Seven Samurai (1954) İnceleme

Uzun süredir yazmak için ertelemiştin ama sinemaya büyük ilham ve beni çok etkilemiş bu şaheser filmi konuşmanın bence zamanı geldi. Nasıl siyah beyaz filmlere girişim Schindler’s List ile olmuşsa bu filmde Japon sinemasına giriş noktamdı. Hatta birçok kişi Japon sinemasına bu filmle girmiştir diye tahmin ediyorum. Şuan bile izlediğimiz birçok film ve dizide hala etkilerini gösteren mükemmel bir klasik filmdir. The Magnificent Seven, The Matrix, Star Wars, The Lord of The Rings, Django Unchained başlı olmak üzere çekim teknikleri ile, görsel duruşu ile ve de hikayesi ile büyük etkisini gösteren bir filmdir. Replikleri olsun, içerisindeki karakterlerin davranışları olsun hikayesinin originalliği hala buram buram sinemada etkisini tüttürüyor. Akira Kurosawa sevgim sitede yazdığım çoğu yazıda görülüyor ama bu filmin daha özel bir yeri var.

3 saat 24 dakikalık bu destansı samuray filmi, genel olarak Japonya’nın iç isyanlar nedeniyle çiftçilerin çektiği haydut sıkıntılarına odaklanan ve bu konuda yardım etmesi için samuray kiralamayı planlama hikayesini ele alır. Bu saldırılara karşı kendisini koruyamayan çiftçilerin büyükbabasından 4 tane samuray tutma fikri alırlar. Bu samurayların karnı aç olmasını ister çünkü ellerinde sadece pirinçleri vardır. Resmen böyle zorlu bir iş için karın tokluğuna çalıştırılacak tam 4 tane samuray bulmaları gerekmektedir. Çoğu kişiden red yeseler bile en sonunda hafif yaşına almış Kambei adındaki samurayı ikna ederler. Onunla birlikte bir tane genç bir samuray, Kambei’nin orada karşılaştığı eski bir dostu ve çeşitli oyunlar sayesinde ikna ettikleri 3 samuray daha katılır. Bir tane de kendisini aşırı üstte gören, samuray nasıl davranırsa ondan o kadar uzak hareket eden Kikuchiyo adında bir samuray daha peşlerine düşer. Toshiro Mifune’nin canlandırdığı bu karakter, eğlenceli olduğu kadar sinir bozucu yanları da vardır. Sonrasında onun aslında bir çiftçinin oğlu olduğunu, samuraylık belgesini de ufak bir çocuktan çaldığı ortaya çıkar. Ekip ne kadar umursamasa da o da bu görevde ukala tavırlarıyla katılmıştır. Büyükbaba daha fazla samuray bulacaklarını bildiği için 4 tane samuray istemişti. Sonrasında 7 samuray köylülerle beraber savaş stratejileri geliştirmeye başlar. Yapılacak çok şey vardır ve her birinin ayrı ayrı hazırlık yaptığı ve ortaya çok iyi bir savunma çıkar. Birer birer haydut avladıkları ama bir o kadar da zorlu mücadelelerin döndüğü efsanevi sahnelere kucak açar filmimiz. Karşı taraftan adam azaldığı gibi samuraylardan da kayıplar verilir. Bu mücadele kapsamında 4 samurayın ölümü gerçekleşir. Kambei’nin filmin başında hiçbir savaşı galip gelmediğini söylediğini hatırlarız çünkü filmin sonunda da kaybetmişlerdir. “Yine biz yenildik.” der Kambei,”Çiftçiler kazandı, biz değil” diyerek filmin son cümlesi ile kalbimizden vurmuşçasına etkileniriz.

