorian Sezon 2 Bölüm 6 İnceleme

Bu ne güzel dolu dolu bir bölümdü ya. Her dakikasında ekrana saplanıp kaldığım ve hoş detayları olduğu gibi üzen kısımları da olan bir bölümdü. Geçen bölümün IMDb puanı 9.6 falandı en son gördüğümde bu bölüm de bir 9 rahat alır gibime geliyor.

Önceki bölümde Ahsoka’nın yönlendirmesi sonucu eski bir Jedi Temple’a yol alan ikilimizin gemideki hoş sohbeti ilerleyen dakikaları ipucu eden bir yönü vardı. Mandalorian’ımızın Grogu ile konuşması bir vedayı simgeliyordu ama bunu bir Jedi’ya teslim etme şekilde olacak gibi düşünüyordum ama Moff Gidion’ın da varlığını bilmek o konuda tedirgin eden de bir yönü vardı. Neyse gezegene inip o enerji bölgesine girdiklerinde Grogu’nun yanına bir kelebek geldi bu kelebek hatırladığım kadarıyla bir Jedi’ların mesaj yollamak amacıyla yaptığı bir yöntemdir. Ama mesajı veya Jedi’yı göremedik. Sonrasında enerji bölgesinde bir anda meditasyona geçen Grogu, belli bir güvenli alan oluşturdu. Bu sürede ne olduğunu pek anlamayan Mando’muz hemen peşlerinden bir geminin geldiğini gördü. Gelen kişi tabii önceki bölümlerde gördüğümüz Boba Fett’ten başkası değildi ve zırhını almak için gelmişti. Her ne kadar silahların çekildiği ve tehditlerin bulunduğu bir an olsa bile Boba’nın derdi kan dökmek değildi. Konuşarak bir anlaşmaya varmak için hazırlansalar bile peşlerinden yine hemen bir gemi daha indi ve bir anda bir grup Storm Trooper bölgeye giriş yaptı. Boba Fett ve önceki sezon öldüğünü sandığımız Fennec Shand (Boba onu kurtardığı için ona hizmet ediyor) birlikte askerleri durdurmaya çalışırken Mando’muz Grogu’yu alıp kaçmaya çalışıyor ama Grogu’nun içinde olduğu enerji duvarından geçemiyor. Diğer ikili aksiyonu bol ve heyecanlı savaş sekansları ile askerlerle savaşıyor. Bir süre sonra Babo, Razor Crest’in içinde zırhının olduğunu bilip gidip giyiniyor hemen. Zırhıyla daha iyi dövüşler yaparken özlediğimiz Boba Fett ekranlara geri dönüyor (Biraz şişman ve yaşlı olarak ama olsun). Askerler, bir süre sonra Mando’nun da savaşa girmesiyle artık pek dayanamayıp kaçıyorlar. Kaçarken gemilerini de Boba Fett vuruyor. Her şey bitmiş gibi gözükse de hiç bitmediğine o kadar emindim ki bir yerden Moff Gidion çıkar diye bekledim. Bu olmasa bile gökyüzünden gelen bir ışın ile Razor Crest yok oluyor ve ardından 4 tane DarkTrooper alana inip Grogu’yu kaçırıyor. (Grogu o kadar enerji gönderdikten sonra yorulup dinleniyordu).

Mando’muzun uzay gemisi gitti, Grogu’su gitti. Perişan halde gemi kalıntılarından Grogu’nun sevdiği vites topunu ve önceki bölümde kazandığı beskar mızrağını alıp Boba’nın yanına geliyor. Boba zırhının nesillerdir beri onun ailesinden olduğunu kanıtladıktan sonra “Anlaşma gereği çocuğun sağlığını koruyacağımızı söylemiştik o yüzden sana yardım edeceğiz” şeklinde karşılık veriyorlar. Yardıma katılacak bir ekibin olması ve Boba’yı daha çok göreceğimi duymak hoş bir şey. Onların yanına diğer kişiler de katılırsa çok güzel bir yöne doğru gideceklerdir. Ekipte Ahsoka hariç herkesi göreceğimizi düşünüyorum özellikle Bo Katan’ı çünkü DarkSaber’ın peşinde. Bunların dışında pek başka birileri gelir mi emin değilim ama bölümün sonunda Cara Dune’nun yanına bir hapishaneden adam almaya gitti Mandomuz. Sanki ilk sezon görmüştük o adamı ama güvenmek konusunda emin değilim. Ha bunların dışında ek olarak Ahsoka’nın derdi General Thrawn idi eğer o da bir yerden çıkıp bağlanırsa olaya onu da geri görebiliriz.

Bölümün sonunda Grogu’nun güçlerinin Storm Trooper boğacak kadar güçlü olduğunu görmek hoştu. Midichlorian için onu kullanacaklar belli ama bu olur mu nasıl olur onu bilmiyorum. Seri olarak en sonuncu üçlemeye bağlayacakları ile ilgili teoriler vardı ama bunu hiç istemiyorum. O serinin varlığının unutulması lazım ama illa bağlanacak gibi duruyor. Snoke’un doğuşunu ele alabilirler. Star Wars oldukça izlemeye mahkumuz ama güzel mantıklı olmasını isterim.

Mantıklı olmak derken aklıma geldi bu bölümde Mando’muz jetpackini çıkardı ama sonra niye giymedi hiç anlamıyorum o kadar yürüyerek in çık ne zahmet çekti o tepede. Oradaki bu mantıksızlık dikkatimi çekti ama umursamadım o kadar.