Animatrix (2003) İnceleme

Matrix serisinin animasyon tarzda farklı farklı ekipler tarafından oluşturulmuş 9 hikayeden oluşan ek filmidir. Farklı ekiplerin yarattığı farklı perspektifler sayesinde Matrix evrenine hoş bir bakış atmaktadır. Ek bir film olarak gözükse de original üçlemenin felsefi anlamına çok yakın bir konumdadır.

Bu 9 farklı hikaye arasındaki İkinci Rönesans olarak adlandırılan, Matrix’te bahsi geçen robotların insanlarla olan savaşını ve dünyanın sonunu anlattığı kısmı görsellemektedir ve çok mükemmeldir. Bu kısımların animasyon ekibinin başında Mahiro Maeda adlı yönetmenimiz bulunuyor ve kendisi Kill Bill‘deki o kısa animasyon bölümünün de yapım ekibindeydi. Bunların dışındaki diğer bölümler seriye hikaye anlamında direkt etkisi olmasa bile o evren ve düşünceyi çok güzel ele almaktadırlar. İkinci Rönesans bölümleri dışında en çok hoşuma giden diğer bölüm ise bir kadının kedisini aramaya koyulması sonucu belli bir bölgedeki simülasyonun bozulması sonucu yer çekiminin alt üst olduğu kısımdı. Çizimi ayrı güzel ve çocuklarla orada eğlencenin tadını çıkarmaları da keyifliydi. Bu kısım aslında Andrei Tarkovski‘nin Stalker filminden ilham alınarak oluşturulmuştur. Bu detayı da duyduktan sonra o bölüme olan sevgim daha da artmıştı.

Anime tarzında olmasına rağmen herkesin seveceğini düşündüğüm bir hali var. Cyberpunk tarzının önemli eserlerinden olan Matrix serisini veya türü seviyorsanız garanti izlemeniz gereken minik bir animasyon filmidir. Yakın zamanda çıkmış olan Love Death + Robots animasyon filmleri de benzer mantıkla çekilmiş ve yine bilim kurgu tarafı ağır basan bir seriydi. Birini seven diğerini de sevecektir diyerek ikisi arasında da bir köprü kurayım.

The Stalker (1972) İnceleme

Bu filme bilim kurgu demek de olmaz, dini anlamda bir takım duyguları aktarıyor demek de olmaz. Bu filmin iki yönde de kesiştiği bir felsefesi vardır. Andrei Tarkovski‘nin bu eserinde iki yönlü de anlamlar katabileceğimiz bu filmi yarattığı ortamla ağır bir etki bırakıyor. 2 saat 40 dakikalık uzunluğu ile de ağır ağır izliyoruz. Filmin bir kere çekildiği ortam çok etkileyici, Estonya’da eski bir nükleer santralde çekiliyor. O harap yıkılmış mekan görsel anlamda değişik gelse de çekim sonrası bir çok çalışanın kanser olmasına neden olmuştur. Böyle gerçekçi mekan kullanımını izlemesi çok keyifli olsa bile bu acı durumları duymak üzüyor.

Bir iz sürücü, bir yazar ve bir bilim adamıyla bir meteor düşmesi sonucu oluşmuş Bölge’ye olan yolculuklarını izliyoruz. Bölge çok ilginç bir yerdir. Meteor düşerek oluştuğu söylense bile meteor bulunamamıştır. Bölge’de Oda adı verilen bir yer daha vardır ve asıl buraya gitmek istemektedirler. Bu Oda içinizdeki arzuların gerçekleştiği, dileklerin var olduğu bir mekandır. Bu kısımlar bilim kurgu durduğu kadar aynı zamanda manevi anlamları vardır. Bölge cenneti simgelemektedir ve bir kıyamet sonrası oluşmuştur. İnsanların Oda’ya ulaşıp istediklerine ulaşması da bunu göstermektedir. İz sürücümüzü vahiy indiren peygamber gibi yorumlanabilir, Oda’ya ulaşmak için yol gösterir. Yazar ve bilim adamımız normal akılcı insandır. Yaşamlarımda hep algılarının el verdiği şekilde çalışmalar koymuşlardır onun için bölgede olan sezgilerle ulaşılan hakikate biraz uzaktırlar. İnsani doğrularımız da hep bir değişim içinde onun için buradaki olanları algılamamız zordur. Bölge de değişken bu yapısı ile kafa karıştırıcıdır. Bilim adamı ve yazarın istekleri genelde daha somut ve dünyevi şeylerdir ama İz sürücüsünün orada bulduğu şey bambaşkadır. İz sürücüsü orada kutsal anlamlar bulmaktadır, onun için orası ibadet gördüğü yer gibidir. İnsanlar oraya somut mutluluklar için gitmek istese de İz sürücüsü oraya getirdiği insanlara bir şeyler aktarabilme duygusu ile mutlu olmaktadır. Film bu anlamda insanın her iki düşünce ve duyguya da ihtiyaç duyduğunu çok güzel işlemiştir. İnsan rasyonel düşünmesi gerektiği gibi her hangi bir inanca da ihtiyaç duyar. Çoğu insan bunu manevi ihtiyacı ya müzikle ya sanatla ya da dinle doldurur.

Filmde gerçek dünya ilk başta tek renk ve kasvet içindedir. İzlerken aşırı yoran bu renk tonu cidden o karamsarlığı verir. Ama sonrasında Bölge’ye geçtiklerinde renkler normalleşir ve doğanın o güzel sesleri, canlılığı ile cennete ulaşmış gibi rahatlarız. Onun dışında İz sürücü’nün Bölge oluşumundan etkilenmiş kızının değişik özelliklerini filmin sonuna kadar bilmeyiz. Filmin sonunda 3 bardak ve kızını otururken görürüz. Bu bardakların her biri karakterlerimizia simgeliyormuş. Kırmızı sıvı dolu olan kimya lablarında görebileceğimiz türden bardak bilim adamımızı, garip nesnelerin bulduğu kavanoz ise yazarı, boş uzun bardak ise İz sürücümüzü temsil ediyor. Temiz ve saf uzun bir bardaktır. Kız özel güçleriyle bardakları hareket ettirirken sadece İz sürücüsünün bardağı yere düşüyor. Bu da umudu kaybedişi işaret ediyor çünkü İz sürücüsü eve geri geldiğinde hastalanıp insanlığa olan umudunu yitirdiğini anlatıyordu. Diğer iki adam ne kadar bir macera yaşamış olsa da istedikleri şeye ulaşamadılar veya hayatları çok da değişmemiştir. Her ikisi de masada biraz hareket etse bile yine aynıdırlar. Bunun nedeni asıl istedikleri şeyi bilmiyorlardı.

İzlerken daha çok duygu ve anlamı buluyorsunuz. Burada anlattıklarımız bir kısmı sadece. Siz de hayatınızda zihniniz kadar maneviyatınızı doldurma yollarını unutmayın çünkü insan olmak bunu gerektirir.