Zaten filmin başından beri köylülerin samuraylara olan bir ön yargıları da mevcuttur. Ha haydut, ha samuray ikisine de aynı kötülükte görmektedirler. Onun için samuraylar köye ilk vardığında karşılamaya bile gelmezler ama haydut saldırısı sesini duyar duymaz ayaklarına kapanırlar. Onun dışında yiyeceğimiz az demelerine karşın evlerinin altında sakladıkları değerli yemekleri son savaştıkları gece samuraylara da sunmaları ile köylülerin ne derece dürüst oldukları ortadadır. Bir de öncesinde savaştan kaçan birçok samurayı öldürüp zırhlarını saklayacak kadar zalimlikleri de mevcuttur. Samuraylara olan bu nefretleri genelde samurayların kadınlara olan düşkünlüğü gibi nedenleri vardır. Filmde de bir adam ne kadar kızının saçlarını kesmiş olsa bile o genç samuray ile aşk yoluna gitmişlerdir.

Filmde birçok original karakterin var olması ve hepsini sevmeme rağmen içlerinden en çok Kikuçiyo’yu sevmekteyim. Zaten kendisinin de zamanında köylü olmasından dolayı onları anlayan ve yaptıkları kurnazlıklar dahil bir çok tavırlarını bilen birisidir. Biraz deli gibi eğlenceli haliyle aslında bilgisini ve cesaretini de konuşturabilen birisidir. Çiftçi hayatının zorluğundan uzaklaşmak için samuray gibi takılmayı tercih etmiş ama aslında güzel bir insandır. Sonlardaki bebekle olan sahne ile çok üzüldüğüm bir ana sahiptir.

Uzun bir film ama karakter oluşturması ve senaryonun eşsiz bir yapım olması ile Akira Kurosawa’nın görüntü anlamındaki usta becerisinin birleşmesi ile böyle bir şaheser doğmaktadır. Sadece kahramanlığı ele almayan insanların acizliğine de dokunan bir tarafı da var. Bu gibi özelliğinin üzerine çeşitli karakter tipleri ile senaryo ve hikayede derin bir etkiye neden olmuştur. Savaş sahneleri ile o zamanlarda nasıl böyle şeyler çekebilmişler diye hayrete girdiğim bir filmdi. Kaç kere izlediğim bilinmez ama şuan yine açıp izleyeceğimi biliyorum.

Kurosawa’nın önceki mesleğinin ressam olması sonucu ekranda çok güzel sahnelere yansıttığını biliyoruz ama bunu diğer o meşhur yönetmenlerden ayıran kısmı tam filme ideal şekilde sahne kompozisyonunu yönetmesidir. Şuan gelmiş geçmiş çoğu yönetmenin ilk ilham kaynağı olması ve bolca övülmesi bir yana diğer yönetmenlere ilham olan temel özelliği filmin detaylarını oluşturan kısımları o zamanlardan düşünüp kurgulamasıdır. Mesela Tarkovski’nin fotoğraf gibi sahneleri çoktur ve bununla överiz ama Kurosawa’da fotoğraf gibi sahnenin filme adapte olmuş haliyle çektiğini görürüz. Sinemanın gücünü hatta belki de sinemanın sanat olarak anılmasını sağlamış bir yönetmenliktir. Zaten Tarkovski’den tutun Ingmar Bergman’a oradan da tüm yönetmenlerin konuşmalarını dinleyin. Akira Kurosawa’ya olan saygılarını uzun uzadıya anlatmaktadırlar. Benim burada anlattığım kendi ufak yorumumdan başka bir şey değildir zaten.

“Bizi koruyacak bir tanrı yok mu? Toprak vergisi! Zorunlu işçilik! Savaş! Kuraklık! Şimdi de, haydutlar! Tanrılar, biz çiftçilerin açlıktan ölmesini istiyor olmalı.”

