50m2 (2021 – ) İlk Sezon İnceleme

Türkiye’de yapımcıların televizyon dizilerinden uzaklaşıp Netflix gibi mecralarda işlerini sergilemeleri kendi içlerinde başarılı olsa da yine de pek çok klişeden kaçamıyorlar. Ailesini arayan ana karakter, mafyalar ve sıcak bir mahale ortamı kelimelerini sıralasam aklınızda bir tasvir oluşur sanırım. Klişe ve bildiğimiz şeyler var ama bu diziyi iyi yapan kısımları da yerine göre baya sağlam.

Öncelikle karakterler temadan dolayı ne kadar hep gördüğümüz tipler olsa bile canlandırılması ve oyunculuklarını gayet beğendim. Ana karakterin tarzı ve kişiliği oyuncuyla çok güzel bir hayat bulmuş. İzledikçe izlettiren bir aurası olduğu kesin. Dizideki pek çok açıdan en merkezde bulunması ve bunları bir bir ağaç dalı gibi açtığı haliyle dizi boyunca gelişimini izlemek güzeldi. Onun dışında yan karakterlerden Muhtar ve Turan’ı izlemeyi çok sevdim. İçerisinde ufak şaka ve mizahın tonunu en iyi yakalayan karakterler onlardı. Onun dışında alıştığımız bir Türk mahallesi yine bizlerleydi.

İyi yön olarak bir başka konudan bahsedeceğim ama bunun iyi mi kötü mü olduğu tam bilemedim. Senaryodaki detayların şans eseri yerini bulması cidden görüşüm konusunda bir ayrılığa düşürdü. Burada şöyle bir olay oldu ama nasıl olduysa şans eseri buna vesile oldu dediğimiz anlardan bahsediyorum. Dizinin normalde kalitesini düşürecek unsurlar olmasına rağmen geniş açıdan incelediğimizde asla gözümüze batmayan şeylerdi. Bu yüzden bunu iyi kısmı olarak nitelendireceğim sanırım.

Bir başka güzel kısmı ise senaryodaki ciddiyet ve mizah oranını güzel dengelemesidir. Leyla ile Mecnun’u izlememiş biri olarak benzer espri ve şaka temasının bulunduğunu duydum. Bu tarz ufak mizahların akabinde aksiyonu ve gerilimi artırıp ilerlemesi dengeyi tutturduğu gibi güzel bir iş çıkartmış.

Şimdi gelelim eksilerin olduğu kısıma ve bu konuda öncelikle senaryonun fi tarihinden beri ekranda gördüğümüz bir senaryo olmasına. Televizyonda kaç bin tane mafya dizisi var bilmiyorum ama olması gerektiğinden çok fazla olduğuna eminim. Bu dizi de direkt bu tarz temasıyla karşımıza geliyor. Gölge ismindeki adamın Servet denen mafya babası ile çalışırken hayatını ve ailesini etkilemiş bir takım bilgiler edinmesi sonucu bu ikili arasında oluşan düşmanlığa odaklanıyor diyebiliriz. İlk bölümü izlerken Netflix’e yapa yapa bu konuda bir dizi mi yaptınız cidden diye sitem etmiştim. Bir televizyon dizisinin sahip olduğu klişe temanın ötesinde pek çok klişeyi de beraberinde getiriyordu. Diyaloglar aşırı derecede gereksiz ve kötü yazılmıştı. Telefonda açık adres öldürme planı falan yapıyorlar. Gerçek hayatta olabiliritesi düşük ve resmen en arka koltuktaki seyirci de anlasın mantığında yazılmış konuşmalardı. Görsel anlamda rahat açıklayabileceğin bir konuyu sözel anlamda illa açıklamaya başlaması beni bir şeyi izlerken aşırı sıkar ve üzer. Ama izledikçe en yukarıda saydığım pek çok olumlu yanı ile bu klişeliği ve mantıksız diyalog yazımlarını biraz da olsa kompanze etmeyi başardığını düşünüyorum.

Bu dizinin konusu ve işleyişi her ne kadar bildiğimiz bir konu olsa bile genel mizah ve kendine has havası ile bir fark koymayı başarmışa benziyor. Diziye ismini de veren 50 metre karelik dükkanın geniş bir öneme sahip olması çok güzel bir bağlama yöntemi idi. Ama bu senaryo yapısında bu oranı bu mekanda tutturabilen bir dizinin ikinci sezonunun olmaması gerektiğini düşünüyorum. Her şey iyi de olsa kötü de olsa o son bölümde bitmeliydi. Çünkü aslında pek çok bağlantı ve son hali hazırda kurulmuş gibiydi. Tüm bunlara rağmen yine de klasik Türk dizisi mantığı muammada bırakan finali ile hadi bakalım ne görücez daha dedirtti.

Son olarak dizinin kötü bir dizi olduğunu savunmuyorum ama yaptığı bu klasik havası ile de çok yüksek puanı da alamıyor maalesef. Puan anlamında 7’den yüksek ama asla bir 8 olmayan bir sınır getirebilirim. Pek sanmıyorum ama eğer başarır da ikinci sezon klişelerinden fazlasıyla arınmış bir yapım olursa puanım ciddi anlamda yükselebilir. Şuanlık izlenebilir mi? Evet gayet izlenir.

Bir Başkadır (2020) İnceleme

Berkun Oya tarafından hem yazılan hem yönetilen ve birçok noktası ile farklı bir haz katan bir 8 bölümlük dizidir. Türk dizisi olması ve ele aldığı konu itibari ile büyük önyargı ile başlayıp sonrasında çok keyif aldığım ve bayağı etkileyen bir hal aldı.

Dizinin temelinde Türkiye’deki ya da özellikle İstanbul’daki çeşitli insanların hayatlarının ve görüşlerinin farklarını ortaya koyan ve bunu belli bir taraf tutmadan tamamen gözlemci konumundan aktaran bir hikayesi var. Özellikle ilk iki bölümünde bu farkı biraz taraflı ele alırlar diye hep bir çekinerek izledim ama sonrasında bunu yapmadığını görmek hoştu. Dizi bu farklı görüşlere bir yargı koymadan, onları eleştirmeden sade sade gösteriyor. O kadar sade ele alıyor ki karakterlerde her ne kadar bize benzeyen özellikler bulsak bile onlara empati kurmamız çok hızlı olmuyor. Onları bizlere yavaş yavaş ve hissettirmeden sevdiriyor.

Hiç bu kadar iyi bir Türkiye portresi çizebilen bir Türk dizisi gördüğümden emin değilim açıkçası. Genelde Türk dizilerinde İstanbul’un hep iyi, güzel tarafları çekilir yani tamamen yurtdışına pazarlama bakış açısı ile hareket ederler. İşte koca koca gökdelenleri gösterirler, boğazı, köprüyü çok iyi açıdan ele alırlar ama orada yaşayan bizler biliriz ki hemen oranın altında iğrenç bir inşaat vardır veya kötü yerleşimleri düzensizliği göstermezler asla. Bu dizi ise hepsini ortaya alarak tüm gerçekliği tek karede gösterebilen bir iş yapmıştır. Bunun yanında iç mekan tasarımları olsun yaşantılar olsun aşırı gerçekçidir ki biliriz yani bu ülkede de böyle bir insan var. Böyle bir ev var. Hissederiz yani onları, oraları.

Dizinin görüntü anlamında bu kadar fotoğraf gibi sahnelere sahip olması beni aşırı şaşırtan bir unsur oldu. Her karesi ayrı güzel düşünülmüş açılarla birbirlerine servis yapan bir konumda harmanlanmış resmen. Karşımızda Yabancı sinemadan ve Türk sinemasından (Yeşilçam) etkilendiği ve bu kısımları birbirine güzelce karıştırarak oluşturduğu bir yemek var. Yedikçe o farklı ezgi ve tatlara çok güzel ulaşıyorsunuz. Karakterlerin farklarını da tek bir ekranda gösterirken çok güzel dekorlarla bunu iyi yansıtıyor. Örnek olarak psikolog Peri ve Meryem’i tek bir karede gösterirken Peri’nin arkası böyle bir ton eşya ile dolu dolu iken Meryem’in tarafı boş temiz bir duvardır. Bunun yanında aynı sahnede Meryem’in önünde hiçbir şey yoktur, psikologa karşı biraz daha açıktır ve yakındır ama Peri’nin önünde kocaman engel gibi duran bir masa vardır. Ve bu da onun ona karşı önyargısını destekleyen güzel bir motiftir.

Dizide görüntü anlamında hoş olan şeylerden biri de geçişlerin çok yumuşak ele alınması. Mesela kadın saate bakmaya kafasını çeviriyor, bir saat görüyoruz ama bu aslında başka bir kadının baktığı saat ile oraya bir geçiş sunuyor. Ya da konuşurken vermesini beklediğimiz cevapla diğer mekanda aynı olayı anlatmasıyla oraya ışınlanıyoruz. Bunun gibi pek çok ufak numara ile çok güzel kurgulanmıştır.

Burada maddiyat vr maneviyattan bahsedilirken yapay çiçeğin bağış kutusunun yanında olması ve camii gibi devlet binasını arkasına almasıyla hoş bir detay daha bizi karşılıyor.

Peki hiç mi kötü yanı yok bu dizinin diyeceksiniz bence şu durumlarda var: Karakterler arasındaki iletişimsizliği kurmak adına biraz yavan kalan diyalogları bulunuyor. Hep kendini tekrar eden cümlelerle bunu kapatmaya çalışmışlar ama etkisi hiç olmamış. Onun dışında ilk başta kötü gibi gelen ama sonradan alıştığım bir durum var. Karakter tasarımı dış görünüşünden içine kadar bayağı uç materyallerle donatılmış gibi geliyordu. Bu tarz insanların bu ülkede varlığı ve yokluğundan bahsetmiyorum. Bu özelliklerin üzerine çok baskı kuran ve biraz karikatürize eden yönü biraz beni üzmüştü. Mesela Çukur izliyoruz, Esra Erol‘a bakıyorum ya da Game of Thrones‘un isminin geçti diyaloglar aşırı gereksiz ve olayın ciddiyetinden uzaklaştıran şeyler. Yalıdaki evinde Yılmaz Özdil izleyip Facebook postları ile bilgilendiğini düşünen Türk modeli de aşırı karikatür gibiydi. Ama dediğim gibi sonlarına doğru bunların çoğuna ya alıştım ya da görmezlikten geldim.

Biraz uzun bir yazı gibi oldu ama ben bu diziyi çok beğendim. Şahsiyet dizisi kadar birinci sırada tutmasam bile ikinci sırada kendine ait bir yeri oldu. Gerçi Şahsiyet ile karşılaştırmak çok da doğru olmaz. Her ikisinin de tarzları farklı neticede ama Türk dizisi kategorimde bu sıralama daha doğru olur.