Sanjuro (1962) İnceleme

Önceki yazımda da bahsettiğim Kurosawa‘nın ses getiren filmi Yojimbo sonrası hemen bu film yani Sanjuro çekiliyor. Bir seri olması planlanıyor ama büyük değişiklikler geçirdiğinden farklı bir film olarak ortaya çıkıyor. Bu filmdeki ana karakterimiz Yojimbo’daki ana karakterin kardeşi olarak düşünülüyor ama aynı usta oyuncu Toshiro Mifune canlandırıyor. Her iki filmde de karakterler Sanjuro şeklinde adlandırılıyorlar. Sanjuro’nun kelime anlamı “30 yaşında”dır vr Sanjuro karakteri şuan pek çok animeye veya filme ilham olmuş bir karakter tiplemesi olduğundan bahsedilir. Hiç bir şeyi umursamayan, tek derdi yemek ve keyfi olan ama zekası ve gücüyle çok ileri bir karakterdir. Bu anti-hero özellikleri ile izleyene kendisini sevdiren bir yapısı vardır ve hala bu tip karakterleri sinemada severek görüyoruz.

Gezgin bir samuray olan Sanjuro ufak bir siyaset oyununun içine çekilir. Bir klanın Baş Müfettişi, muhasebeci gibi bir adamı yolsuzluk faaliyetlerine dahil ederek klanı ele geçirmeyi planlıyor. Dokuz genç samuray, müfettiş Kikui’ye bunu anlatır ve hepsiyle bir yerde toplanmak için anlaşır. Dokuz kişi bunu bir tapınakta tartışmak için gizlice buluştuğunda, uyuyan samuray Sanjuro onlara düzenlenecek saldırıya kulak misafiri olur. Hemen onları Kikui’ye güvenmemeleri konusunda uyarır. İlk başta ona inanmasalar da, onları Kikui’nin hizmetkârlarının tuzağından kurtararak kendini kanıtlar. Ancak gitmek üzereyken, Mutsuta’nın ve ailesinin artık tehlikede olduğunu anlar ve yardım etmeye karar verir. Destekçilerin sayısı çok fazla olduğundan, Müfettişin kötü planında başarılı olmamasını sağlamak için Sanjuro’nun tüm kurnazlığı ve kılıç yeteneği önemli hale gelir.

Film çok eğlenceli, akıcıdır. Akira Kurosawa’yı tanıyanlar zaten görüntü anlamında ne kadar güzel şeyler izleyeceğini bilirler. Hikayesi ile de beğendiğim bir yapım.

Samurai Rebellion (1967) İnceleme

Masaki Kobayashi ile Japon sinemasına dönüş yapalım. Bu film isminden dolayı samuray filmi olsa bile dövüş sekansları azdır. Son 30dklık kısımda vardır onun dışında diyaloglarıyla olayı işleyen güzel anlatımlı bir filmdir. Merkezinde aile yapısını ortaya koyan, samuraylık felsefesinin bile önüne koyan bir tür baş kaldırıyı anlatır. Yine diğer filmlerindeki gibi toplumsal meseleleri özele indiren bunları bütünleyen yapısı vardır.

Hikayede Edo’daki bir derebeylikte geçmektedir. Sasahara ailesi bu beyliğin hizmetinde çalışmaktadır. Oğlu da evlenme çağına gelmiştir. Bunun üzerine İsabura’ya Handedan Beyi’nden bir emir gelir. İsabura’nın oğlunun Hanedan Beyi’nin eski metresiyle evlendirilmesi emretmektedir. Hanedan Bey’i kendisine yeni bir metres almıştır ve eski metresin davranışlarından hoşnut değildir. İsabura bu emri uygulamamak istemese de oğlu bunu kabul eder. Film bu kısımlarda aileden çok metrese odaklanır. Kendisi hanedan neslini devamının sağlanması için kaleye alınmış ve istenilen varisin doğumundan sonra yollanmıştır. Sonrasında Hanedan Bey’inin ölümü üzerine geri bir emirle metresi çağırırlar. Bu emir ile daha da aile onurları kırılan Sasahara ailesi, bu emri reddederek hanedanlığı karşılarına alırlar.

Film kendisini hemen belli eden Kobayashi teknikleri ile doludur. Görüntü anlamında çok güzel olduğu kadar konuşmalar ve diyalogları ile de sıkmadan çok iyi hikayeyi aktarır. Verdiği mesajlarla daha da keyifli izlenim sunar.

High and Low (1963) Spoilerlı İnceleme

Mr.Gondo

Bu sefer Kurosawa’dan yine bir Japon samuray filmi yok ya da Sheakespeare veya Dostoyevski uyarlaması bir film de değil bu. Film sınıf farklılıkların olduğu bir ülkedeki işlenmiş bir çocuk kaçırma hikayesini ele alıyor.  Bu iki uç noktalarımız tepede çok lüks bir evinde yaşayan zengin bir ayakkabı şirketinin yöneticisi ile hemen tepenin altında yaşayan kötü bir adam. Bu filmde de insanlara daha iyi ilişki kurmayı, bulundukları ortamı iyi kavramayı aşılayan bir yapı içindedir. 

Filmi iki parçada düşünebiliriz birisi bayağı detaylı düşünülmüş bir çocuk kaçırılması anını nerede ise sadece bir tepedeki evin içinde anlatmaktadır. İkinci kısım ise fidyenin ödendikten sonraki suçluyu yakalama çalışmalarına odaklanmaktadır. Mr. Gondo dediğim gibi bir ayakkabı firmasında ortak yöneticilerden biridir ve şirket içinde belli entrikalarla kumarların döndüğü bir durumun içerisindedir. Ama büyük bir servetini ortaya koyarak şirkettin iyiye gitmesi yönünde fikirlerini uygulayabilmek adına hisselerin çoğunu almak için çeşitli anlaşmalar yapmıştır. Akşama yardımcısını bir şehre gönderip bu planını zafere götüren hamlesini yapacaktır. Ama ne yazık ki çocuğunun kaçırıldığının haberini alır. Kaçıran kişi alışılmışın dışında çok yüksek meblağda para istemektedir ve Mr.Gondo, bu parayı verirse o zafere götürecek hamlesini asla gerçekleşmeyecektir. Bu parayı vermeye hemen hazırdır çünkü kaçırılan kendi öz çocuğudur. Ama hemen sonrasında odaya kendi çocuğu giriyor bunun şaşkınlığı ile ne olduğunu anlamıyor. Ama bundan önceki sahnelerde çocuğu şoförünün oğluyla oyunlar oynuyordu ve bir kısımda karakterlerini değiştirmişlerdi oyun içerisinde bu yüzden birbirlerinin kıyafetlerini giymişlerdi. Kaçıran kişi de farkı anlamadığı için şoförün çocuğunu kaçırmıştı. Bunun üzerine hemen polise haber verirler ve dedektifler kayıt izleme sistemlerini kurup Mr.Gondo ile iş birliğine girerler. Kaçıran kişi yanlış çocuğu kaçırdığını anlamasına rağmen Mr.Gondo’nun tüm servetini mahvetmeye kararlıdır. Mr. Gondo buna pek sıcak bakmamaktadır doğal olarak o paraya ihtiyacı vardır ve şoförün oğluna vermek için değerli görmemektedir. Dedektifler biraz ödemesi için teşvik etse bile “Kendi hayatını koruma hakkına sahipsin” diyorlar. Mr.Gondo uzun stresli düşüncelerinden sonra fidyeyi ödemeyi kabul ediyor. Her sahnedeki her karakterin duyguları çok iyi yansıtılıyor. Bir trende değiş tokuşun olacağını, ne tip çantaya hangi miktarlarda para konulacağına kadar detaylı bir teslimat planı sunuyor kaçıran kişi. Çantanın içerisine yanınca veya suya falan atılınca belli renkte duman çıkaracak maddeler yerleştiriyorlar böylece kaçıran kişi eğer çantadan kurtulmak isterse konumu belli olsun diye. Trende iken kaçırandan bir telefon gelir ve parayı camdan aşağı atmasını ister çocuk trende değil dışarıdadır. Mr.Gondo çaresizlikle çantaları atar ve çocuğu sağ salim kurtarırlar. Bu olaydan ötürü gazetelerde Mr.Gondo bir kahraman olarak duyurulur ama parasının çoğu gittiğin şirkete büyük bir borcu kalmıştır. 

Bu kısımdan sonra filmin suçluyu yakalamak adına olan polislerin yaptığı çalışmalarla geçmektedir. Şoför ise aşırı kendisini kötü hissetmektedir ve çocuğunu kaçıran hakkında bilgileri hatırlaması için aşırı zorlamaktadır. Polisler çocuğu alıp kaçıranın yol haritasını bulmak isterler ama şoför çoktan yola koyulmuştur. Polis ve şoförün birbirinden habersiz ayrı ayrı ipuçlarını takip edip aynı yerde buluşurlar. Çocuk kaçıranın evini bulur ama içeriye girdiklerinde ölmüş bedenler bulurlar. Yüksek doz eroin almışlardır ve bu oran sadece sağlık alanında birilerinde olacağı düşünülür. Olay yerini incelediklerinde bir not da bulurlar ve bu not ölen kişilerin de üstünde birinin olduğunu göstermektedir. Kaçırılan çocuğun beyanlarına göre kaçıranın elinde bir yara vardır. Çok geçmeden bir yerde o çantalara yerleştirdikleri duman yayılmaya başlar ve araştırmalarına göre yakında bir hastaneden biri getirip orada yakmıştır. Polisler hastanede gizli gözlemlerini yapmaktadırlar ve bu özelliklere uyan bir stajyeri saptarlar. Polis, direkt yakalamanın doğru olmadığını çünkü eğer şimdi yakalarlarsa suçlunun 15 yıl hapis yiyeceğini bilmektedirler. Bir adamın hayatını mahveden biri için aşırı az bir cezadır. Onun için kaçıran kişinin yine overdose bir cinayete teşebbüs etmesi için bir tuzak kurarlar. Sanki o ölenler hiç ölmemiş gibi kaçıran kişiye bir not daha hazırlarlar diğer nota benzer ve gazetelerde fidyeye verilen paraların bazılarının harcandığını yayarlar. Kaçıran kişi panikle yine eroin alıp onları öldürmek için oraya gelecektir. Ama ondan önce malı alıp denemek ister. Varoş bir mahallede çaresiz bir kadını alıp otel odasında eroini dener. Bu sahneler güzel bir takip sekansına sahiptir. Sonrasında eve gelip öldürmek için içeri girecekken polisler tarafından yakalanır. Mr.Gondo’nun parasının çoğunu kurtarırlar ama çok geçtir artık haciz kapısına gelmiştir çoktan. Kaçıran kişi idam cezasına çarptırılır ama Mr.Gondo ile görüşmek ister. Mr.Gondo artık küçük bir fabrikası vardır daha az kazanıyordur ama özgür bir yönetime sahiptir. Suçlu pişman olmadığını her gün o aşağılık yerden o tepedeki eve bakmanın rahatsızlığını ve kıskançlığını anlatır. Mr.Gondo da çok çalışarak geldiği bu konumdan dolayı neden birbirlerinden nefret etmeleri gerektiğini sorar. Bu kısımda çekimler aşırı hoş ele alınmıştır karakterlerin arasında cam vardır ama birinin yüzünü çekerken diğerini de yansımadan görmek durumun derinliğini geliştirmektedir. 

Çantaya koydukları işaret yanarken

Film yine siyah beyaz olmasına rağmen ışıkları ve ambiyansı ile göze hiç batmamaktadır. Karanlıklarda gölgeler tamamlanır, dar açıklıklarla ışığa ulaşan bir açısı vardır. İyi ve kötünün insanların içerisinde bulunduğunu yaptıkları bir iki kararla ne kadar birbirlerine benzeyeceklerini gösteren filmdir. Tüm filmlerinin neredeyse ortak noktası olan birleştiriciliği yine bu filmde de ön plandadır. Polisiye dram filmidir sevenlere önerilir.